Zeki Faik İzer Hayatı ve Sanatçı Kişiliği




Dosya:Zekifaikizer.JPG


Zeki Faik İzer


Zeki Faik İzer (d.1905 İstanbul - ö. 1988), Türk ressam.

1905 yılında İstanbul’da dünyaya gelmişti. İlköğrenimini Beykoz  Ahmet Mithat Efendi Mektebi’nde tamamladı. Sanata ilgi duyan bir ailede yetişen sanatçı küçük yaşta desenler çizmeye başlamış henüz ilkokuldayken hocası Agâh Efendi’den ilk resim derslerini almıştı. Resimle ilişkisi sonraki yıllarda da devam etmiştir: “Yağlıboya resimleri yapmak için gereken malzemeleri ona 1922’de Küçük Kemal tanıttı. Ve bir süre resimlerini de eleştirdi. Bu tavsiye ve eleştirilere en ilkel bilgilerden fırçanın nasıl tutulacağına kadar daha çok şey giriyordu.”[1]

Vefa Sultanisi’nde ortaöğrenimini tamamlamış1923’de Sanayi-i Nefise Mektebi Âlisi’ne girmemesi için bir neden kalmamıştı. 1923 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi Devlet Güzel Sanatlar Akademisine girdi. Bu okulda devrin en önemli ressamları ile tanışacak onların öğrencisi olacaktı.  Böylece  önce  Hikmet Onat  'ın ve ardından  İbrahim Çallı ’nın öğrencisi oldu.  [2]Çallı  Türk resminin en usta fırçalarından biri olduğu gibi  yeniliğe açık kişiliğiyle öğrencileri üzerinde derin etkiler bırakan bir resim öğretmeniydi.  İzer yıllar sonra Çallı hakkında şunları diyecekti: “ İbrahim Çallı  iyi hocaydı. Öğrencinin çalışmasını kendi tabiatına bırakan yumuşak bir öğretimi vardı. O zaman için Türkiye şartlarında söylenebilecek her şeyi söylüyordu.”[ ALTAN Özdemir; s.32][3]

 1928 yılında okulu birincilikle bitirerek  Paris’te Andre Lhote ve Othon Friesz’in atölyelerinde burslu olarak eğitim almak hakkını kazanmıştı. Paris onun ufkunu açacak 1928- 1932 arasında kaldığı Paris’te  genel sanat eğitimini en güzel şekilde alma fırsatını bulmasının yanı sıra  müzeler sergiler ve sanat yayınlarını görüp değerlendirmek fırsatını açacaktı. [4] Paris onun hem eğitimini hem de resim ufkunu genişleten sihirli bir dünya oldu. Batı resmine ait hemen her sanat akımının ve ustalarının çalışmaları ve felsefesi hakkında fikir sahibi olmuştu. Burada Andre Lhote ve Othon Friesz gibi önemli sanatçıların atölyelerinde resim eğitimi aldı. Ressam Lhote’un onun üzerindeki etkisi çok daha belirgin olmuştu. Bir yazısında Lhote'in üzerinde bıraktığı derin tesirler hakkında şunları diyecekti.   “Lhote, Paris’teki diğer sanat okulları gibi A. B. C.’den başlamıyordu. O esnada Paris’teki akımları ve ressamları kendi estetiği içinde inceliyordu. Bu estetik Rönesans’a dayanıyordu. Bunun yanı sıra primitiflerin de modernlerin de üzerinde duruyordu. Lhote’daki bu eğitim gündüz muayyen sanatkârların estetikleri ve pek az da teknikleri üzerineydi. Öğleden sonra da Halil Dikmen’le müzeleri dolaşıyor ya da büyük ressamların desenlerini kopya ediyordum.”[TANALTAY Dr. E.; s.38] [5]Lhote'nin etkisi 1947 yıllarına kadar yaptığı üç nü'sü üzerinde açıkça belli olmaktadır.

   

 Paris’te geçen üç yılın ardından 1932’de yurda döndü.  Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü (Gazi Muallim mektebi ve Terbiye Enstitüsü)’ne resim öğretmeni olarak atandı.[6] Bu dönemde kendisi gibi yurtdışından eğitimlerini bitirip dönen genç sanatçı arkadaşlarıyla  İstanbul Cihangir’deki o zaman adı Yavuz Apartmanı olan binanın beşinci katındaki evinde  Nurullah Berk,  Ressam Elif Naci,  Cemal Tollu ,  Abidin Dino ve heykeltıraş  Zühtü Müridoğlu ile sık sık toplanıyorlar resim sanatı ve resim konusunda neler yapabileceklerini tartışıyorlardı. Bu buluşmalar ve tartışmalar, bir resim topluluğu kurmak kararına ulaştırdı. Böylece bu evde D Grubu’nun temelini atılmış oluyordu. Sanatçı bir söyleşisinde topluluğun kurulması ile ilgili anlılarını şu şekilde aktarmıştır:  “O zamanlar yılda bir defa Türk Ressamlar Cemiyeti sergisi açılıyordu. Biz hocalarımızdan farklı sergiler açalım dedik. Avrupa’daki tahsilimiz gördüklerimiz edindiğimiz fikirler yeni ufuklar açmıştı. Sık sık sergi açmayı istiyorduk. Jüri olmayacaktı. Herkes kendi düşüncesine isteğine göre resim yapacaktı. Elif Naci hiç Avrupa’ya gitmemişti fakat bizlere katılıyordu çünkü bizlere inanıyordu.”[NİRVEN Nur; s.34] [7]

Grubun adı, Türkiye'deki dördüncü grup olmalarından ve d harfinin alfabedeki dördüncü harf olmasından kaynaklanmaktadır. Aynı sırada sanatçılardan modern Türkiye’nin kültürel kimliğini biçimlendirmelerini bekleyen devlet de bir sergi etkinliğine girişmiş ve ilki Cumhuriyet’in onuncu yılı olan 1933’e denk gelen İnkılâp Sergisi’ni düzenlemeye başlamıştı. [8] Türk resim sanatı açısından hâlen tartışılmakta olan bu sanatçı birliği 8 Ekim 1933'te İstanbul Beyoğlu’nun Narmanlı Yurdu’ndaki boş bir mağazada “Resmin Alfabesi” olarak niteledikleri karakalem desenlerinden oluşan ilk sergisini açtı. 1933 yılında açtıkları sergide girişin ücretsiz olması ve sonraki sergilerinde de bu durumun devam etmesi, sanat yapıtını halka açık tutma açısından bir yenilik olmuştu. [9]   D Grubu  konularını halka yakın seçmeleri gerektiği gibi bir takım eleştirilere önem vermeyerek, sadece sanatsal ve plastik kaygılarla konu seçimini sürdürme amacında olmuşlardı. Bir başka deyişle, özgür sanatsal yaratımdan hiç taviz vermeyen bir sanatçı birliği şeklinde hareket ediyordu. [10]  D Grubu ’nun içinde çalışmalarını sürdürmekte  olan İzer, bu yıllarda   Cumhuriyet’in onuncu yılı olan 1933’e denk gelen “İnkılâp Sergisi” için Cumhuriyet İlke ve İnkılâpları’nı ifade eden bir çalışmaya yoğunlaşmıştı.

Sanatçı 1934 yılında i Paris’e ikinci kez gitmişti. 1934- 1936 arasında ikinci kez  bulunduğu Paris’te  Tiziano Vecellio, Paolo Veronese ve Pous-sin gibi eski ustalardan kopyalar yapıyordu. Bir taraftan da  daha da olgunlaşan sanatçı kimliğiyle o yıllarda ortaya çıkan sanat akımlarını daha iyi ve çok daha yakından izlemek ve  öğrenmek fırsatını buluyordu. Bu yeni akımlar ve eski ustaların resimleri ve görüşleri onun resim sanatında derin izler bırakacaktı. Bu sırada Almanya’daki Nazi iktidarından kaçarak Türkiye’ye gelen Leopold Levy Akademi resim bölümünün başkanı olarak atanmıştı. Türk resim sanatının başlangıç yıllarında yetişen tüm ressamlarımız eğitim ve sanatlarında derin izler bırakan Levy akademi’deki yeni kadrolaşmada d Grubu sanatçılarına  ağırlıklı bir yer vermeye başlamıştı. Zeki Faik İzer de Paris'ten  döndükten sonra Levy'in yanında  ve  Akademi’de fotoğraf ve afiş hocalıkları yapmaya başlamıştı.

1936 yılında yurda dönünce “Akademi”de oluşturulan “Fotoğraf Atölyesi”nin başına geçti. Akademide fotoğraf ve afiş hocalığı yapıyordu. D Grubu’nun 1939’da Akademi salonlarında açtığı sergiye de katılmış CHP'nin Halkevleri aracılığıyla düzenlenen “Yurt Gezileri” kapsamında Eskişehir’e gitmişti.  Bu gezide birçok resim de yaptı. Fakat tam bu sıralarda  II. Dünya Savaşı  patlak vermiş Sanatçı da diğerleri gibi  ikinci kez askere alınmıştı.

1942 yılındaki  D Grubunun açtığı dördüncü sergide birincilik ödülünü kazandı. 1945 yılında savaşın sona ermesiyle oluşan ferahlama sürecinde D Grubu  üyeleri seramik sanatçısı İsmail Hakkı Oygar’ın Beyoğlu Karlman Pasajı’ndaki atölyesini sanat galerisine çevirmeye karar verdi.[11] Bununla da yetinmeyen D Grubu 12. sergisini Mart 1945’de işte bu evde açmış, Zeki Faik İzer 'de bu sergiye katılmıştı.

Sanatçı,  aynı yıl Kasım ayı 1945’de D Grubunun sanat galerisi haine getirdiği  bu galeride ilk kişisel sergisini düzenledi. Kişisel sergisi için düzenlenen davetiyenin yazısını   Ahmet Hamdi Tanpınar hazırlamıştı.[12]  [13]1947 Yılından sonraki resimlerinde Mattıse'nin etkisine giren sanatçının resimlerinde bu etki görülmeye başlamıştı. Matısse gibi çiğ renkler, bol ışıklı kontrastlar ve yarı fovist, yarı, izlenimci bir resim anlayışı oluşturdu. [14]Bu yıllar arasında büyük boyutlu resimler üretmişti.

1948- 1952 arasında Güzel Sanatlar Akademisi müdürlüğü görevine getirildi. 1946’da UNESCO’nun Uluslar arası Modern Sanat Sergisi’nde komiser olarak görevlendirilmiş 1951 yılında ise Türk Sanat Tarihi Enstitüsü’nün kuruluşunda görev almıştı. Bu yıllar arasında ürettiği çalışmalarını 1948 yılında İstanbul Fransız Konsolosluğu’nda ikinci kişisel sergisini açarak sergiledi  Bu sergi aynı zamanda onun sanat anlayışı ve tutum olarak d Grubu’ndan kopmaya başladığını gösteren bir davranıştı. “1948 sergisi ile d Grubu’ndan hem şahsen hem de fikirlerim itibarıyla ayrılmış oldum.”[ NİRVEN Nur; s.35][15]

D Grubundan kopması ile resim sanatında yeni bir anlayış ve arayış içerisine girmiş, bu arada görevleri dolayısıyla sürekli olarak yurt dışına gidip gelmeye başlamıştı.  . 1950’li yıllarda ülkede başlayan soyut resme yönelme modası sanatçıya da yansıdı.  Fakat soyut resme yönelme süreci diğer sanatçılardan daha farklı bir çizgide ve daha geç bir süreçte kendini göstermişti  “Zeki Faik İzer abstre resme geç girdi. Çünkü sanat akımlarını izleyerek resim yapmıyor kendi yapısına uygun olanı veriyordu. Abstre resimlerini yapmaya başlaması da çok sanatçımızda olduğu gibi çıkmazda olduğunu anlayıp hemen orada keserek abstraksyonun kurtarıcı kollarına atılmak şeklinde olmamıştır.”[ALTAN Özdemir; s.33] [16] Soyut resimle olan ilgisi yaklaşık on yıl sürdü.  1960’larla birlikte lirik tarzda soyutlamaya dayanan non- figüratif bir anlayışla resimler yapmaya başlayacak soyut resimden daha farklı bir kişisel anlayış oluşturmaya çabalayacaktı. " Bu resimler çizgi ve leke değerinin ön plana çıktığı hareketli dinamik fırça vuruşlarıyla tanımlanan renkçi çalışmalardır" [17]

Hayatı boyunca pek çok resim tekniği denemeye çalışan birçok sanat akımı ve  önemli ressamın eğilimlerine kapılan sanatçı farklı resim anlayışları ve resim teknikleri üzerinde çalışmayı seviyordu. 1970 yıllarında yeniden Matııse'ye duyduğu hayranlığı ifade eden çalışmalar vermeye başlamıştı. Bu anlayışlarıyla hazırladığı kolaj çalışımlarında renk, motif ve plan bakımından Matısse'nin izinden giden resimler üretmişti.

1968 yılında emekli olduktan sonra 1971- 1984 yılları arasında yurt dışında yaşamaya başladı. On dört yıllık bu süreç çalışmalarında yeni resim arayışları içerisinde dolaştığını gösteren belirtilerle doludur.  Çok renkli soyut çalışmaları bu yıllar arasında dengeli bir dinamizme ve kişisel bir olgunluğa erişerek özgün bir yoruma ulaştığını gösteren çalışmalardır. Fransa da yaşadığı bu yıllar arasında bir Almanya’ya gitmiş ve Almanya'daki gravürleri incelemiş,  gerçekçi doğa manzaralarına ait resimler üretmiştir. Fakat sanatçının Almanya gezisinden sonra yeniden soyut resme yöneldiğine şahit oluruz. Hayatının son yıllarında yaptığı halı resimleri ile  dikkati çekmektedir. Bu resimler, Türk ve Uzakdoğu resim sanatı ile çağdaş soyut resim  sanatını sentezleyen, estetik bir arayışı örnekleyen dikkati değer çalışmalardır.

 

 

İzer resmin her türlü teknik ve malzeme olanaklarından yararlanmayı ve araştırmayı seven bir sanatçıdır. Fresk ve duvar halısı üzerine de çalışmalar yapmıştır. 1983’de Akademi’nin yüzüncü kuruluş yılı nedeniyle Osman Hamdi Onur Ödülü’nü alan Zeki Faik İzer Türk resminin öncü sanatçı ve eğitici kimliklerinden birisi olarak kendisinden sonra gelen nesillerin oluşumuna da önemli katkılar sağlamıştır.

1968 yılında emekli oldu. Osman Hamdi Bey onur ödülünü 1983 yılında Akademi’nin 100. kuruluş yılı nedeniyle alan sanatçı, 1988 yılında öldü.

Sanatçının Eserlerinin Yer Aldığı Müzeler


Philidelphia Güzel Sanatlar Müzesi, ABD
Modern Sanatlar Müzesi, NewYork, ABD
Linz Müzesi, Avusturya
İstanbul Resim ve Heykel Müzesi
Ankara Resim ve Heykel Müzesi
İzmir Resim ve Heykel Müzesi


KAYNAKÇA

 

  • [1] ALTAN Özdemir; “Zeki Faik İzer” Akademi S.5 s.31-
  • [2] ÖZSEZGİN Kaya; Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Resmi Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları İstanbul 1998
  • [3] ALTAN Özdemir; “Zeki Faik İzer” Akademi S.5
  • [4] ELİBAL Gültekin; Atatürk ve Resim Heykel Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları İstanbul 1973
  • [5] TANALTAY Dr. E.; Sanat Ustalarıyla Bir Gün Sanat Çevresi Kültür ve Sanat Yayınları İstanbul 1989
  • [6] https://tr.wikipedia.org/wiki/Zeki_Faik_%C4%B0zer
  • [7] NİRVEN Nur; “Zeki Faik İzer Gelenekselden Soyuta Bir Sanat Serüveni” Türkiye’de Sanat Mayıs/ Ağustos 1992 S.4 s.34- 37
  • [8] https://edebiyatvesanatakademisi.com/resim-sanati/d-grubu-resmi-ve-ressamlari-feray-serbetci/19208
  • [9] https://edebiyatvesanatakademisi.com/resim-sanati/d-grubu-resmi-ve-ressamlari-feray-serbetci/19208
  • [10] ÖZSEZGİN Kaya; Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk ResmiTürkiye İş Bankası Kültür Yayınları İstanbul 1998
  • [11] https://www.sanalda1numara.net/sanatcilar/176535-zeki-faik-izer-zeki-faik-izer-kimdir-zeki-faik-izer-hakkinda.html
  • [12] DAL E.; “Zeki Faik İzer” Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi C.2 İstanbul 1997 s.899
  • [13] TANPINAR A.H.; Yaşadığım Gibi Dergah Yayınları İstanbul Ekim 1996
  • [14] https://www.forumexe.com/frm/sanat/199284-zeki-faik-izer-kimdir-biyografisi.html
  • [15] NİRVEN Nur; “Zeki Faik İzer Gelenekselden Soyuta Bir Sanat Serüveni” Türkiye’de Sanat Mayıs/ Ağustos 1992 S.4 s.34- 37
  • [16] ALTAN Özdemir; “Zeki Faik İzer” Akademi S.5 s.31- 36
  • [17] DAL E.; “Zeki Faik İzer” Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi C.2 İstanbul 1997 s.899

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirisiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış