Ateş Yakmak Öyküsü Hakkında Özet İnceleme Jack London

Ekleyen : ESA , 10 Temmuz 2019 Çarşamba aaa Beğen
 
 
 
Yazıda “ Ateş Yakmak " ,  Jack London “  hakkında bilgiler,  özeti,  konusu, ana fikri,  kahramanları, olay örgüsü,  yazarı, “Ateş Yakmak - Jack London    şahıs kadrosu  yazarın diğer eserleri,   Jack London’un   hayatı,  “Ateş Yakmak,  Jack London, adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,   anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, eserin türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
 
 
ROMANIN YAZIMI BASIMI KONUSU TÜRÜ VB HAKKINDA
 
Ateş Yakmak , Jack London’un  ilk basımı 1902’de Youth’s Companion [1]dergisinde gerçekleşen  Klondike’de altın arayıcıları ile karıştığı ve şahit olduğu olaylardan edinilen izlenimler ile yazılmış bir öyküsüdür.
Yazarın en beğenilen öykülerinden birisi olan bu öykü daha sonra biraz daha farklı bir hale de getirilerek ikinci versiyonu  olacak şekilde tekrardan yazılmış ve basılmıştır.
 
Çocukluk yıllarında okula gitmek yerine serseriler arasına karışmak, uçurtma uçurmak, çeteler ile savaşmayı tercih eden Jack London,  okuldan ve evden kaçarak pek çok işte çalışmış, deniz korsanları ile denizlerde dolaşmıştı. Sonraki günlerinde, serseriler “ Hobolar”  arasına karışarak kaçak tren yolcusu olarak Amerika’yı baştanbaşa dolaşmış, Alaska’ya altın aramaya giderek; köpekler, kurtlar altın aramaya gelen madenciler arasında, soğuklar ve ayazlar içinde yaşamış bu yıllarında görüp şahit olduklarını eserlerinde malzeme olarak kullanmıştı.  En sonunda ise, California Üniversitesine yazarlık kurslarına katılarak yazar olmaya karar verip, gerçek yaşamından süzülen izlenimlerini yazılara dökmeye karar vermişti.
Bu kurslar bir yandan onun hayatının bir dönüm noktası olurken diğer yandan da ilk öykülerini yazdığı yılları ve ilk öykü denemelerini yaptığı günleri oluyordu.
 
Daha ziyade bir romancı olarak ünlenen Jack London ilk öykülerini California Üniversitesindeki yazarlık kurslarında yazmaya başlamıştı.  Yazarlık derslerine giren bir Profesör, yazarın yazdığı bu ilk öyküleri gerçek hayatta olamayacak kadar vahşi ve doğallık dışı bulunca Jack London bu Profesöre  
Bütün bunları gördüm ve yaşadım,” diyerek cevap vermişti.
 
Maceracı bir ruha sahip olan yazar 1897 yılında Alaska , Klondike’de altın bulunduğu haberleri üzerine eniştesi ile birlikte buraya gitmişti . Altın arayan madencilerin arasında vahşi soğuklar, yerliler, kanun kaçakları, kurtlar ve köpekler arasında yaşayan yazar. Klondike’de gıda eksikliğinden iskorbüt hastalığına yakalanmış,  dört dişi de düşen yazar; karın bacak ve yüz ağrıları içinde ölmek üzere iken
Dawson City’nin azizi peder William Judge’nin verdiği ilaç ve gıda yardımları sayesinde ölmekten de kurtulmuştu.
 
 Yazarın Ateş Yakmak adlı öyküsü, Jack London’un   Alaska , klondike’ki bu günlerinde şahit olduğu izlenimlerinden ortaya çıkan bir öyküsüdür. Yazar bu yıllarını   Bir Kuzey Macerası, Beyaz Diş , Vahşetin Çağrısı, romanlarında da anlatmıştır. Yazarın en beğenilen öykülerinden birisi olan bu öyküsü  de yazarın Alaska ve Klondike’de altın aramaya gittiği maceralı yıllarında görüp yaşadığı izlenimlerinden süzülen bir öykü olmaktadır.
 
 
 
ATEŞ YAKMAK
 
Adam, soğuk bir günde ilerliyordu. Alaska’da her yer karlar ve buz ile kaplanmıştı. Henderson Çayı yakınlarındaki kampa giden adam kalın kıyafetleri,  kürk botlarına rağmen donmak üzereydi.  Akşam altıda orada olmalı sıcak yemek yemeliydi.  Fakat bu adamı adamı gri renkli, yarı köpek yarı kurt bir köpek izliyordu.  Bu büyük köpek de  aşırı soğuktan hoşlanmamıştı.
 
Adam, yürümeye devam ederek “Kızılderili Çayı” na ulaşmıştı. Karla kaplanmış bu suyun üzerindeki buzları yürüyüp geçti. Bu yol, kendisini Henderson Çayı’ndaki arkadaşlarına götürecekti.
Suyun üzerindeki buzlardan yürürken ince buzlara basmamak için dikkat de kesilmişti.
 
Buzun altından akan suyu görmüştü. Bu tür akan sular buzu inceltirdi. Eğer adım atmış olsaydı buz kırılabilir ve ayaklarını suyun içinde bulabilirdi. Ayakları kısa sürede buz keserek donacağından böylesine soğuk bir havada ıslak botlar ölüm demekti. Saat on ikide öğle yemeği için mola verdi. Ekmeği ve eti çıkardı. Ancak parmakları donmaya başlamıştı.
 
Bir ateş yaktı ve bir kütüğün üzerine oturup yemeğini yemişti.  Daha sonra tekrar donmuş akarsuyun üzerinde yürümeye başladı. Yarım saat sonra bir yerde buz kırıldı ve adamın ayağı suya gömüldü. Ayakları dizlerine kadar ıslanmıştı. Bir ateş yakarak botlarını kurutmak zorundaydı. Ağaçlara doğru yürüdü. Ağaçların altında ateş yaktı. Ateş büyürken içine daha büyük parçalar atıyordu.
Sıfırın altında altmış derecede, ayağı donmuştu bile. Ayak parmaklarını hissedemiyordu. Burnu da donmuştu. Vücudunun her yeri soğuğu şiddetli biçimde hissediyordu.
 
Ancak ateş daha güçlü yanmaya başlamış ve donmaktan kurtulmuştu.  Yukon’da hiç kimsenin tek başına seyahat etmemesi gerektiğini söyleyen Fairbanks’teki yaşlı adamları düşündü.  Ancak bir ateş yakmayı başararak kendini kurtarabilmişti.
Adamın botları buzla kaplanmış, bağcıkları çelik kadar sertleşmişti. Botunu çıkarabilmesi için bunları bıçağıyla kesmesi gerekiyordu. Bıçağını almak isterken arkasındaki ağaca yaslandı. Aniden beklenmedik bir şey oldu ve çok büyük bir kar kütlesi ağaçtan döküldü. Yaptığı hareket bu genç ağacı yalnızca çok hafif biçimde sarsmıştı. Fakat bu hafif sarsıntı bile, ağacın dallarındaki ağır yükten kurtulmasına yetmişti.  Adam beyninden vurulmuşa döndü. Oturdu ve biraz önce ateşin olduğu yere baktı.
Yaşlı adamlar haklıymış dedi kendi kendine. Eğer onunla birlikte başka biri daha olsaydı şu anda hayatı tehlikede olmayacaktı. Diğer adam ateşi yakabilirdi. Şimdi ise ateşi bir kez daha yakma işi kendisine kalmıştı ve bu defa hata yapmaması gerekiyordu.
Daha fazla odun topladı. Ancak bunları yakmak için cebindeki kibritleri almak istediğinde parmaklarının donduğunu anladı. Hiçbir şeyi tutamıyordu. Ellerini tüm gücüyle bacaklarına vurdu.
Bir süre sonra, parmaklarını tekrar hissetmeye başladı. Kibritleri alabilmek için cebine uzandı. Fakat muazzam soğuk yüzünden parmaklarına gelen yaşam belirtileri kısa sürede tekrar kaybolmuştu. Kavrayamadığı kibritlerin hepsi karın üzerine düştü. Yere uzanarak bir tanesini almaya çalıştı ancak başaramadı.
Eldivenlerini giydi ve tekrar ellerini bacaklarına vurdu. Ardından her iki elinden de eldivenleri çıkararak tüm kibritleri toplayıp bir araya getirdi. İki eliyle birlikte tutarak bacağına sürtünce kibritler hemen alev aldı.
Yanan kibritleri bir odun parçasına doğru tuttu. Ancak kibritlerin odundan önce ellerini yakmaya başladığını burnuna bir yanık kokusu gelmeye başlayınca fark etti. Hemen ardından da kaybolan hisleri tekrar canlandı ve hissettiği acıdan dolayı elleri istem dışı açılınca yanan kibritlerin tamamı karların üzerine düştü. Alevler geride gri bir duman bulutu çıkardıktan sonra tamamen yok oldu.
Adam ne yapacağını bilemez bir halde çevresine bakınırken kendisini izleyen köpeği fark etti. Aklına bir fikir gelmişti. Köpeği öldürecek ve ellerini köpeğin sıcak vücudunun içine yerleştirecekti. Hisleri parmaklarına geri geldiğinde ateş yakabilirdi. Köpeği yanına çağırdı ama köpek adamın sesindeki tehlikeyi hissetmişti. Geriye kaçtı.
Adam bir kez daha çağırdığında köpek bu kez yakınına geldi. Adam bıçağına uzandı. Ama bir şeyi unutmuştu. Parmaklarını bükemiyordu. Bıçağı tutamadığı için köpeği de öldüremezdi.
Ölüm korkusuna kapılan adam yerinden sıçradı ve koşmaya başladı. Koşmak daha iyi hissetmesini sağlamıştı. Belki koşarak ayaklarını ısıtabilirdi. Eğer yeterince uzağa kadar koşabilirse Henderson Çayı’ndaki arkadaşlarına da ulaşabilirdi. Oraya ulaşınca elbette arkadaşları kendisiyle ilgilenirdi.
Bir süre sonra koşarken tuhaf hissetmeye başladı çünkü yere bastığında ayaklarını hissedemiyordu. Defalarca düştükten sonra biraz dinlenmeye karar verdi. Karın içine uzandığında artık titremiyordu. Burnunu da parmaklarını da ayaklarını da hissedemiyordu ama ısınmış ve rahatlamış bir hali vardı. Ölmek üzere olduğunu anladı.
Ne yapalım dedi kendi kendine… Ölümü bir erkek gibi karşılamak gerekir. Ölmek için daha kötü yollar da var.
Gözlerini kapadı ve o güne kadarki en rahat uykusuna daldı.
Köpek gözlerini adama dikmiş biçimde bir süre oturarak bekledi. Sonunda yaklaştı ve ölümün kokusunu alınca kafasını geriye atarak bacaklarını gerdi ve siyah gökyüzündeki soğuk görünümlü yıldızlara doğru yumuşak bir sesle uludu. Ardından geriye dönerek Henderson Çayı’na doğru koşmaya başladı. Yemek ve ateş bulacağını bildiği yere…
 
 
[1] Zeynep Heyzen Ateş, 06.06.2008, Radikal Gazetesi Kitap Eki


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...