Bin Muhteşem Güneş Hakkında Ve Özeti KHALED HASSAİNİ

Ekleyen : ESA , 15 Mayıs 2015 Cuma aaa Beğen

İlgili resim

Bir insanın hayatını nasıl değiştirildiğini anlatan  “Uçurtma Avcısı” adlı romanın da yazarı olan Khaled Hosseini’nin yazdığı bir eserdir. Yazar bu romanında da Afganistan’da yaşanan savaşın insanların hayatlarını nasıl mahvettiğini  Meryem ve Leyla adındaki iki kadının hayatından kesitler sunarak anlatmak istemiştir.

Bu roman, ilk romanı olan Uçurtma Avcısı romanı ile tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan Hossein’inin ikinci romanıdır.  “Bin Muhteşem Güneş”, adlı romanda  yazar, doğduğu topraklardaki yaşanan dramları  küçük yaşta evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan, geçmişe gömülmüş aşkları bu iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden anlatmaktadır. [1]
 
Yazarın ilk romanı olan  “Uçurtma Avcısı  ”, 2003 yılında yayımlanmış olup[2] pek çok ülkede en çok satanlar listesine girmiştir. İkinci romanı Bin Muhteşem Güneş 22 Mayıs 2007 tarihinde satılmaya başlanmıştır. Eser “ Uçurtma Avcısı”  kadar ilgi çekmiş pek çok dile çevrilmiş, yüksek satış rakamlarına ulaşmış, yarattığı bu ilgi nedeni ile filme de alınmıştır. [3]   
 
Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar. Afganistan’ın Khaled Hossalini’de yaşadığı gibi.
  Bin Muhteşem Güneş, ilk romanı Uçurma Avcısı’yla tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan Hossaini’nin ikinci romanı. Yazar bu romanında yine doğduğu toprakları anlatıyor. Bu kez iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden… ” (Tanıtım Bülteninden)
 

 
 
KAHRAMANLAR
  • Meryem: Celil adında zengin bir adamın hizmetçi olarak yanında bulundurduğu bir kadından gayri meşru olarak dünyaya gelen bir kız.
  • Celil: Üç karısı, dokuz çocuğu ve maddi varlığı olan yaşadığı şehirde saygın tipli biri.
  • Nana: Meryem’in anası. Gül Dalman köyünde yaşayan yoksul bir taş ustasının kızı.
  • Raşit: Kabil’de yaşayan karısı ve çocukları ölmüş, ayakkabı imalatı ile uğraşan bir Afganlı. Sonradan Meryem ve Leyla’nın kocası olacaktır.
  • Leyla: Yoksul bir Afgan kızı.
  • Tarık: Leyla ile aşk yaşamış, sağ bacağını atılan bombalardan kaybetmiş hayat dolu bir genç.
 
                        ÖZETİ
 
       BİRİNCİ BÖLÜM
 
Meryem gayri meşru bir çocuk; babası Celil, annesi Nana’dır. Celil, her Perşembe Meryem’in yanına armağanlarla gelir; Meryem’e Kraliçe Cevher Şah’ın hikâyesini anlatırdı. Meryem’de  Celil’i büyülenmişçesine dinlerdi.  Celil gittikten sonra  annesi Meryem’e “ Celil’ inanma söyledikleri palavradan ibaret “  diye söylerdi.
 Celil’in üç karısı, dokuz çocuğu vardı. Yani Meryem’in  sekiz üvey kardeşi vardı.    Nana, karnı şişmeye başlayıncaya kadar, Celil’in hizmetçilerinden biriydi. Diğer karıları  Nana’yı evden kovdurtmuştu. Nana’nın babası  Nana’nın düştüğü durumdan  dolayı  köye rezil oldukları için ülkeyi terk etmiş ve bir daha da haber alınamamıştı.
  Nana, Meryem’i tek başına doğurmuş. Adını da kendisi koymuştu.  Nana, insanlardan-hiç haz etmezdi ama Gül Daman’nın küçük kafalı, sakallı ve göbekli Muhtarı Habib Han ayda bir kez peşinde kâhyasıyla çıkıp onların yanına  gelirdi.   Meryem’in en sevdiği konuk Celil’den sora Molla Feyzullah idi. Haftada bir ya da iki kez Gül Daman’dan gelir,  Meryem’e  namaz dualarını ve Kuranı ezberletirdi. Meryem  konukları çok sever,  Bibi, Molla Feyzullah  ve babası  Celil’i n gelmesini dört gözle beklerdi.     Celil geldiğinde  onu Meryem’in koltuklarından yakalayıp havaya fırlatırdı.
Nana,  düşüreceğini söyler ama Celil dinlemezdi. Nina’yla içilen çaydan  sonra baba, kız balık tutmak için ırmağa inerlerdi. Oltanın vurmasını beklerken kıza resim çizer, kalemi kâğıttan hiç kaldırmadan tek seferde nasıl fil çizileceğini gösterir, şiirler, şarkılar öğretirdi.
     Celili Meryem’e bir şeyler anlatıyor, ama Meryem dinlemiyordu. Babasının cebindeki şişkinliğe bakıyordu. Celil bunu fark edince konuşmayı bıraktı ve cebindeki kutuyu kıza verdi. Meryem kutuyu açtığında zincirli yaprak biçiminde uzun kolye buldu. Celil takmasını söyledi. O gittikten sonra Nana “Göçebe takıları” dedi.
    1974 baharıydı. Meryem 15 yaşına basacaktı ve doğum günü için babasından ne istediğini bilmiyordu ama sinemaya gitmeye karar verdi. Olabilirdi.  Babasına  “Beni sen götür” demiş, Babası itiraz edeceği sırada Meryem “Öteki kardeşlerimi de getir birlikte gidelim onlarla da tanışmak istiyorum” demişti. Aslında  Meryem  evlilik dışı bir birlikteliğin ürünüydü ve  Babası onu istemiyor annesi ile birlikte dışlanmış bir hayat yaşıyordu.  Meryem yaşadıkları acıya daha fazla dayanamamış babasının kapısına dayanmaya karar vermişti.  
 
       Ertesi sabah Celil gelmedi. Evine gitmeye karar verdi. Eve gittiğinde acil bir işi çıktığı için gittiğini söylediler. Meryem’de bekleyeceğini söyledi. Bekledi, bekledi. Şoför artık gitmesi gerektiğini, Celil beyin talimatı olduğunu, onu eve bırakacağını söyledi. Babası onu kapı dışarı  ediyor içeri aldırmıyordu. Şoför  itiraz eden  Meryem’i kaldırıp arabaya bindirdi. Meryem ağlayarak tekme savurmaya devam ediyordu. Yol boyunca ağladı. Araba durdu. Şoför  “Seni geçireyim” dedi. Meryem onun öne düşmesine izin verdi. Sonra birden kızın önünde zınk diye durdu. Yarım döndü, eliyle onun gözlerini örtmeye, geldikleri öne gerisin geri itmeye çalıştı. “Geri dön! Hayır. Sakın bakma. Dön arkanı! Geri dön! Annesi  sonucu bildiği için kendini asarak intihar etmişti.
    Ama yeterince hızlı davranamamıştı. Meryem,  dalların birinde  ipin ucunda  sallanan annesi Nana’yı gördü.  Nana’yı Gül Daman mezarlığının bir köşesine gömdüler. Daha sonra kulübeye Celil ile birlikte geldiler. Bavulunu topladılar.
       Şehre dönüş yolunda Celil, Meryem’in  yanında oturdu. Arabada Celil ‘in evinde durdu. Celil kızın omzundan tutarak  kalacağı yeri gösterdi. Koridorun sonunda ki banyoyu kullandığı zamanlar haricinde hiç  bu odadan çıkamadı. Yemeğini dahi bu odada yerdi.Celil ‘in evindeki ikinci gün küçük bir kız geldi. “bir şey alacağım” dedi.
     Celil’in diğer karıları  karşısına dizilmişti.  Masanın ortaSında taze çiçekler, kristal bir vazoda duruyordu. Nilüfer’in annesi olduğunu söyleyen  Efsun, Celil’in sağında duruyordu. Nana’nın hatırına siyahlara bürünmüşlerdi.  
    Sabahleyin  Meryem’e beyaz pamuklu  uzun kollu, koyu yenii bir elbise verdiler.  .Duvarın girişinde  uzun boylu bir erkek görmüş  yüreği deli gibi atmaya başlamış,  bakışlarını aşağı indirmişti. Adam,  Meryem’in yanındaki sandalyeye oturmuş,  Nikâhları kıyılmıştı. Meryem’in babası onu kabul etmek zorunda kalmış  fakat ondan  kurtulmak için Raşit ile evlendirmişti
     Daha önce hiç burka giymemişti. Reşit giymesine yardım etti. Odasında burkayla yürümeye çalışmış İkide bir eteğin ucuna basıp tökezlemişti. . Reşit “alışırsın hoşuna bile gidecek. Dedi. Kalküta’yı gezmeye başlamışlardı.  Reşit Meryem’e şal aldı. Celil’de  ona kolyeler alırdı.
     Ramazan 1974’te sonbahara denk geldi. Kabil’e derin, uysal bir sessizliğin çöktü. Ramazan stresli geçmiş, açlıktan evde bir gerginlik  olmuştu.   Eve bayram ziyaretine gelenler oldu. Hepsi de erkekti. Reşit’in arkadaşları. Kapı vurulunca Meryem odasına çıkma vaktinin geldiğini anlıyor kapısını kapatıyordu.
    Meryem hamileydi. Reşit bebeğin erkek olacağını söylüyordu. Reşit,  Meryem’in hiç hamama gitmediğini duyunca onu hamama götürdü. Meryem, hamamda bir köşede oturdu. Bir süre sonra kan gelmeye başlamış  bebek düşmüş ve  ölmüştü. Meryem,  cenaze düzenleme fikrini söyledi. Reşit’in diğer eşi ve çocuğu öldüğü için bunu yapmak istemedi ama kendisinin yapabileceğini söyledi.
    
         İKİNCİ BÖLÜM
 
  Kabil 1987 Baharı
Dokuz yaşındaki Leyla yatağından her sabah olduğu gibi dostu Tarık’ı bir an önce görme açlığıyla fırladı ama bu sabah Tarık’ı göremeyeceğini biliyordu.    Alt katta annesi, babası her zamanki gibi kavga ediyorlardı     Aradan haftalar geçmiş  Tarık’tan ses çıkmamıştı. Tarık asla gelmeyecekti.
     Ertesi gün sokağın karşısında Kadim’le arkadaşları  ve Tarık’ı görünce çok şaşırmıştı.   O sırada yanlarına bir adam geldi.   “Annenlerle konuşmam lazım ” dedi. Yabancı, Anneyle babiye doğru eğildi. Leyla’nın duyamayacağı birkaç kelime söyledi. Babi’nin yüzü bembeyaz olmuştu. Annesiyse çığlık çığlığa bağırıyordu.
       Ertesi günü Fatiha günü için mahallenin kadınları eve dolmuştu. Cenazeden sonra verilecek hatim yemeğini hazırlamaya koyuldu. Tarık, Leyla’nın onun öz abisiydi. Ölen abisi ise  üveydi.      Leyal  ve abisi geziye çıkmışlar,  devasa bir  Buda heykelinin yanına gelmişlerdi. “ Kendimi küçücük hissettim” dedi Tarık. Mağaralara tırmanıp,  çığıltılı bir derenin kenarına oturup, ekmek, haşlanmış yumurta ve patatesle karınlarını doyurmuşlardı.
      Altı ay sonra 1988 Nisan’ında Babi eve büyük haberlerle geldi. “Bir barış antlaşması imzalamışlar! ”dedi. “Cenevre’de resmi bir antlaşma! Gidiyorlar. Dokuz ay içinde Afganistan’da tek bir Sovyet kalmayacak!” anne yatağında oturdu. Omuz silkti “Ama komünist rejim kalıyor “dedi. Necibullah Sovyetlerin  sonu gelmedi henüz.
     
       ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
 
   MERYEM
     “Kim olduğumu biliyor musun?”Kızın göz kapakları titremişti. “olanları hatırlıyor musun?” Meryem ona biraz daha yaklaştı. “bu kulak” diye soludu kız “duymuyor”
      Leyla, İki haftanın neredeyse tamamını Reşit’in hastaneden aldığı pembe haplar sayesinde uykuda geçirmişti.
    Yaralarını sardığı gazlı bezi sık sık değiştiriyor yıkayıp yeniden sarıyordu. Kız öğürmeye başlayınca saçlarını yüzünden çekiyor geriye sıvazlıyordu. “Ne kadar kalacak? Diye sordu Reşit’e  “İyileşene kadar. Baksana şuna gidecek durumda değil”. Reşit onu toprağı kazıp molozların altından çıkardığını anlattı.
Leyla, Meryem’in komşusudur ve yolları da bu şekilde kesişmiştir. Afganistan’daki savaş nedeni ile Leyla iki abisini de kaybetmiştir. Bunun üzerine aile Afganistan’ı terk etme kararı alır. Fakat terk etmenin arifesinde bir bomba ile Leyla hem annesini hem de babasını kaybeder. Meryem Leyla’yı evine alarak onu iyileştirmiştir.
Leyla’ın kalbinde Tarık  vardır. Tek hayali onunla hayatına devam etmektir. Fakat Raşit’in gözü de bu genç kızdadır ve onu elde etmek için Tarık’ın öldüğünü Leyla’ya söyler ve onları birbirinden uzak tutar. Tarık’ın ölümü ile şok yaşayan Leyla kaderini kabul etmek zorunda kalır.
 
      Bir gün kızın annesini ve babasının öldüren patlamadan bir ay sonra “Adı Abdul Şerif’miş. Olan bir adam gelerek adam Tarık’ın öldüğünü söylemişti.  Leyla yaşamın giren insanların bir dokümanını hazırlamıştı.  Ahmet ve Nur, ölü, Hasena uzaklarda, Çiti ölü, anne ölü, Babi ölü, şimdi de Tarık…
Raşit planının ikinci kısmını uygulamaya koymuş,  nikâhsız bir kadını evinde tutamayacağını söyleyerek  Leyla ile evlenmişti. Fakat Leyla’nın Tarık’tan hamile olduğunu bilmemektedir.  Bu haberi öğrendiğinde ise  bebeğin kendinden olduğunu zanneder. Leyla da daha fazla dışlanmamak için yalanına devam edecekti.
  Meryem,  Leyla’ya kızmaya başlamış, “ah keşke yapmasaymışım. Dönüp kocamı çalacağını bilseydim seni iyileştirmezdim.” Demiş ama kurallar koyup, iyileştiğine göre evde her işe yardım edeceksin demişti.
      …
      Azize Leyla’nın  Tarıktan hamile kaldığı ama Raşit’ten olduğu sanılan bebeğiydi.  Bu bebek Meryem’i gördüğünde sızlanmaya başlar, kollarını Meryem’e doğru uzatırdı. Azize Meryem’de hüngür hüngür ağlama isteği uyandırıyordu.      
Bir gün Leyla Meryem’in saçarlını örmek istedi. Meryem kıpırdamadan durdu. Azize yere kıvrılmış uyuyordu. Kolunun altında Meryem’in diktiği bebek vardı. Azize uykusunda yellenince Leyla gülmeye başladı. Meryem de ona eşlik etti. Aynadaki yansımalarına bakarak gülüyorlardı. Ansızın Meryem Celil’i anlatmaya başladı. Nana’yı, cini. Leyla ellerini onun omuzlarına bırakmış gözleri kilitlenmiş dinliyordu. Sözcükler peş peşe döküldü. Meryem ona her şeyi anlattı. Buraya kadar nasıl geldiğini anlattı. Bir sessizlik çöktü.
“Benim de sana anlatacaklarım var” dedi Leyla: Artık Leyla’yla Meryem ev işlerini birlikte yapıyorlar, bir birlerine anne  ve kızı gibi davranıyorlardı.
 
 
 
     DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
 
 Yıllar sonra Tarık ile Leyla’nın yolları kesişir. Gerçeği öğrenen Leyla her şeyi Tarık’a anlatır. Fakat Raşit bunu öğrenir ve Leyla’yı öldüresiye döver. Bunun üzerine Meryem daha fazla dayanamaz ve Raşit’i öldürür. Kaçması için Leyla ve Tarık’a da yardımcı olur ve daha sonra tükendiği hayatından kurtulmak için suçunu itiraf eder. Asılarak idam edilir.
Leyla’nın İki çocuğu olmuştur. Birincisi, Tarık’tan hamile kaldığı  Raşit ile evli iken doğurduğu Azize’, kincisi ise Raşit’ten olan Zalmay’dır.
 Tarık baş ağrıları çekiyordu. Leyla uyuyor ve onu yatağın kenarına oturmuş, fanilasını başına çekmiş, öne arkaya sallanırken buluyordu. Tarık  ağrılarının Nasır Bağ’da başladığını hapishanede daha da kötüleştiğini söyledi.     İzin günlerinde Tarık onları Mall’a götürüyor oyuncak biblolar satan dükkânların hemen yanında yapılmış Anglikan kilisesinin yükseldiği caddede dolaşıyorlardı.
 2002 yılının ılık bir Temmuz gecesinde Tarık’la yatakta iken ülkelerinde olup biteni konuşuyorlardı.  Koalisyon güçleri Taliban’ı büyük kentlerden püskürtmüştü. . Uluslararası barış günü ISAF’ı Kabil’e göndermişti. Ülkenin başında Hamit Karzai vardı.
    Leyla, Hamza’dan Meryem ‘in yaşadığı yere onu götürmesini söylemişti.  Söğütler Meryem’in dediği gibi düzenlenmiş. Meryem’in kulübesi hala buradaydı ve  her şey yerli yerindeydi. . Hamza “Celil Han ölümünden bir ay kadar önce bunu babama ver” dedi. “Gelip alıncaya kadar, Meryem için saklamasını istedi. Dedi. “Ne var içinde “dedi. “Hiç açılmadı yazı kimse açmadı.
     Otele dönüp. Kutuyu açınca içinden bir zarf, bez bir kâse ve bir videokaseti çıkmıştı. Kaseti çalıştırdı. Ekrandaki film Walt Disney’in Pinokyosu Leyla anlamıyor. Leyla odasına dönünce zarfı açtı. İçinden bir mektup çıktı. Sarı çizgili kâğıda mavi mürekkeple yazmış. o gece otele döndükten sonra çocuklar biraz oynayıp uykuya dalınca Leyla mektuptakileri Tarık’a anlattı. Bez kâsedeki parayı gösterdi. Ağlamaya başlayınca Tarık onu kucakladı. Yüzünü öptü.
    Oyunda ad koyma oyununun düşünüyordu. Leyla onun sadece erkek isimlerini kapıyor çünkü kız olsaydı hangi adı koyacağını çok iyi biliyordu.
 
     KHALED HASSAİNİ HAKKINDA
 
“Afganistan, Kabil’de bir diplomatın oğlu olarak doğdu. Hüseyni, Kabil doğumlu,  Alevilik mezhebine mensup bir yazardır. Babası Afganistan Dış İşleri Bakanlığında çalışmış, 1970 yılında baba Hüseyni, Afganistan Elçiliğindeki görevi dolayısıyla ailesiyle birlikte Tahran, İran'a yerleşmiştir. 1973 yılında Hüseyni ailesi, Halit'in erkek kardeşinin doğacak olması sebebiyle Kabil'e geri dönmüştür. Ailenin Afganistan'a dönmesinin ardından birkaç ay sonra da 40 yıllık Afgan lider Zahir şah kuzeni Davut Han tarafından düşürülmüştür.[4]
 Ailesi 1980’de Amerika Birleşik Devletleri’nden siyasi sığınma hakkı elde etti. Hala Kuzey Kaliforniya’da yaşamaktadır." Uçurtma Avcısı yazarın ilk romanıdır. Khaled  Hossaini’nin Everest Yayınları’nda ki diğer kitabı: Bin Muhteşem Güneş”
 
[1] http://kitap.yazarokur.com/bin-muhtesem-gunes.html
[3]  ww.sinemalar.com/film/193484/bin-muhtesem-gunes
[4] http://tr.wikipedia.org/wiki/Halit_H%C3%BCseyni





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...