Bir Çöküşün Öyküsü Hakkında Konu Özet İnceleme Stefan Zweig

Ekleyen : ESA , 18 Mart 2019 Pazartesi aaa Beğen
 
 
Bir Çöküşün Öyküsü Stefan Zweig
 
 
Yazıda “Stefan Zweig'ın, Bir Çöküşün Öyküsü “  romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı, “  “Stefan Zweig'ın, Bir Çöküşün Öyküsü “ romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları, “Stefan Zweig'ın, “   “ Hayatı,  “Bir Çöküşün Öyküsü “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ESERİN YAZIMI BASIMI İÇERİĞİ KONUSU ETKİLERİ YAZARI HAKKINDA 
 
Bir Çöküşün Öyküsü, özgün adı ile “ Geschichte eines Unterganges “ , Stefan Zweig tarafından  1910 yılında yazılmış ve ilk kez 1912 yılında yayınlanmış olan bir uzun öyküsüdür.  Stefan Zweig’in Sabırsız Yürek  adlı romanı dışındaki diğer eserleri romandan ziyade uzun hikâye özelliği taşıyan eserleridir.
 
Bir Çöküşün Öyküsü, adlı eseri,  Yahudi asıllı Avusturyalı yazarın intihar saplantısı ile yaşayan ve intiharı konu ettiği pek çok eserinden biridir. İlginç olan yanı ise bu öykünün, yazarın daha Nazi korkusu duymadığı  ve intihar hissine kapılmasına gerek olmadığı yıllardan önce de intihar saplantısını taşıdığını belli eden bir öykü  olmasıdır.
 
1920'li yıllardan itibaren Almanca olarak yazılmış eserler arasında en çok okunan romancılardan birisi olan “ Zweig'in kitapları milyonlarca baskıya ulaşmış ve elliyi aşkın dile tercüme edilmiştir”[1] 1933'te eserleri Naziler tarafından yakıldıktan sonra Ülkesini terk eden yazar bu tarihten sonra da sürekli bir Nazi nefreti ve Naziler geliyor korkusu yaşayacaktır.
 
 Avusturyalı bir yazar olan Stefan Zweig, Avusturya’nın Naziler tarafından işgal hazırlığı içine girmesi ile ülkesinden kaçmış, onların gelebileceği en uzak yer olarak seçtiği Brezilya ve Buenos Aires’e yerleşmişti. II. Dünya savaşı yıllarında Gestapo ve Nazilerden  fiziki olarak kaçmayı başarsa bile ruhen o korku ile yaşayan yazar, sürekli olarak intiharı düşünüyor yazdığı romanlarını bu psikoloji içinde yazıyor, eserlerinin hemen hepsinde intihar konusuna değinmeden edemiyordu. Zweig  kendisini intihara doğru götüren bu ruh hali içine Stefan Zweig'ın, 1942 yılında, Hitler ve Nazilerden  kaçarak sürgün hayatı yaşamaya başlamış,  Brezilya'da iken  Şubat 1942'de ikinci eşi ile de intihar etmişti.[2]
 
Yazarın intihar öncesi bıraktığı not ise şu şekildeydi. “Benim lisanımın konuşulduğu dünya bana göre mahvolduktan ve manevi yurdum Avrupa'nın kendi kendisini yok etmesinden sonra hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu”[3]
 
Stefan Zweig’in bu eserinde de intihar psikolojisi ve depresif etkiler gözükmektedir.
 
Öyküdeki olay 15. Louis döneminde Fransız sarayında intiharı yıllar boyunca unutulmayan aristokrat bir kadının gerçek bir yaşam öyküsüne dayanmaktadır.
 
KONUSU
 
Prense Madame de Prie aniden gözden düşmüş, Kral tarafından Normandiya’ya sürülmüştür.  Güç ve iktidar sahibi bir kadın iken geldiği bu köyde hareketli ve eğlenceli Paris’i özlemektedir. Fakat bu sürgünün yıllarca süreceğini anladıktan dedepdeli hayatını terk ettiği için bunalıma düşen Madam Prie yıllarca ses getirecek bir intihar planlamaya başlar.
 
ÖZET
 
Paris prensesi olarak lüks salonlarda ve şatolarda yaşamaya alışık bir kadın olan Madam Prie, bir güzellik timsali bir kadındır.  Paris’in en şaşalı kadınlarından biri olan Madam Prie, hayatı boyunca diğer insanları küçümsemiş, kimsenin emrini almamış,  herkese hükmetmiş, her zaman, en pahalısını, en iyisini giyinmiş ve almış bir kadındır. Prenses Prie,  bu şatafatlı ve görkemli hayatının sürekli olacağından da emindir.
 
Sevgilisi Bourbon Dükü’nün sayesinde muhteşem bir hayat yaşamakta olan Madam Prie, her zamanki sabah gezilerinden sarayına döndüğünde bir şeylerin ters gittiğini fark eder. Kapıdaki hizmetliler bıyık altından gülmekte bir şeyler ters gitmektedir. Yukarı çıktığı zaman bir subayın onu beklediğini görür. Subay ona Sevgilisi Bourbon Dükü’nün kral tarafından görevinden azledildiğini kendisinin de Normandiya’ya sürgün edildiğini bildirir.
 
Bu haber onun için çok üzücü bir haberdir. Ve Paris’in diğer soyluları ile yaşadığı şatafatlı ve hareketli hayatın sıradan ve basit bir hayat dönüşmesi demektir.
 
Normandiya’ya da en fazla beş on gün kalacağını umut eden prensesin yolculuğu oldukça uzun sürmüştür. Normandiya’ya ulaştıklarında ilk iki gün kırlarda ve bahçelerde koşturmuş Paris’te giymek zorunda olduğu birçok süslü ve ağır elbiseler i çıkarıp özgür hareket etmiştir.  Burasının havasını, suyunu, yemeklerini her şeyini çok beğenmiş ilk günleri oldukça neşeli de geçmiştir. 
 
Fakat bir hafta daha geçmeden Paris’i, baloları,  dansları, eğlenceleri, ona hayran hayran bakan soylu erkelerin bakışlarını özlemeye başlamıştır. Bunun üzerine Paris’te sözü dinlenen kişilere ve krala bir mektup yazarak durumunu iletir. Gelen cevapla yıkılır. Çünkü Kral çok fazla harcama yaptığı için onu sürgün ettiğini ve cezanın geçici olmadığını bildirmiştir. Akıbeti hakkında iki yıl sonra karar vereceğini bu kararı olumlu olursa saraya dönmesine izin vereceğini bildirmiştir.  Madam Prie için bu cevap bir yıkım olmuştur.  Çünkü ondan hoşlanmayanlar bayram edecekler onun gidişine sevinip kutlayacaklardır.
 
Yıkıma uğrayan Madam Prie duruma biraz alıştıktan sonra köyün papazı ve papazın yeğeni ile temas kurmaya çalışır.  Prie bu utangaç çocuğa hükmetmek onu emri altına almak ve bu gencin üzerinde otorite kurmaya kalkar. Papaza çocuğun bütün eğitim masraflarını karşılayacağını tahsilini Paris’te tamamlaması için yardım vaadinde bulunur. Prie, bu gençle yakınlaşmayı gençten hoşlandığı için değil, burada onu arzulayan kimse olmadığı için istemektedir.  Ama Madam Prie onun kendisine köpek gibi itaat etmesini ne isterse yapacağı bir köpek gibi olmasını istemektedir.  Bu yüzden buna itiraz eden Papazın yeğeni bunu kabul edemez.  Prensesi tartaklayan, bu genç en sonunda sarayı da terk etmiştir.
 
Madam Prie, artık bir köylü çocuğunu dahi itaat altına alamadığını sözünün bile geçmediğini, artık eski iktidarına da hiçbir zaman ulaşamayacağını anlamıştır. Bu olay sonrasında günlerce odasından çıkmamış, artık intihar etmeyi düşünmeye başlamıştır.
 
Ancak bir prenses gibi ölmeli intiharı da büyük bir ses getirmelidir. Paris’ e haber yollayarak köydeki şatosunda görkemli bir balo düzenleyeceğini ilan edip, herkesi davet eder. Bu balo için bir tiyatro gösterisi hazırlatmış başrolünü de kendisine ayarlamıştır. Bu oyunun sonunda başkarakter kendisini bıçaklayarak intihar etmektedir.
 
En sonunda balo hazırlanmış ve ülkenin her yerindeki asiller bu baloya gelmişlerdir. Bu balo üç gün sürmüştür. Madam Prie nin amacı öleceği tarihi önceden söyleyerek yıllarca tüm Paris’ te ölümün konuşulmasını sağlamaktır. Herkes onu ölümünü önceden bilen bir kâhin olarak düşünecek ve ondan söz edeceklerdir.  Bu nedenle üç gün süren bu baloda sürekli olarak 7 Ekim ‘ de öleceğini söylemiş ama nedense gelen misafirleri buna aldırmamışlardır. Herkes bunu şaka olarak yorumlamış, ama  çok güzel bir intihar sahnesi sunduğu için de onu tebrik etmişlerdir.
 
7 Ekim’ den önceki son gecede papazın yeğenini şatoya çağırmış onunla birlikte olmuşlardır.  7 Ekim sabahı ona manastıra bırakması için bir sandık verir.   Bir gün daha yanında kalmasını ister. Eğer genç yanında kalırsa belki intihardan da vazgeçecektir.  Bunu kabul etmeyen delikanlıya değerli bir taş ile ona bir sandık verir. Değerli taşlar ve takılarla dolu bu kutu Paris’ te bir manastıra bırakılacaktır. Sandığın içinde papazın bol bol dua etmesini isteyen bir mektup da bulunmaktadır.
 
En güzel kıyafetlerini giyip en güzel takılarını takan Madam bir kutu zehir içip ölmeyi beklemeye başlar.  Korkunç bir acı ile ölen Madam’ın tırnakları arasına perdenin iplikleri dolmuş, Ağzı yüzü korkunç bir hal almıştır.  
Uşakların ölüm haberini Paris’ e ilettiğin gün kentte bir hokkabaz gösteri yapmaktadır. Herkes haberi duyunca biraz şaşırmış ama birkaç gün sonra da herkes her şeyi unutmuştur.  
 
 
 
 
[1] https://tr.gowikipedia.org/wiki/Stefan_Zweig
[3] https://eksisozluk.com/stefan-zweig--88623


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...