Budala Hakkında Konu Özet Tahlili Dostoyevski

Ekleyen : ESA , 23 Şubat 2014 Pazar aaa Beğen
 

İlgili resim
 
  • Budala
  • Fyodor Mihailoviç Dostoyevski
  •  Dünya Klasikleri Dizisi
  • İstanbul, 2003
  • Mazlum Beyhan
 

 

ROMAN HAKKINDA GENEL BİLGİLER

 

Yazıda  Budala romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazar  Dostoyevski, hayatı,  diğer romanları,  Budala  adlı eserden alıntılar, eser hakkında yorumlar, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi yazar ve eseri arasındaki ilişkiler yer almaktadır
 
 
ROMAN HAKKINDA GENEL BİLGİLER
 
Rus yazar Dostoyevski'nin 1868 yılında yazdığı popüler bir romanıdır. Eserin özgün adı Idiot’tur.[1]Eser pek çok dile olduğu gibi Türkçe ’ye de çevrilmiş Servet Lünel, Mazlum Beyhan, Nihal Yalaza Taluy gibi  birçok çevirmenin Türkçe çevirileri ülkemizde basılmıştır.
 
Eser 19 yy da Rus sosyal hayatını ve insanların ruh hallerini başarı ile analiz eden, insan ruhunun derinlerine inmeyi başaran, ruhsal çözümlemeleri ve psikolojik tahlilleriyle oldukça değerli bir çalışmadır.   Roman karakter tahlillerinde son derece başarılı olmuş kahramanlarının ruh hallerini ve kişiliklerini derinlemesine irdelemekte başarı göstermiştir.  “Dostoyevski’nin en büyük dört romanından biri olan Budala, aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük aşk romanlarından biridir[2]
 
Eser platonik aşkın iç dünyasında yaşanan ruh hallerini üstün bir betimleme ile ortaya koymaktadır. Eser bu yönüyle her zaman dünya klasikleri arasında yerini korumuş, pek çok dile çevrilmiş, pek çok baskıları yapılmış, her zaman ve her yerde en çok satan kitaplar, dünyanın en iyi kitapları arasında gösterilmiştir.
 
Eser birçok yönden yazarının hayatından derin izler taşımaktadır.  Budala romanı budala gibi gözüken ama aslında çok zeki olan bir Prensin hayatı üzerinde kurgulanmışken yazarın kendisi de bir sara hastasıdır.
Dostoyevski bu eserinde, sara hastası, dürüst ve açık bir insan olarak yaşamanın zorluklarına değinmekte ve toplumun ne kadar ikiyüzlü bir sistem üzerine kurulduğunu göz önüne sermektedir.
 
Dostoyevski, bu romanına kendi kişiliğinden pek çok şey koymuştur.  Prens Mişkin'in sara nöbetlerinin oldukça başarılı tasvir edilmiş olmasının nedeni Dostoyevski'inin de bu hastalıktan mustarip olması ve bu nöbetleri yaşaması yüzündendir. “Prens Mışkin’in anıları, aslında Dostoyevski’nin anılarıdır. Eserdeki, siyasal görüşlerinden dolayı kurşuna dizilme cezası alan bir adamın öyküsü, aslında Dostoyevski’nin başından geçmiş bir olaydır.”[3] Dostoyevski 1849 yılında devlet aleyhinde bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklanmış, sekiz ay hapishanede kaldıktan sonra kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedilmiştir. Cezası dört yıl kürek, altı yıl da adî hapse dönüştürülmüş bu cezasını da Sibirya'da bulunan Omsk Cezaevi'nde tamamlamıştır.
Eser Simon Gray tarafından tiyatro oyunu haline getirilmiş, eser birçok kez filme de alınmıştır. 
 
 
ROMANIN TÜRÜ
Roman psikolojik gerilim türü bir aşk romanıdır. Roman aşk unsurunu da kullanan tezli bir roman örneğidir. Psikolojik analizler, karakter tahliller ve ruhsal çözümlemelerin ağırlıklı olduğu bu romanda ideal insan ve erkek tipinin budala olarak kabul edildiği gösterilmek istenmiştir. 
 
KONUSU
 
Sara hastası olan Prens Mışkin, tedavi gördüğü İsviçre’den dönmüş, insanlardan koparak kendi iç dünyasında yaşamaya başlamıştır. Budalalık derecesinde olgun, güzel ahlaklı ve iyi bir insan olan Prens Mışkin’in elinden, sevmekten başka bir şey gelememektedir. Aslında çok zeki bir insan olan Mışkı’ni insanlar yadırgamakta, ama onsuz da edememektedir. Kötülükler karşısında, sürekli olarak kaybetmeye mahkûm olan Prens Mişkin, insanların kötülüklerini anlayamadığı için sonsuza dek bir budala olarak kalacaktır.
Romanın sonu oldukça hazin bitmiş ve prens geldiği hastaneye geri dönmüştür.  Eser,  “bu dünyada iyi bir insan olmak mümkün müdür, yoksa iyi olmak demek budalalık demek midir “ sorgulaması üzerine kurulmuştur.
 
ANAFİKİR
 
Bu dünyada dürüst olmak "budala" olmak demektir. 
 
KİTAPTAKİ ŞAHISLAR
 
PRENS MİŞKİN: Sara hastası olan iç dünyasında yaşayan,  güler yüzlü ama budalalık derecesinde iyi ve insanları sevmekten başka bir şey yapamayan bir prenstir.
ŞNAYDER: Prens Mişkin’i kurtarmak için tüm gücünü kullanan bir doktordur.
AGLEA: Prensi deliler gibi seven ve onu kaybetmemek için her şeyi göze alabilen, güzel ahlaklı ve çok güzel bir kadındır.
Nastasya Filopovna: güzelliğin, baştan çıkarıcılığın, olgun kadınlığın, hafifmeşrepliğin simgesidir. Filippovna zaman zaman hırçınlıklarını dışa vuran ama bundan da utanç duyan saldırgan bir kadındır. 

ROMANIN ÖZETİ 
 
19. yüzyıl ortalarında Prens Lev Nikolayeviç Mişkin, sara hastası biridir. Zaman zaman nöbetler geçirmektedir. Nöbet geçirdikten sonra budala gibi olmakta, çocukları çok sevmektedir. Köydeki yoksul bir kızla ilgilenmesinden dolayı ayıplanmış, insanlar bunu garip karşılamıştır. Mişkin Rusya’dan İsviçre’ye Şnayder adlı bir doktorun kliniğine gitmiş  üç yıldır tedavi gördüğü İsviçre'den döndüğünde elinde hiçbir şey kalmamıştır.
Rusya’ya döndükten sonra uzaktan akrabası olan Lizaveta Prokovyevna ve General eşini görmek üzere Yepançinlere gider. Burada generalin üç kızı, Aglaya, Adelaida ve Aleksandra ile tanışır. Prens, ilginç kişiliği ile aileyi ve Petersburg'da tanıştığı diğer insanları oldukça etkilemiştir. Ganya ona Nastasya’nın bir portresini göstermiş ve prens de Nastasya’ya âşık olmuştur.
Petersburg’daki gözlemlerinden derin sonuçlar çıkarmaktadır.  Rusların aslında bir vatan anlayışının bulunmadığını, bu yüzden her şeye sonuna kadar inanabildiğini düşünmeye başlamıştır.  Ruslar, inançsızlığa bile sonuna kadar inanabilecek bir millet olmalıdır.
 
Rusya, üç gruba ayrılan insanlardan oluşmaktadır. Bu tabakaların ilki kaymak tabakasıdır. İkinci tabaka ise Üst sınıfa çıkmaya çalışan orta tabaka insanlarıdır. Diğeri ise üst ve orta tabakanın hiç beğenmediği insanlarından oluşan alt tabaka insanlarıdır. Yepançinler'in bakıcılığını üstlenmiş olan Moskovalı Belonskayalar en üst tabakayı, Yepançinler orta tabakayı ve İppolit, Lebedev gibileri de en alt tabakayı oluşturan insanlardandır.
 
Prens, âşık olduğu Natasy’ya aramaya başlamıştır. Sonunda onu bulur ve ona evlenme teklif eder. Nastasya bu teklifi kabul eder gibi yapıp en sonunda reddetmiş, Rogo Jin adındaki biriyle evlenmeye karar vermiştir. Bu evlilikten sonra tekrar Mişkin’e kaçan Nastasya daha fazla dayanamayarak yine ondan uzaklaşır.
Prens Mişkin’in hayatı kendi iç dünyasını gözlemekle geçmektedir. İnsanlarla her türlü alışverişten kaçınmakta, budalalık derecesinde iyi bir insan olan Prens Mişkin, tam bir saflık ve masumiyet içinde yaşayıp gitmektedir. Hastalık derecesinde dünya nimetlerinden ve hırslarından kopmuş budalalık içinde yaşayan bir adamdır. Elinden insanları ve çocukları sevmekten başka hiçbir şey gelmemektedir. Müthiş bir zekâya sahip olmasına rağmen, onun budalalık derecesine ulaşan saflığını insanlar yadırgamakta, buna rağmen onun çevresindekiler onsuz da yapamamaktadırlar.  
 
Moskova’da bulunan Mişkin, kendinden kaçıp uzaklaşan Nastasya’yı aramak için Petersburg’a geri gelir. Prens Mişkin, Nastasya’yı aradığını sır gibi saklamakta, özel günlerde evinde partiler vererek tanıdıklarını partiye çağırmaktadır.
Elinden insanları ve çocukları sevmekten başka hiçbir şey gelmemektedir. Müthiş bir zekâya sahip olmasına rağmen, onun budalalık derecesine ulaşan saflığını insanlar yadırgamakta, buna rağmen onun çevresindekiler onsuz da yapamamaktadırlar.  
Aşık olduğu Nastasya Filopovna, güzelliğin, baştan çıkarıcılığın, olgun kadınlığın, hafifmeşrepliğin simgesidir. Filippovna zaman zaman hırçınlıklarını dışa vuran ama bundan da utanç duyan saldırgan bir kadındır.
Aglea adındaki genç bir kadın ise Prens’e aşık olmuştur. Aglaya İvanovna ise gençliğin, duyarlılığın ve zekânın sembolüdür. Prens’e “Yoksul Şövalye” gibi imalarda bulunmakta Prens’e mektuplar yazmaktadır.  En sonunda Aglea ile Prens Mişkin nişanlanır. Böylece Prens ikinci kez Ganya’nın sevdiği kadını ellerinden almış olur. Ancak bu nişandan vazgeçen Mişkin, ona tekrar geri dönen Nastasya ile evlenmeye karar verir. Ancak Aglea’yı da çok sevdiğini bilmektedir. Fakat Nastasya ile evlenecekleri sırada Rogo Jin gelmiş ve Nastasya’yı alarak yeniden kaçmışlardır.  Mişkin bunu sakince karşılar ve bir şey diyemez.
 
 Rogo Jin Nastasya’yı  alıp gitmiş ve Petersburg’ta öldürmüştür. Prens bunları duyunca tekrar krize girmiş yeniden budala olmuş ve Şnayder’in kliniğine yeniden gönderilmiştir.  Aglea ise Polonyalı bir Coutla evlenir. 
 

 
Dostoyevski-  Hayatı
Rus edebiyatının en büyüklerinden olan Dostovyevski, 1821 Moskova doğumludur. Orta sınıf bir aileden gelen yazarın babası, yoksullar hastanesinde cerrahtı. Dostovyevski ilk eğitimini ailesinden aldı. Romanlarının tümünde, ailesinin çektiği sıkıntıların ve tanık oldukları yoksulluğun etkisi görülebilir. Sıkıntılı bir hayat yaşayan yazar 15 yaşında annesini kaybetmiş, 17 yaşında askeri akademiye girmiş ama 1844 yılında teğmen olmasına rağmen oradaki katı disipline uyamayıp ayrılmak zorunda kalmıştı.  Solcu Norodniklerin siyasi görüşlerini benimseyen yazar katıldığı bir eylemde tutuklanarak 1849’da idama da mahkûm edilmiş ama cezası sürgüne çevrilerek Sibirya’daki kamplara sürülmüştü.  Sürgünden sonra zorunlu olarak beş yıl askerlik yaptı.
 
Yazarın kendi babası, fakirlerin tedavi edildiği bir hasta hanede çalışan bir cerrahtı. Yazarın babası bu hasta hanede  sarhoş köylüler tarafından öldürülmüştü.[4] Sibirya’daki sürgün günlerini ve babasının dramını da Suç ve Ceza  ve  Karamazov Kardeşler adlı romanlarında da dile getirdi.  Aynı zamanda epilepsi hastası olan yazar sürgündeki yıllarını bu şekilde geçirmişti.
 Rus edebiyatının ilk 'felsefe düzeyinde roman- tragedya türü romanı örneği sürgündeki hayatını epilepsi nöbetleri ile de geçirmek zorunda kalmıştı.
 
Sürgün dönüşünde; yaşadığı aşkları ve yaptığı evlikleri de romanlarında benzer şekillerde işledi. Avrupa’nın birçok ülkesi ve kentine de giden yazar, bu yıllarda kumara da başlamıştı.  Bu alışkanlığını da Kumarbaz adlı romanına ilham kaynağı oldu.  Kendisi gibi büyük bir yazar olan Turgenyef ile yaşadığı çekişmeler de hayatının son demlerinde önemli bir yer işgal etmişti. Eserlerinden para kazanıyor olsa da kumar tutkusu yüzünden sıkıntılar yaşıyordu.. Çoğu kitabını yayıncılardan aldığı “kaporalar” nedeniyle çok kısa sürelerde tamamladı buna rağmen Dostovyevski, 1881 yılında 59 yaşında iken geçim sıkıntıları içinde hayata veda etti.
 
Dostovyevski’nin Diğer eserleri
 
[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Budala
[2] http://www.iletisim.com.tr/kitap/budala/7673
[3] http://www.bilgicik.com/yazi/budala-dostoyevski-roman-kitap-ozetleri/


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...