Cennetin Doğusu ve Özeti John Steinbeck


15.5.2013

                            
cennetin doğusu john steinbeck ile ilgili görsel sonucu


                               CENNETİN DOĞUSU  

          KİTABIN KÜNYESİ

  • YAZAR:   John Steinbeck
  • KİTABIN ADI: CENNETİN DOĞUSU
  • YAYIN EVİ:    REMZİ KİTAPEVİ
  • BASILDIĞI YER: İSTANBUL
  • BASIN SAYISI: 4. BASKI
  • BASIN YILI:    2011
  • SAYFA SAYISI: 670
 
Yazıda “John STEİNBECK CENNETİN DOĞUSU (East of Eden)“  romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı, “ John Steinbeck CENNETİN DOĞUSU “ romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,   John Steinbeck CENNETİN DOĞUSU adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
YAZARIN ÖZGEÇMİŞİ İLE CENNETİN DOĞUSU  HAKKINDA
 
CENNETİN DOĞUSU adlı roman Fareler ve İnsanlar, Gazap Üzümleri , İnci ,  gibi romanlarında yazarı olan Nobel ödüllü Amerikalı yazar John Steinbeck'in 1952 yılında yayınlanan bir romanıdır.  Özgün adı East of Eden olan  bu roman  dilimize Cennetin Doğusu  veya Cennet Yolu adları ile  çevrilmiş, Amerika ve tüm dünya da olduğu gibi ülkemizde de defalarca baskı görmüştür.  Yaza John Steinbeckr’ın  “Bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteliğindeydi” diye işaret ettiği gibi bu romanı yazarın en çok sevilen ve yazarın en başarılı eserlerinden birisi olarak genel kabul görmüş bir romandır.
Roman, Amerikan Gerçekcliği olarak da nitelendirilen bir yaklaşımla, yazarın kendi biyografisinden izler taşıyan realist bir romandır.  Gençliğinde ve üniversite yıllarına Salinas Vadisi adlı vadide tarım işçiliği de yapan- John Steinbeck , bu romanında da Salinas Vadisinde yaşayan çiftçilerden ve ailelerden söz etmiştir. Nitekim isimleri farklı olsa da romandaki pek çok kişiyi, yazarın yakından tanımış olduğu gerçek insanlar olarak kabul etmek de mümkündür.
 
Salinas Vadisi diğer birçok eserinde de adı geçen diğer birçok romanının da mekânı olan bir yerdir.
Dünya klasikleri arasına da giren Amerikan Edebiyatının da başyapıtlarından birisi olan bu eser pek çok dile çevrilmiş yüzlerce ülkede pek çok baskı görmüştür. Eserin yarattığı ilgiye kayıtsız kalamayan yapımcılar romanı filme de uyarlamışlardır. Cennet Yolu (1955), East of Eden (1981), East of Eden
 
  KONUSU
           Cennetin Doğusu adlı romanda Kaliforniya’nın verimli Salinas Vadisinde yaşayan iki ailenin Trask ve Hamiltonların kapışmasını, Habil ve Kabilden beri gelen iyilik kötülük kavramları içinde irdelemiştir.  Yazar bu romanda her iki aile ve fertlerinin düşünme ve eyleme sokma biçimlerinden hareketle iyi ve kötü olmanın kader mi yoksa erdem ve eğitimle aşılabilecek bir şey mi sorusuna cevaplar aramıştır.”  Steinbeck, kötülüğün bir yazgı mı yoksa iyiliğe ulaşmak için özgür iradeye başvurularak aşılması gereken bir basamak mı olduğunu kutsal kitapların mitolojilerine göndermeler ve zengin metaforlarla, kuşaklara yayarak irdeliyor.” [1]
Öte yandan, tüm yıkımlara rağmen yine de direnecek gücü kendilerinde bulabilmektedirler. 
 
ROMANIN KARAKTERLERİ VE ÖZELLİKLERİ
 
İSPANYOLLAR: Kuru, serttiler. Açgözlü ve gerçekçiydiler.
AMERİKALILAR: İspanyollardan daha açgözlüydüler çünkü daha kalabalıktılar.
CYRUS TRASK: Adamın babasıdır.  Askere gitmiş ve savaş esnasında ayağının birini kaybetmişti. Kızlara, içkiye ve kumara çok düşkündü.
ADAM  TRASK: Yakışıklı, güzel bir çocuktu. Süvari birliğine katıldı. Daha sonra evlenip karısıyla bir vadiy yerleştiler. İki çocukları oldu. Adam  orada hayatını kaybetti.
CATHY: Adam’ ın karısıdır. Ve yabani  ve düzenbaz bir kızdı. Ama  Adam bunu anlayamaz ve hayatlarını birlikte geçiriler.
CALEB VE AARON:  Adamın ikiz olan çocuklarıdır. Zeki ve çalışkandırlar. Babaları gibi yakışıklıdırlar.
LEE: Adam ve Cathy’ nin yardımcılarıdır. Çin asıllıdır.
SAMUEL HAMİLTON: İrlanda’ dan gelmişlerdi. Okumuş yazmış insanlardı. Yakışıklı, neşeli ve çekici bir adamdı. Mavi gözlü, iri yarı okumayı çok seven biriydi.
LİZA HAMLTON: Küçücük ve yuvarlak kafası vardı. Düğme gibi burnu, küçük sert ve içeri göçük bir çenesi vardı. Tüm çocuklarını kendisi büyüttü.
                
SAMUEL VE LİZA’ NIN ÇOCUKLARI
 
 GEORGE:  Uzun boylu yakışıklıdır. Nazik ve tatlı doğuştan gelen bir kibarlığı vardır.
 WİLL:Kısa boylu  duygusuz bir çocuktur. Hayal güzü az ama enerjisi çıktur. Çalışkandır ve değişikliklerden pek hoşlanmaz.
 TOM: Aynı babası gibiydi.  Neşe ve coşku dolu bir çocuktu. Yaratma gücü vardı. Yabaniliğin ve inceliğin bir karışımıydı. Gözleri masmavidir.
 JOE: Uyuşuk bir çocuktur. Elinden hiçbir şey gelmez. Ama yakışıklıdır. 
 UNO: Akıllı ve çalışkan  uslu bir kızdır.
LİZZİE: Erkenden evlenmiş ve aileden kopmuştur sadece cenaze ve bayramlarda görüşürler. Nefret edebilme ve tatsızlık çıkarma yeteneği fazladır.
DESSİE: Çok gülen hatta kahkaha atan birisidir. Terzilik yapıyordur.
OLİVE: Okumuş ve öğretmen olmuştu. Evlendi ve iki çocuğu oldu.
MOLLİE: Sevimli, sarı saçlı, menekşe gözlü güzel bir kızdır. Kesinlikle ileride Mollie  zengin biriyle evlenirdi.
 
                                ROMANIN ÖZETİ    [2]                                       
Salinas vadisi, Kuzey Kaliforniya’ dadır. İki dağ sırası arasında kalan dar, uzun bir düzlüktür. Salinas Irmağı  da bu düzlüğün ortasında bulunur ve Montrey Körfezine kadar  uzanarak orada denize dökülür.
Çocukluğunda bazı bitkilere benden başka kimsenin bilmediği isimler taktığımı hatırlarım. İnsanın çocukken koku belleği çok zengin oluyor. Ozanlarda insanlar nasıl kokar, kurbağalar nasıl kokar, ağaçlar nasıl kokar hepsini hatırlıyorum.
Vadini doğusundaki Galiban dağlarını da hatırlıyorum. Bu  dağlar  burcu, burcu güneş ve  güzellik tüten dağlardı ve insanı öyle bir çağırışları vardı ki, annemizin kucağına çıkmak ister gibi o sım sıcacık  dağ eteklerine tırmanmak için can atardınız. San ta Lucialar  ise batıda,  göğe doğru dimdik yükselir, vadiyi açık denizden ayırırlardı. Karanlık ve iç sıkıcı olurlardı. Tehlikeli ve düşmanca bir görünüşleri vardı. Kendimi bildim bileli batıdan korkmuş, doğuya sevgi duymuşumdur. Bu duğu bana nerden geldi, nasıl yerleşti bilmem ama, beklide sabahların Galibanlar’ ın doruklarından gelmesi, geceninse  Santa Luciaların yamaçlarından yayılmasıdır bunun nedeni. Salinas Vadisi; her yeri yeşilliklerle dolu muhteşem bir yerdi işte.              
 İşte uzun Salinas vadisi böyleydi.  Tarihide eyaletin geri kalan yerlerine benzerdi. Önce Kızılderililer vardı. Sonra keşif yapan kuru İspanyollar geldiler. Açgözlü ve gerçekçiydiler. Bütün tutkuları altın yada tanrıydı. Mücevher toplar gibi toplarlardı insan ruhlarını. Dağlara, vadilere, ufuk çizgisi çizip sahiplendiler. İspanyollar bütün kıyıları  tedirgin, tedirgin dolaştılar. Bazıları kendilerine verilen topraklara yerleştiler. Bu topraklar hakkında hiçbir bilgileri yoktu sadece bu toprakları İspanyol’ların verdiğini biliyorlardı. Topraklara yerleştiler, serbestçe dağılıp çoğaldılar. Hayvan sürüleri vardı. Sürüleri derileri ve yağları için kestiler ve gerisini akbabalara bıraktılar.
İspanyol’lar geldiklerinde; gördükleri her şeye isim vermek zorunda kaldılar.  Bu her kaşifin göreviydi ve ayrıcalığıydı. Elle çizdiklerini haritaya dökmeden önce her şeyi adlandırmak zorundaydılar. Bu işi yapanlarda dindar adamlardı ve okuması, yazması vardı hepsinin. Bu yüzden bulunan ilk yerler, azizlerin yada konak yerlerinde kutladıkları günlerin adını aldı. Sonra ise bayramlar gelirdi. Daha sonra keşfedilen yerler  ise; hayvanların, kuşların ve bitkilerin adını aldı.
Daha sonra Amerika ’lılar geldi; onlar İspanyollardan daha da açgözlüydüler çünkü; daha kalabalıktılar. Toprakları ele geçirerek yeni yasalar koydular ve çiftlikler her yana  dağıldı. Önce vadilere, sonra dağ yamaçlarına daha sonrada nerde biraz su çıksa oraya yerleştiler. Daha sonra ayak izleriyle oluşan patikalarda iki kişilik arabaların tekerlek izleri yer aldı.yolculuk yapılan yolların üstüne  on milde bir bakkal ve nalbant dükkanları oluştu ve daha sonra küçük kasabaların çekirdeği oldular.
Amerika ’lılar  buldukları yerlere birtakım kişilerin adları  vermekte  İspanyol’lar dan daha büyük bir eğilim taşımaktaydılar. Vadilere geçtikten sonra da ad vermek gerektiğinde orada geçen olaylardan esinlenmeye  başladılar. Bana en çekici gelen adlar bunlar oldu. Çünkü her biri unutulmuş bir öyküyü anlatır. Öyleden sonra  rüzgar çıkardı, çiftçiler ekili topraklarını korumak için sıra, sıra okaliptus ağaçları dikmeye başladılar. Ve işte dedem karısını alıp gelerek King City ’nin doğusundaki Salinas vadisinin eteklerine yerleşti.( syf: 9-10-11-12-13 alıntılar)
Hamiltonları size anlatırken; eski hikâyeleri, söylenenleri, fotoğrafları, bulanık ve içine masal karışmış anılara dayanarak anlatacağım. Bunlar önemli kişiler olduğundan haklarında; doğum, evlenme, tapu senedi ve ölüm gibi şeylerin dışında bilgilere ulaşılamıyor.  Genç Samuel Hamilton, kuzey İrlanda’dan gelmişti, karısı da öyleydi. Yüzyıllardan beri taştan yapılmış bir evde, topraklarının gelirleriyle yaşayan ne yoksul ne zengin, orta halli bir ailenin çocuğuydu. Hamiltonlar oldukça okumuş insanlardı. Çok büyük kişilerden, çok önemsiz küçük kişilerden de akrabaları varmış. Yeğeninin biri baron, diğeri ise dilenciymiş. Onlarda tüm İrlandalılar gibi kralların  soyundan geliyormuş.
 Samuel  neden o toprakları, evini bırakıp buraya gelmiş bilemiyorum. Siyasi işlerle ilgilenen biri olsa sürgün edilmiş diye düşüneceğiz ama değilmiş. Çok dürüst  olduğu içinde polisten de kaçmış olamaz. Bizim ailede vardır; hatta söylenti bile değildir. Aşırı gitmiş bir aşk hikâyesine benziyor. Çok âşıkmış, kız bunu reddetmiş oda ülkeyi terk etmiş. Ama ben her zaman ilk olanı daha yakın bulurum, çünkü gerçeğe en yakın olanı buydu. Ayrıca İrlanda ’lı köylü kızlarının   Samuel ‘i geri  çevireceğini hiç düşünmemiştik. Çünkü Samuel  çok yakışıklı, çekici ve esprili idi.
Samuel  yüzyılın bitmesine 30 yıl kala Salinas  vadisine karısı Liza ile gelmişti. Karısı ufak tefek şakadan hiç anlamayan biriydi. Samuel ile nerede nasıl tanıştılar bilmiyorum ama Samuel aşk adamıydı. Ama vadide geçirdiği yıllar içinde başka bir kadına gittiğini görmedik. Samuel ve Lisa vadiye geldiklerinde vadinin tabanındaki bütün zenginlikler ve düz topraklar satılmıştı. Yamaçlardaki verimi az olan topraklar bile satılmıştı. Samuel ‘de şimdiki Kıng City ’ nın  doğusundaki çıplak sırtlara yerleşti. Eğer toprak iyi olsaydı Hamiltonlar  zengin olabilirlerdi. Vadiye yerleştiklerinde karısı ve kendisi için  yedişer dönüm yer alan Samuel karısı hamile olduğu içinde yedi dönüm yer almıştı.. Samuel ve Lisa ’nın  5 kız ve dört oğlu daha olunca yetmiş yedi  dönüm tarlaları oldu. Ama tarlalar kuraktı. Samuel o becerikli elleriyle  kuyu açmak için bir makine icat etti. Kendi tarlasının dışında hemen, hemen her tarlada kuyu açtı.   Daha sonra da çim biçme makinesi  icar etti.  Ekili olan ekinleri biçti ama herkes hasat zamanı ödeyecekleri  söyledi, hasat zamanı geldiğinde ise yeni yıla ertelediler ve daha sonrada ödemediler.
 Hamilton çok becerikliydi. Elleri çok hassastı. O sıralarda kasabada pek doktor bulunmazdı, ondan dolayı Samuel tüm çocuklarını kendisi doğurttu. Bu işte çok ustaydı, ondan dolayı Samuel ‘i herkes doğuma çağırırdı. Evi derler toplar, emek bile yapardı. Samuel’ in mutfağın ikinci çekmecesinde her zaman el altında tutuğu  bir kara kaplı, Dr Gunn ’nin “ aile sağlığı” kitabı vardı. Kitabın okunan sayfaları yıpranmış, okunmamış sayfaları ise ellenmemişti.
Samuel ‘in üzerinde hep bir yazarlık vardı. Beklide sesinin edasından kaynaklanıyordu.  Dostlarına, arkadaşlarına, akrabalarına da anlatılmayacakları bile Samuel ‘e anlatırlardı. Lisa Hamilton çok farlı biriydi. Ama iyi bir aşçıydı, burası onun eviydi, kendisi yıkar, kendisi fırçalar, cilalar ve tertemiz tutardı. Çocuk dünyaya getirmek onu işlerinden alıkoymazdı.
             Avrupa’dan sahip olmak için uğruna onca savaşlar vermiş oldukları küçük çiftliklerden kalkıp batı’ya gelenler yalnızca bir kağıt imzalamakla toprak parçası sahibi olduklarını görüyorlardı. Hepsini bir toprak hırsı bürümüştü. Toprak, toprak daha da çok toprak  verimli olsun yada olmasın  toprak sahibi olmak istiyorlardı. Bundan dolayı toprak değerleri düştü. Avrupa da 40 dönüm tarlası olan zenginmiş gibi bakarken, Kaliforniya da 80 dönüm tarlası olana dilenci gibi bakılırdı. Kısa bir süre sonra tüm yamaçlar sahiplenmişti. Bu insanlar kuru toprağı bile ekmeye çalışıyorlardı. Herkes onların tanrıya güvendiğini söylüyorlardı. Bence onlar kendilerine güveniyordu. Cesaretleri ve inançları vardı.
         Çoğu kimse Salinas vadisine beş parasız gelirken, cepleri dolu gelenlerde olurdu.  Vadinin en güzel yerini satın alır, en güzel evi yaparlardı. Tarlalarındaki  otları temizleyip buğday ektirirlerdi. Adam Trask’ da bunlardan biriydi.
 
            Adam Trask büyük kentlerin birinde doğmuştu. Babası Cyrus Trask ’tır. Babası askerdir ve kaza sonucu tek bacağını kaybetmiştir. Bayan Trask kocasının askerde öleceğine öyle çok inanmıştır ki, kocasıyla tekrardan öbür dünyada konuşmayı hayal etmişti. Kocası gelince  tüm hayali sona erdi. Askerliğini er olarak yapmıştı. Kumara, kıza ve içkiye çok alışmıştı. Hatta kızların yüzünden bel soğukluğu geçirmişti ve bir aya yakın hastanede yatmıştı.  Askerlik anılarını arkadaşlarına anlatırdı. Bazen söylediklerine kendisi bile inanmazdı ama anlata, anlata yaşamış gibi hissederdi. Bel soğukluğu hastalığından çok az kalmıştı kendisinde onu da bayan Trask’ a geçirdi. Çok zaman geçmeden bayan Trask öldü. Adam Trask o zaman bebekti. Cyrus karısının yasını tutarken, Adam ağladığından bir bez parçasının ucunu viskiye batırıp Adam ’ın ağzına verdi.  Her ağladığında bunu uyguladı ve Adam iki buçuk gün sarhoş olarak uyudu. Cyrus an çiftliğin büyük kızı Alice ile evlendi. Alice ’den de  bir bebek bekliyordu artık.  Alice sessiz, sakin biriydi ve çok titizdi. Cyrus kitapları, gazeteleri ve dergileri okumaya başladı. Hiçbir şey hakkında bilgisi yokken her şeyi öğrendi. Gazetelere  ve bakanlığa makaleler ve eleştiriler yazmaya başladı ve çok ünlü oldu. Askeriye Cyrus’ u göreve aldı. Cyrus’ a sorulmadan orduda hiçbir şey  yapılmıyordu.
              Cyrus ülke, ülke  gezmeye başladı.çiftliği de Alice yönetiyordu. Cyrus’ a çiftlik hakkında dilekçe yazıyordu.  Alice arada olan öksürüklerden verem olduğunu anladı ama Cyrus’ a söylemedi. Cyrus Adam’ ı küçük kardeşinin asker olmasını istedi ve onları asker gibi yetiştirdi.
          Bir çocuk büyüklerinin kusurlarını gördüğünde çocuğun dünyası yıkılıyor. O ana kadar inandığı, güvendiği tanrı düşüyordu hem de tamda dibe.  Adam babasının kusurunu gördüğü günden sonra inanmamıştı. Alice  çocuklara ayrıcalıklı davranmıyordu. Yediriyor, giydiriyor, içiriyordu. Geri kalan eğitimi ise Cyrus üstlenmişti. Çünkü öyle istemişti. Adam, Alice ’nın annesi olmadığını anlamıştı ama annesinin ne yaptığını bilmiyordu. Eğer bilseydi  Adam da onu yapıp annesinin yanına gidecekti. Adam 16 yaşına gelmişti ve en korktuğu günde yaklaşıyordu. Orduya katılma günü. Cyrus o günü hiç unutturmuyordu. Orduya azılacak adam olacaktı. Charles 15 yaşındaydı ve yarı adam olmuştu bile.
         Charles   ve Adam  arasındaki kollayıcı sevgi çok güzeldi. Charles  hem kollayıcı hem de hor görmekle devam etti.  Yeni bir oyun öğrenmişlerdi.  Çelik çomak, bu oyunu Adam bu oyunu pek beceremezdi. Ama ilk defa kazanmıştı oyunu. Charles ‘i yenmişti. Charles onu çok kötü dövdü. Adam babasına hiçbir şey diyemedi. Cyrus Adam’ ı yanına alarak yürüyüşe çıktı ve Adam ‘la konuştular.
Adam kendini kurbanlık gibi hissediyordu çünkü;  kurbanlıklar ölmeden önce okşar sevilirdi. Hem gezdiler hem de konuştular. Cyrus Adam a askerlikten söz ediyordu Adam ise istemediğini söylüyordu. Cyrus  Adam’ın gitmesi gerektiğini, gitmek zorunda olduğunu söyledi. Adam Charles ‘i  gönder dedi. Ama Cyrus olmaz dedi. Daha sonra eve geldiler Charles  Adamla babasının neler konuştuğunu sordu. Hiç diye cevap verdi.  Charles inanmadı ve Adam’ı öldüresiye dövdü. Adam yolun ortasında kala kaldı. Sonra ayak sesi duydu gelen  Charles idi. Elinde patla vardı ve Adam yavaşça çalılıkların içine gitti. Charles Adam’ı bulamadı ve gerisingeriye döndü. Adam sürüklenerek eve doğru gitti. Cyrus Adam’a, Charles ’in bunu ona neden yaptığını sordu  “ onu sevmediğinizi düşünüyor” dedi Adam. Cyrus sinirlenerek  kalktı ve tüfeğine baktı dolumu diye sonra aldı ve evden çıktı. Alice ye Adamla ilgilenmesini söyledi. Her yerde Charles’ i arıyordu. Charles babasının onu aradığını öğrenince kaçtı saklandı. İki hafta eve gelmedi.  
       Bu sırada Adam  dört gün yatakta yattı. Cyrus Adama sürpriz yaptı ve onu süvari birliğine yazdırdı. Süvari birliğinden iki subay geldi ve Adama ant içtirdiler. Bu sırada Lisa ve Crus onları izliyordu. Cyrus’un gözleri dolmuş ve göz yaşı parlıyordu.  İki haftadan sonra eve dönen Charles ceza almadı. Boynu önünde eğik vaziyette dolandı etrafta. Adam süvari birliğine gitti.  Charles Adama sürekli mektup gönderiyordu. Mektubun birinde Lisa’ nın veremden öldüğünü, Cyrus’ un ise Washington a  gittiğini söyledi. Charles artık evlenmesi gerektiğini söylemişti Adama. Çiftliklere gelecek kızın çok olduğunu söyledi. Adama ne zaman  soruyor, onu özlediğini belirtiyordu.
      Küçük Hamiltonlar  iyice büyümeye başladılar. Her yıl aralarına yeni biri katılıyordu. Çocukları;  George, Tom, Will, Joe, Dessie, Lizzie, Uno, Oliwe ve Mollie’dir. George, Tom, Will ve Joe yakışıklı çoçuklardı ama içlerinde en tembeli Joe idi. Hiçbir işi beceremezdi. İçlerinde Will kafasını kullanarak durumunu düzeltti.   George de iyiydi. Tom’ un da durumu iyiydi. Ama Joe hiçbir işi beceremediği için ailesi onu sürekli kolluyordu.   Hatta Samuel çocuklarıma yemin bile ettirmişti “ bana bir şey olursa Joe ye sahip çıkacaksınız” die.  Kızlardan Uno büyüktü, çalışkan, uslu ve azimli bir kızdı. Daha sonra Lizzie geliyor galiba bu en büyükleri ama tam olarak bilmiyorum. Lizzie küçük yaşta evlenmişti. Daha sonra Dessie vardı; gülüşü ve mutluluğu o kadar fazlaydı ki herkese yeterdi. Sonrada Olive geliyor. Oda benim annemdi. Sonrada Mollie geliyor. Sarı saçlı,  menekşe gözlü pek güzel bir kızdı. Hamiltonlar bu kadardı. O küçücük Lisa her sene bunlardan birini dünya ya getirir, yedirir, içirir ve giydirirdi. Çok gezmemişti ve pek fazla bilgisi de yoktu, okumamıştı. Onun tek dünyası İncil’di. Kendini İncil ’le sınırlamıştı. O kitap onun tarihi, şiiri, insan ve eşya bilgisiydi. İçindekileri incelememiş araştırmamıştı  bile.
        Lisa iyi bir kadındı, herkes saygı duyardı. İyi çocuklar yetiştirmişti. Alkolden, içkiden nefret ederdi. Hasta olduğunda Samuel bir kaşık içmesini söledi ama Lisa “ tanrının karşısına ağzım alkol kokarak mı gideyim” dedi.   Nitekim doktor her gün bir kaşık şarap içmesini söylemişti.  Bir kaşık içti beğenmedi ama sonra  zamanla alıştı ve günde iki şişe içmeye başladı. Samuel İrlanda ya hiç dönmedi. Zaman geçtikçe unutuyordu zaten. Kızı Uno durmadan düşünen iyi bir öğrenciydi. Gergin ve içine kapanıktı, Samuel onun bu yanıyla gurur duyuyordu. Olive  salinasda ki orta okulu bitirdikten sonra eyalet sınavlarına girdi. Öğretmen olacaktı. Aileden öğretmen çıkması büyük bir şerefti. Joe koleje gönderilecekti çünkü hiçbir işe yaramıyordu. Will rastlantılar sonucu yardımıyla servetine servet katıyordu. Tom ise kendini dünya a çarpıyor, sonrada yaralarını sarıyordu. Dessie terzilik yapıyordu. Mollie kuşkusuz varlıklı bir adamla evlenecekti. Miras diye sorunları yoktu. Yer genişti ama verimsizdi.  Kısacası  Hamiltonlar sağlam kurulmuş bir aileydi.  Ne çok fakir nede çok zengindiler. Tutucuları kadar devrimcileri, hayalcileri kadar, gerçekleri olan  dengeli bir aileydi. Samuel  dölünün verimliliğinden oldukça memnundu.
           Adam orduya katıldıktan sonra Cyrus’ da Washington’a yerleştikten sonra kocaman çiftlik Charles’ e kalmıştı. Evlenmeyi düşünüyordu ama geleneksel kuralları bilmediğinden uygulayamıyordu. Charles kızlardan çok ürküyordu ve böyle olan bir sürü erkek gibi gereksinimlerini oruspularla gideriyordu. Bu işin düzeni oldukça basit ve akıllıcaydı. Bu sıra da Adam’ ın askerliği bitti ama eve gelmek istemedi. Charles Adam’ ın askerliği bittiği için onun gelmesini dört gözle bekliyordu. Onun için evi temizletmişti. Adam eve gitmek istemedi ve bir pansiyona yerleşti. Yalnızlıktan sıkıldı ve kendini ilk bulduğu kalabalığa attı. Charles evi temizlemesi için bir kadın tutmuştu. Kadın bir yandan temizlik yapıyor bir yandan da söyleniyordu çünkü ev o kadar kirliydi ki en son Alice temizlemişti. Charles ‘in canı sıkılıyor hem anlında olan yara yüzünden hem de ailesini özlediğindendi. Çiftliğin etrafındaki kayaları temizlerken  demir çubuk kaymış ve alnının derisini kardırtmıştı.
       Adam sıkıldı ve kendini bir anda orduya tekrar dönerken buldu, yazıldı da. Cyrus  Adamın  askeriyeye girdiğini öğrendi ve görüşmek istedi. Adam babasını karşısında gördüğünde tanıyamadı. Sanki o adam babası Cyrus değildi.  Adam babasına Charles ’i  yanına alabileceğini söyledi. Cyrus ise onun yeri orda iyi dedi. Charles Adamın ne zaman geleceğini bilmiyordu. Cyrus Charles e bir mektup gönderdi ve Adamın askeriye ye tekrardan döndüğünü söyledi. Charles çok sinirlendi ve evi tekrardan kirletmeye başladı. Adam Charles e mektup yazdı ama Charles cevap yazmıyordu.  Mektup sayısı dört olunca Charles cevap yazdı. Ancak yılda birer kere mektuplaşabiliyorlardı.
       Adam en sonunda 5 yılını daha orduda geçirmiş ve terhis olmuştu. Bundan sonra ne yapacaktı bilmiyorum ama eve gitmek istemiyordu.  Çevre şehirleri gezmeye başladı ve parası baya azalınca serserilik yapmaya başladı. Gittiği şehirde polisler yakaladı ve 6 ay ceza aldı. Yol yapımına verdiler onu. Orada yollar böyle yapılıyordu. 6 ayda geçmişti çıktı ama tekrar yakaladılar. Çıkmasına 3 gün kala göle su almaya giderken kovaların içine taş doldurdu ve göle girdi. Kıyıya gelene kadar yüzdü  sonra av köpeklerinin sesini duydu. Kokusunu kapatması için başına yeşil yapraklar sürmüştü ve suyun içine daldı. Sadece gözü ve burnu dışarıdaydı. Sabah köpekler tekrar geldi. Ve yine bulamadan gittiler. Adam en yakın kasabaya kadar yüzdü ve oraya ulaştı. Sudan çıktı havanın karamasını bekledi. Bir dükkân bulup içine girdi. Bir pantolon, beyaz gömlek, ayakkabı ve naylon yağmurluk aldı ve geri çıktı. Daha sonra iyecek avına çıktı. 6 elma. Biraz ekmek  ve şalgam buldu. Bunlarda idare ederdi. Daha sonra Charles’  telgraf çekti ve para göndermesini istedi. Çünkü eve dönecekti parası yoktu. Bu sırada Charles‘e Washington‘dan bir zarf ve mektuplar geldi. Cyrus  ölmüştü. Adam  ve Charles’ e büyük miktarda miras bırakmıştı Charles Adam 100 dolar gönderdi. Ve diger gün adamı ğarda bekledi. Adam çok zayıflamıştı ve bunu Charles fark etti.
        Charles Adam’a babalarının  vefat ettiğini söyledi. Adam bildiğini söyledi. Memur söylemişti çünkü Charles mirası diyemedi birden ama eve geldiklerinde  söyledi. Adam da Charles kadar şaşırmıştı. O kadar paranın nerden çıktığını bilmiyorlardı. Ama ne yapacaklarını da bilmiyorlardı. Babasını parayı çaldığını düşündü Adam. Ama Charles inanmıyordu buna. Nitekim çalmamıştı zaten. Daha sonra oturup parayı ne yapacaklarını konuştular Adam acıkmıştı ve ne yiyeceğini sordu. Az tuzlu domuz, fasulye ve yumurta vardı. Charles hazırladı. Adam alice sordu. “annem nasıl öldü” dedi. Charles o senin annen değildi dedi ve dudağında bir gülümseme belirdi. Adam üzüldü. Yemekleri mutfakta yerken konu hakkında konuştular ve parayı kullanacaklardı. Ve Cyrus’a anıt yapacaklardı. Daha sonra ne yapacaklarına bakacaklardı.
       Birlikte oturan iki erkeğin içinde,  birbirine karşı öfke büyümeye başlar.  Bu yüzden aralarında birtakım kurallar olur. Yalnız yaşayan erkekler kavganın içinde  ve bunun  farkında olurlar. Adam dönüşünün az süre sonrasında böyle oldu. Cyrus un bıraktığı parayı sağlama almak için çalıştılar . sonra Cyrus ‘un mezarını görmeye gittiler. Taştan yapılmış, kenarları çevrili ve başına da yıldız konulmuştu.  Tekrar eve döndüklerinde Cyrus dan söz etmek istemediler ama konuyu yine Charles açtı. Para konusunda tedirgindi hala. Evde artık Charles’ in koyduğu kurallara uyuluyordu.  Sabah 04.30 da kalkılıyordu. Adam kalkmak istemiyordu ama kalkınca geri uyuyamıyordu. Adam Charles e sürekli Kaliforniya ya gidelim diyordu, Charles ise sinirleniyordu. Ve bunun için tartışıp duruyorlardı.  Adam evi tek etti ve Kaliforniya  ya giti. Oradan Charles e kartlar yolladı, ona bir kitap da gönderdiğini söyledi  ama kart gelmiş kitap gelmemişti. Kitap gelmedi ama Adam çıka geldi. Adam Charles e Kaliforniya yı anlatmak istedi ama Charles istemedi.  Charles Adama yine gideceğinden bahsediyordu ama o istemiyordu. Charles ona borç olarak gönderdiği 100 doları hala geri vermediğini söyledi Adam a. Adam sustu kaldı öylece. Charles ‘e o parayı neden istediğimi sormadın dedi. Charles de anlatmadın ki dedi ve Adam anlattı olanları. Charles hem gülüyor hem de üzülüyordu. Adam hapse girdiğini ve üç gün kala kaçtığını anlattı. Charles neden üç gün kalasıya kaçtığını sordu. Adamda bunun üç sebebi var dedi. Birincisi, günümü doldurup çıkarsam yine yakalanırdım. İkincisi ise bu kadar bekledikten sonra benden şüphelenmezlerdi. Charles üçüncü nedeni de sordu. Bu Adam için önemliydi. Devlete 6 ay borcu vardı. Devleti kandırmaya çalışmadı, sadece 3 gün çaldı. Charles kahkahalar  atmaya başladı ve Adamdan yol yapımını anlatmasını istedi. Adamda anlatacağını söyledi.
         Hapishane hikâyesini öğrendikten sonra Charles ’in Adama saygısı arttı.  İnsanın kusursuz olmadığı bildiği ve bu yüzden nefret etmeyi gereksiz buldu.  Adam da bundan yararlanıyordu.  Charles ‘in aklını çeliyordu. Yine bir gün masada otururken  Adam Charles ‘e  hiç düşündün mü diye sordu Charles de neyi diye sordu. Yapmak istediğimiz şeyleri yapmayı. Yapacak paramız var  ama yapmıyoruz dedi. O sırada Charles’ in gözü  merdivenlere takıldı  kedi olduğunu düşündü ve dışarı çıkarak defol diye bağırdı. Birden bire dona kalmıştı çünkü o kedi değildi. Adam merak etti dışarı çıktı ve kızı gördü. Her yeri kanlar içindeydi. Adam Charles ‘e hemen doktor getirmesini söyledi. Ve kızı Adamın odasına götürüp, yatağa yatırdılar. Charles  kısa süre sonra doktorla geldi  o sırada Adam kızın yüzünün kanını ılık suyla silmişti. Kızı öyle görünce aklına kendisi geldi. O yatakta en son kendisi yatmıştı kanlar içinde. Röntgen makine sı o zaman olsaydı doktor daha çok kırık bulurdu. Kolunun biri kırılmıştı ve üç kaburgası daha. Daha bitmemişti kırıkları çenesi de tamamen kırılmıştı. Doktor kolunu düzeltti. Kaburga kemiğini de iyice sardı. Çenesine ise  cam şişeyi ispirto ile yamulttu ve kızın çenesine taktı ve morfin vererek uyuttu kızı. Doktor durumu şerife bildirdi. 3 4 gün sonra şerif geldi kıza sorular  sormak için Adam izin vermeyecekti ama kız istedi. Şerifin sorusuna kız kağıda cevap yazarak verdi. Çenesi kırık olduğu için konuşamıyordu. Adını hatırlamadığını söyledi kız  şerif üstelemedi ve daha sonra gelmek üzere oradan ayrıldı. Adam ve Charles kızı  Cathy  diye çağırıyorlardı. Charles Cathy’ i hiç sevmiyordu tabi kızda onu sevmiyordu. Ama Adam Cathy ye alışmıştı  hatta sevmeye bile başlamıştı. Charles kızı evden göndermeye çalışıyordu. Adam ise kıza evlenme teklifi etmişti ve Cathy de kabul etti. Charles kızı Adama gönder dedi. Adam  bir hafta süre istedi. Charles kasabaya indiğinde Adam kızı arabaya bindirerek nikah kıydırmaya götürdü. Adam eve geldiğinde Charles evdeydi ve Adam kızla evlendiğini söyledi Charles iyice sinirlenmişti ve tartıştılar. Charles sinirlenip kapıyı vurarak evden çıktı. Adam Cathy ‘nin odasın geldi ve korkmamasını söyledi.  Çay içiyorlardı va Adam çayın tadının farklı olduğunu söyledi Cathy  bakayım dedi ve kendi ilacı olduğunu anladı. Ve Adam uyuya kaldı 11.30 gibi Charles eve geldi ve direk odasına gitti. Ardından cathy Charles’ in odasına gitti ve birlikte oldular.
          Adam çiftlikte olan hissesini Charles ‘e satarak orayı terk etti. Cathy ile Paris e gittiler ve orada yeni kıyafetler aldılar. Adam orada bazı broşürler gördü ve birisi çok dikkatini çekti. Oraya yerleşmek istedi. Ve oraya gittiler cathy ile bir motelde oda tuttular. Adam çiftlikleri geziyor ve en beyendiğini almak istiyordu acele ederek karar vermek istemiyordu.  Bordoni’ nin yerini beğenmişti ve almak istiyordu suyun olup olmadığına öğrenmesi gerekiyordu. Ve bu iş için bay Hamilton u önermişlerdi. O bu işte çok ustaydı. Adam ve bir arkadaşı Hamiltonlara gittiler. Hamiltonlar kalabalık bir aileydiler ama çok iyi çocuklar yetiştirmişlerdi. Çocukları artık büyümüş ve evin ihtiyaçlarına destek çıkıyorlardı.  Çocuklar o gün vadide olan bir dansa gitmişlerdi. Adam, Samuel ve arkadaşı oturdular konuşmaya başladılar. Samuel’in yer konusunda bir şey söylemesi için görmesi gerekirdi.
     Samuel ‘ dördüncü kızı Olive ortaokuldan sonra eyalet sınavlarına girmiş ve kazanmıştı. Artık o bir öğretmendi.  Her konu hakkında bilgisi vardı. Hatta haftada bir vadiye giden gazetelere makaleleri o yazıyordu. Korunun başında, önemli günlerde törenleri o yönetirdi. Kendinden küçüklere öğretmenlik yapıyordu ve  çok mutluydu.  Çocukları yetiştirmek ona huzur veriyordu sanki.
 
         Adam satın aldığı çiftliğe keyifli bir kedi gibi yerleşmişti.  Evin sağlam olmasını istiyordu aslında sağlımda ama daha da çok sağlam olsun istiyordu. Gelecekle ilgili planları düşünceleri vardı ama sadece Adamın düşüncesi yoktu. Tüm vadide oturanların düşünceleri vardı. Cathy genelde bahçede bulunan meşe ağcının altına otururdu. Ve günleri hep böyle geçerdi. Öyleden sonra Samuel ile Adam birer ata binerek  bahçeleri gezmeye başladılar. Samuel bahçenin verimli olacağını söyledi ama su çıkacak çok yer yoktu ama yinede çıkarabileceğini söyledi.
      Liza bir hafta kadar Traskların evinde kaldı ve evi tepeden tırnağa temizledi. Ev çok kirlenmişti. Ama Liza  bunun üstesinden geldi. Adam ve Cathy ‘nin ikizleri olmuştu.  Ve Cathy onu emziremiyordu. Liza bebekleri çok sevdi ve onların tüm eşyalarını  yıkadı temizledi ve ütüledi.
 
       Adam çiftliğinde kendi kabuğuna çekilmişti.  Eski evin onarımı yarım kalmıştı ve yağmurda su alıyordu.  Adam’ın  bütün davranışları yavaşladı. Adam ve Cathy’ nin ikizleri olmuştu ama cathy  artık gitmişti.  Adam da ikizleriyle ilgilenmiyordu bile  adlarını bile koymamıştı. Adam  bahçedeki meşenin altında oturuyor ve puslu, puslu etrafa bakıyordu.  Kasabalılar Adamı teselli etmek için gelmişlerdi ama Adam onları duymuyordu bile. Samuel Will’ in yanına gitmişti ve orada Lee ile karşılaştı. Lee Adamın yardımcısıydı ve ikizlerle de o ilgileniyordu. Samuel’ in Adamın yanına gelmesini istemişti. Samuel de zaten geleceğini söylemişti. Yarın geleceğini haber verdi.  Samuel Liza ya Trask’ lrın çiftliğine gideceğini utana sıkıla söyledi ve  Liza ilk önce kızsa da daha sonra izin verdi. Samuel Liza dan İncilide istedi ama Liza veremeyeceğini söyledi. Daha sonra annesinin incilini verdi Samuele. Samuel Traskların çiftliğine doğru yola çıktı.  Ve oraya vardığında Adam her zaman ki gibi meşenin altında oturuyordu. Samuel Adamla konuşmaya çalıştı ama Adam Samueli evden kovdu. Ama Samuel onu dinledi ve direndi. Adama bir yumruk attı yere  düştü Adam, kalkmasını söyledi ve yine vurdu. Bu sefer Adam kalkamadı yerden. Ona bağırarak anlattı  çocuklarına bakmadığını onlarla ilgilenmediğini söyledi.  Adam şaşkınlık içinde Samueli dinledi ve Cathy gittiğinden beri ilk defa duyuyordu sanki. Adam irkildi ve Samuel le birlikte masaya oturdular. Samuel sıra ikizlere isim koymaya geldi dedi. İncili çıkardı içine bakarak  isim bulmaya çalıştılar. Ve en sonunda   Aaron ve Caleb isimlerini koydular.  Adam sonra Samueli  uğurladı.
         Hamiltonlar garip heyecanlı insanlardı. İçlerinde bazıları yüksek gerilim içindeydiler ve en sonunda birbirlerinden koptular. Samuel’ in kızları içinde en çok sevdiği Uno idi. Uno ile babası arasında gizli bir bağ kurulmuştu. Sonunda esmer, sinirli her zaman gergin olan biriyle evlendi. Uno bir kaza sonucunda haytını kaybetmişti. Samuel’ in içine acı ve umutsuzluk çökmüştü.  O kocaman eklemeler olan evde sadece Samuel, Lisa ve Tom kalmıştı. Çocuklarının durumu iyiydi.  George sigortacılıkla uğraşıyordu. Will gitgide zenginleşiyordu. Joe ise doğuya gitmiş reklamcılık denen bir meslekle uğraşıyordu. Dessie dışında da tüm kızları evlenmişti. Olive nişanlısıyla evlenmişti ve iki çocuğu oldu. Tom sürekli Olive’ yi ziaret ediyorlardı.  Çocuklar Tom’ u çok seviyorlardı.
  
         Zaman geçtikçe Adamın ikizleri büyüyor  ve gelişiyordu. Koleje bile başlamışlardı artık.  Daha sonra savaş çıkmıştı ve bu savaş Salinasa kadar gelmişti. By Kell diye biri askerleri atama  şubesinin başındaydı ama öldü. Daha sonra şubenin başına Adamı geçirdiler. Adam bu işi güzel yapardı. Çünkü iyi ve güzel bir sicili ve teskeresi vardı. Adam çiftlikte çok zaman geçirmiyordu zaten. Bu onun için iyi bile sayılabilirdi. Çünkü askerliği daha önce yapmış ve tecrübeliydi.  Savaş yavaş, yavaş oradan uzaklaşıyordu ama çok uzağa gitmiyordu.  Adam da hastalanmış ve evde yatıyordu. Başında bir hemşire bekliyordu sürekli. Adam oğlu Abra ile konuşmuyordu onu işlediği suçlardan dolayı affetmemişti. İşlediği tek suçta savaşta karşı tarafa geçmekti. Adamın ikizleri koleji bitirmiş ve güzel iş sahibi olmuşlardı. Abra ve Cal eve dönmüşlerdi. Lee hala evde çalışıyordu. Ama eskisi gibi güçlü değildi biraz yaşlanmıştı ama çok değildi. Ona yardımcı olması  için başka biri daha gelmişti eve. Cal ondan emir almak istemiyordu kadın sinirlenip Cali evden kovdu. Sonra Abra Cali eve getirdi.  Cal Lee ye Abranın onu  eve getirdiğini söyledi. Elbette getirecek dedi, Lee. Zaten o getirmese sen kendin gelecektin eve dedi Abra.onu hiç bilemeyiz diye cevap verdi Lee.
       Odadan çıktı  çok soğuktu içerisi Lee bunu gidermek için mutfak sobasını yaktı.  Ve daha iyi olmuştu içerileri. Masaya üç bardak ve taştan bir şişe koymuştu Lee. Bunu hatırlıyorum dedi Cal. Elbette hatırlayacaktı çünkü hep koyu renkli içkiden içilirdi evde. Adam uyanmıştı ve Lee, Cal ve Abra yı yanına çağırdı yatağın ucunda durdular. Adamın gözleri  bir  yüzden öbür yüze geçerek  ağır, ağır dolaştı. Dudaklarını selam veriri gibi belli belirsiz kımıldattı. Hemşire işte bakın iyi görünüyor dedi. Benim canım o tatlım dedi. Lee  hemşireyi susturdu. Hemşire de Lee ye karşılık olarak hastamı yormanıza izin veremem dedi. Lee hemşireyi odadan kovdu. Adam ölmek üzereydi. Lee ile son kez konuşur gibi işaretleştiler. Lee oğlunu affetmesini söylüyordu.  Adam ise bir şey demedi ve gözleri kapandı. Daha sonra gözleri tekrar aralandı, ve Lee yine ona yardım et serbest bırak artık onu dedi.  Adam  konuşmaya çalışırken  ciğerleri hava doldu ve  nefes alamaz duruma geldi.  Ama yine de ağzını kımıldattı ve affettiğini söyledi.
     Gözleri kapandı ve derin bir uykuya daldı… 
 
 
 
    JOHN  STEİNBECK ‘İN HAYATI
    JOHN STEINBECK, 1902’ de Kaliforniya’nın Salinas kasabasında doğdu. Çocukluk ve ilk gençlik yılları boyunca yaz tatillerini  civar çiftliklerde çalışarak  geçirdi. Henüz 14 yaşındayken yazar olmayı aklına koyan Steinbeck , eserlerinin çoğunda mekan olarak seçtiği Salinas vadisindeki bu çiftliklerde,kırsal kesimlerdeki zorlu hayat koşullarına ilişkin ilk izlenimleri edindi. 1919 yılınsa Stanford Üniversitesi’ne girdiyse de, altı yıl süren üniversite öğrenimi boyunca, yalnızca yazarlık kariyerinde kendisine yararlı olacağını düşündüğü derslere katıldı. Yine aynı dönemde, hem okul giderlerini karşılamak, hem de hayat deneyimlerini geliştirmek amacıyla tezgahtarlık, ırgatlık, duvarcılık, marangozluk, laborantlık gibi pek çok işte çalıştı.1925 yılında okulu bıraktı,yazar olarak kendini kabul ettirmek umuduyla New York’ a gitti. Ne var ki pek kısa süren gazetecilik deneyimi dışında, yazılarını yayınlatmayı başaramadı ve 1926 ’ da Kaliforniya ‘ ya döndü.bunu izleyen iki yıl boyunca, Lake Tahoe ‘ da bir sayfiye evinin bekçiliğini yaptı. Yılın sekiz ayı karlar altında kalan bu ıssız yerde ilk eserini kaleme aldı. 1929’ da basılan ilk romanı  Altın Kupa, edebiyat çevrelerinin pek dikkatini çekmedi. Bunu Cennet Çayırları adlı eseri izledi. Nihayet 1935 yılında yayınlanan Yukarı Mahalle,  Steinbeck ’in yazarlık kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Böylelikle edebiyat eleştirmenlerince gelecek vaat eden büyük bir  yetenek olarak ve kabul edilmiş oluyordu. Bu romanı, Kaliforniya’da yaşam mücadelesi veren işçi sınıfını konu alan, her biri birer konu alan başyapıt olarak kabul gören Bitmeyen Kavga,  Fareler ve İnsanlar  ve 1940’ da ona Pulitzer ödülünü kazandıran Gazap Üzümleri izledi. Öteki belli başlı eserleri arasında  Ay Battı, Sardarle Sokağı, Al Midilli, Bilinmeyen Bir Tanrıya, İnci, Cennetin Doğusu, Tatlı Perşembe, Pipin IV ’ün Kısa Süren Saltanatı, Kaygılarımızın Kışı, Bir Savaş Vardı sayılabilir.
1962 yılında Nobel edebiyat ödülünü kazanan Steınbeck, 1968 yılında hayatını kaybetti.[3]
 


KAYNAKÇA
 
[1] https://www.selyayincilik.com/kitap/cennetin-dogusu-1412
[2] John STEİNBECK, Cennetin Doğusu,REMZİ KİTAPEVİ, İstanbul
[3] www.edebiyatogretmeni.net/steinbeck.htm
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış