Demiryolu Serserileri Romanı Ve Özeti Jack London

Ekleyen : ESA , 13 Mart 2015 Cuma aaa Beğen
 
 
Yazıda “Demiryolu Serseriler Jack London  “  romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı, “Demiryolu Serserileri  Jack London   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,   Jack London’un   hayatı,  “Demiryolu Serserileri, adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ESER VE YAZILIŞI HAKKINDA ÖNEMLİ NOTLAR
 
Demiryolu Serserileri  John Steinback’in  gençlik serserilik yıllarını anlatan, büyük ölçüde gerçek yaşamından alınmış  bir romanıdır.  Romandaki  olayların  geçtiği 1894 yıllarında Amerika, tarihinin en ağır ekonomik bunalımlarından birini yaşamaktadır. Bu  ekonomik bunalım  sırasında  binlerce işyeri kapanmış, yüz binlerce kişi işsiz kalmıştır.
 
Jack London sürekli gezen bir astrologun oğluydu. Jack London’ın annesi Flora Wellman ise bir müzik öğretmeniydi.  Annesinin ve London soyadını aldığı üvey babasının yanında yetişmişti.  On dört yasında yoksulluktan kurtulma ve serüvenlere atılma umuduyla okulunu bırakmış, Jack ilkokulu Oakland’da okumuş, 1897′de Berkeley Üniversitesi’nde öğrenciyken ise annesinin intihar girişimi ve biyolojik babası ile ilgili gazete haberlerini araştırmaya koyulmuştu.[1]
 
Bu yıllarda önüne gelen her işte çalışarak hayatını kazanmaya çalışıyordu.  Konserve fabrikasında, istiridye korsanlarının yanında  çalışmıştı. Bir  ara istirdye yelkenlisi bile olmuş ama bir fırtınada teknesi ağır hasar görmüştü.   Sonunda  tayfa olarak çalıştığı bir gemiyle Japonya’ya kadar gitmişti.  Bir hintkeneviri fabrikasında ve bir elektrik santralinde ağır iş koşulları altına çalıştıktan sonra serserilik yaşantısına girmişti. 1893′teki iktisadi kriz sonrasında yürüyüşe geçen issizler (serseriler) ordusuna katılarak tüm  ABD’yi kaçak ve serseri olarak dolaşmıştı. London, 1894′te militan bir sosyalistti. Jack London, krizin patlak verdiği yıl 18 yaşındaydı. Bu yıl eğitimini de bıraktı.  “London, hayatını kazanmak için konserve kutusu fabrikasında işçilikten istiridye korsanlığına kadar birçok işe girip çıkar. Serüven tutkusu ağır basan yazar, 1893’te fok balığı avcılığı yapan bir gemiye tayfa olarak yazılarak Japonya’ya kadar gider.”[2]
 
Demiryolu Serserileri, London’ın başıboş ve serseri olarak yaşadığı yılların  biyografisi şeklinde anlatılmış bir eserdir. Bu bakımdan bu roman bir ölçüde London’un o yıllara ait anılarını anlatan bir anı romanı şeklindedir.  Eser trenlerde kaçak olarak seyahat eden serserilerin dramlarını dile getirmektedir.
Eserin kahramanı kimi zaman trenlerden atılan kimi zaman  aç susuz dilencilik yapan kimi zaman ateşçiyle anlaşıp ocağa kömür atan, “aynasızlarla” ve tren görevlileri ile   köşe kapmaca oynayarak bütün Amerika’yı baştan başa dolaşmak için yarışan serserilerin hayatlarını anlatmaktadır.  Tüm bu olaylar olayı yaşayan kişinin ağzından belgesele yakın bir gerçekçilikle anlatılmış realist bir roman tekniği ile  aktarılmıştır.
Eser, Jack London’ın bir serseri gibi yaşadığı  dönemi “ gözler önüne sererken, aynı zamanda Amerikan yaşam tarzının ve değerlerinin de kıyasıya bir eleştirisini içermektedir. Demiryolu Serserileri, “ bir serserinin el kitabı niteliğindeki  ”[[3]bilgileri de içermektedir
 
 
ESERİN ÖZETİ
 
General Kelly’nin ordusuna katılmak isteyen  iki bin serseri Washington’a varmaya çalışmaktadır.  Bu serserilerin amacı 1 Mayıs’ta Washington’da toplanarak iş ve ekmek istemektir.Bu orduya katılmak isteyenler oraya ulaşmak için , trenlere parasız binmekte serserilik ve dilencililik yaparak hedeflerine ulaşmak için bir yarış yapmaktadır.   Bu çapulcu sürüsünün geçtiği yerlerde olay çıkmasın diye onlara mecburen yemek verilmektedir.
 
Olayın kahramanı olan kişi de  tek başına yiyecek aramanın toplu olarak yiyecek aramaktan daha kolay olduğuna inanarak ordudan da ayrılmıştır. “Şehri “aç” bir şehir haline getirenler aç Hobolardı. Şehir sakinlerinin evlerinin arka kapılarını, kapılar ses vermez hale gelinceye kadar “yumrukluyorlardı.”
 
Batı’ya doğru giden gece trenine binen kahraman yiyecek bir şeyler bulmak için çok yoksulların yanına gitmek zorundaydı. Bütün Birleşik Devletlerin her yerinde büyük evlerden yiyecek dilenmiş ama sadece küçük kulübelerde yaşayan yoksul insanlardan yiyecek alabilmişti. Bu ülkede sadece yoksullar hayırseverdi. “Hayırseverlik, en az köpek kadar açken onunla paylaştığınız kemiktir.”
 
Hayatımda hiç dilenmemiştim ve bu benim ilk yola çıkışımda en zor hazmettiğim şeydi. Dilencilik hakkında saçma fikirlerim vardı. Felsefem, o zamana kadar, dilenmek tense çalmanın daha iyi olduğuydu; soygun daha güzeldi, çünkü tehlikesi ve cezası ötekilere oranla daha büyüktü. Bir istiridye korsanı olarak, adaletin elinde mahkûmiyetlerim vardı, onların hepsinin cezasını çekecek olsam devletin hapishanesinde bin yıl yatmam gerekirdi. Çalmak erkekçeydi;” Ama ilerleyen günlerde fikirlerim değişecek ve dilenciliğe keyifli bir şaka, bir zekâ işi ve bir tür sinir egzersizi olarak bakacaktım.”
 
Bir dilencinin başarısı iyi hikâye anlatabilmesindeydi.  Aç kaldığında yiyecek alabilmek için  yiyecek istenecek kişinin kişiliğine ve mizacına hitap edecek bir hikâye anlatarak yiyecek istiyordu.  Altı gün devam eden o yolculuk boyunca Fransız köylülerinden dilendiği kuru ekmek kabuklarıya yaşamıştı.
 
Serseri hayatının ve Hoboların ülkesinde hayatın yüzü çok yönlüydü. Bir Hobo bir an sonra ne olacağını asla bilmeden yaşardı. Hobolar sadece şimdiki anı yaşıyorlar ve hayatın  rüzgârına ve tesadüflerine kapılıp gidiyorlardı.
Trenlerde bir yarış içindeydi. Batıya doğru gitmek için yarışan serserilerin kendinden önede olanları ile bir yarış içindeydi. Kendinden hızlı giden rakiplerini izlerinden ve bıraktıkları işaretlerden anlıyordu. Kaçak olarak bindiği trenlerde görevlilere ve aynasızlara  yakalanmamak için ilginç yöntemler bulmuştu. Karnının doyurmak için de sayısız yöntem bulmuştu.
 
Buna rağmen kendisi de soyguna uğrayabiliyor, hırsızlar tarafından izleniyordu.  Sonunda yakalanmış ve hapse de düşmüştü. İçerde otuz gün yattı.  O hapishanede inanılmaz ve korkunç şeyler görmüştü.  “Suyun tek bir iyi tarafı olduğunu söylemem gerek, sıcaktı. Sabahlan “kahve” deniliyordu, öğleleri “çorba” olarak şereflendiriliyordu ve akşamlan “çay” maskesini takıyordu. Ama sürekli bildiğimiz aynı suydu. Tutuklular ona “sihirli su” diyorlardı.”
Erie İl Hapishanesi’nde ekmeği dolaşıma biz sokuyorduk. Evet, üstelik tütünlerinden feragat eden bu zavallı adamlara tutumluluğu ve tasarrufu öğretiyorduk. Ve sonra biz bir örnek teşkil ediyorduk. Her mahkûmun yüreğine bizim gibi olma ve haraç yeme tutkusunu yerleştiriyorduk. Toplumun kurtarıcıları evet, sanırım toplumun kurtarıcılarıydık… Bizler bir kurt sürüsüydük, Wall Street’te iş yapanlar gibi.”
 
Hapisten çıktıktan sonra trenlerede gezinmeye devam etmişti Ama artık aranmıyor ve suçsuzdu Buna rağmen polisleri görünce kaçmayı öğrenmişti.  “Polisin gelişi hakkında hiçbir şey bilmiyordum, miğferli polislerin her iki elleriyle çocuklara uzandıklarını gördüğümde kaçtım. Koştuğumun farkında bile değildim. Oysaki  Benim kaçmam için hiçbir neden yoktu. Artık Hobo değildim. O toplumun bir vatandaşıydım. Doğup büyüdüğüm şehirdeydim. Hiçbir suçum yoktu.”
 
Bir kolej öğrencisiydim. İsmim gazetelere bile geçmişti ve içinde hiçbir zaman uyumadığım güzel elbiseler giyiyordum. Ama yine de kaçtım körlemesine, çılgınca, korkmuş bir geyik gibi bir sokak boyunca kaçtım. Ve kendime geldiğimde, hâlâ koştuğumu fark ettim. Bacaklanmı durdurmak için epeyce uğraşmam gerekti. Hayır, bundan asla kurtulamayacağım.”
 
“Yarış berabere bitmişti. Çünkü tam ben milyonere ulaştığım anda, yataklı vagon görevlisi de bana ulaşmıştı. Formaliteler için vaktim yoktu. Alelacele “Yemek için bana bir çeyrek ver!” diye haykırdım. Orada oluşum kadar gerçek; milyoner elini cebine soktu ve bana… tam tamına… kesinkes… bir çeyrek verdi. Sanırım öylesine şaşırmıştı ki, otomatik olarak dediğimi yaptı ve ondan bir dolar istememiş olmam, o zamandan beri, kendi adıma benim için büyük bir pişmanlık konusudur. İsteseydim bir dolan alabileceğimi biliyordum.”
 
 
 
 
Kaynakça 
 
[1]  http://tr.wikipedia.org/wiki/Jack_London
[2]  Veysel Atayman,http://www.birazoku.com/demiryolu-serserileri-jack-london Aralık 2003, İstanbul
[3]  Veysel Atayman,http://www.birazoku.com/demiryolu-serserileri-jack-london Aralık 2003, İstanbul


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...