Dino Buzzati “Tatar Çölü “ Hakkında Özet Konu İçerik İnceleme

Ekleyen : ESA , 16 Şubat 2019 Cumartesi aaa Beğen 1
 
 
 
 
 
Dino Buzzati “Tatar Çölü “ Hakkında Özet Konu İçerik İnceleme
 
Yazıda “ Dino Buzzati’n  Il deserto dei Tartari-  Le Desert des Tartares-  Tatar Çölü  ”   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı, “  Dino Buzzati’n  Il deserto dei Tartari-  Le Desert des Tartares-  Tatar Çölü   “ hakkında bilgiler “ Dino Buzzati’n  Il deserto dei Tartari-  Le Desert des Tartares-  Tatar Çölü   “   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları, “Dino Buzzati’n  Il deserto dei Tartari-  Le Desert des Tartares-  Tatar Çölü   “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ROMANIN BASIMI YAZIMI KONUSU HAKKINDA
 
Özgün adı İtalyancca “ Il deserto dei Tartari”  ( 1940)  Fransızca çevirisi  Le Desert des Tartares”  1949 olan Tatar Çölü adlı roman Belluno, İtalya doğumlu yazar ve hukukçu Dino Buzzati’nin(1906-1972) üçüncü romanıdır.
 
Daha öncesinde “ Dağların Bàrnabo'su, “ ve “Eski Korunun Gizemi” adlı romanları yayımlanmış olan yazarın bu romanın ilk baskısı İtalya’da 1940 yılında “ Il deserto dei Tartari” adı ile yayınlanmıştır.  Roman 1949 yılında yapılan Fransız’ca çevirisi “Le Desert des Tartares”  ile birden dikkatleri çekmiş,  daha sonra yirmiden fazla başka dile de çevrilen roman, hemen her ülkede de okunmuş, filme de alınan roman yazarına dünya çapında bir şöhret kazandırmıştır.
 
Bir “sorgulama” romanı olan Tatar Çölü dilimize ilk kez 1968 yılında çevrilir. Kafka'nın roman sanatı ve varoluşçu mantığının etkisi altında olan Dino Buzzati’nin bu romanı  “ insanın yazgısından kaçması imkânsızdır “ ana fikri üzerine kurulmuş bir romandır.
 
Samuel Beckett ‘in Godot'yu Beklerken romanındaki neyi, niçin, kimi, niye beklediklerini bilmeyen,  bu bekleyişten ne umduklarının da farkında olmayan bekleyenlerin anlatıldığı konuya benzer bir konuyu işleyen bu roman [1]Frazn Kafka’nın da tesirleri altındadır. Bu nedenle bu romanı varoluşçuların bir romanı olarak kabul etmek oldukça uygun olacaktır.
Le Monde’nin seçtiği Yüz Yılın Yüz Kitabı listesinde[2] de olan roman ülkemizde de beğenilerek okunmuştur.  
Roman ruhları karartan Bastiani Kalesi'ne görevli olarak giden genç teğmen Giovanni Drogo’nun tarifsiz sıkıntılarını, boşa giden umutlarını, bekleyişlerini, iç isyanlarını,  umuttan umutsuzluk ve umarsızlığa dönüşen iç yıkımlarını, sonra da kaderine teslim olup, hayatın en büyük gerçeği olan  “yazgının”  boyunduruğuna razı olmasını varoluşçu bir yaklaşımla dile getirmektedir.
ROMANIN FİLMİ
Romanın tiyatro uyarlaması da yapılmış roman, aynı adla filme de alınmıştır. 29 Ekim 1976 (İtalya)  yapımı olan filmin yönetmenliğini Valerio Zurlini yapmış, filmde Jacques Perrin, Giuliano Gemma, Vittorio Gassman gibi oyuncular başrolleri paylaşmışlardır.
Bu film, David di Donatello En İyi Film Ödülü, David di Donatello En İyi Yönetmen Ödülü, David di Donatello Kariyer Ödülü gibi birçok ödül de kazanmıştır. [3]
 
KONUSU
Bu çöle ve kaleye gelmeden önce de edilgen bir karakter olan Genç teğmen Drogo, sınırdaki Bastiani Kalesi’ne atanır. Drogo burayı görür görmez geri dönmeye karar vermiş ama kendisine dört ay bir müddet tanımıştır.  Fakat bazı olaylar mücadeleyi sevmeyen pasif bir kimlik olan Drogo’yu kaleye bağlamıştır. Kaledeki rutin ve dingin hayat alışkanlıkları, kullandığı uyuşturucu,   gururu ve  gündelik rutin hayata kapılıp gitmesi sonucunda  kendisini  vahşi Tatar Çölü'nün bir parçası gibi hissetmesine yol açar.
Giovanni Drogo , Dünya’nın diğer yanında kalan nsanların ne yaptığı ne olduğundan habersiz kaderine razı olmuş, bu çölü ve sınırlarını beklemeye kalmış, ayrılmak için mücadele etmekten de vaz geçip kaderine razı olmuştur.  
 
ÖZETİ
 
Drago Harp Akademisinde iken sokaktan geçen insanları pencereden izlemekte onların mutlu ve özgür olduğunu düşünmektedir.  Mezun olunca Bastiani Kalesi’ne gönderilen Drogo,  kendini mutsuz ve yalınız hissetmektedir. Pasif bir kişiliği olan Drogo’nun mücadeleci bir ruhu bulunmamaktadır.
 
Kaleyi gördüğünde tarifsiz bir sıkıntıya kapılan Drago, ilk görev yeri olan bu kalede bir gece bile kalmadan terk etmeyi düşünmüş ama başaramamıştır.  “Ya yıllar ve yıllar boyunca burada durmak ve gençliğini burada, tek kişilik yatakta tüketmek zorunda kalırsa?”
 
Drago’nun kırk yaşına ulaşan Yüzbaşı Ortiz’le karşılaşır. Yüzbaşı Ortiz, bu önemsiz ve ikinci sınıf kalede on sekiz yıldır çalıştığını artık alıştığı için de sıkılmadığını söyler.  Bu arada yazar, Yüzbaşı Ortiz’in gelecekteki Drago’nun yaşlanmış hali olduğu imasını da yapmış olmaktadır.
 
Drago,  bu kalede alıştığı yaşamdan çok uzak ve sonu meçhul bir hayata başlamıştır. Ortiz’in , on sekiz yıldır bu kalede nasıl yaşadığını sorgularken  kendine en fazla dört ay süre vermiştir. Dört aydan sonra bu kaleden gitmeye karar vermiştir. Bu arada Yüzbaşı Ortiz’in kaledeki hayta alışkın, rutin, bildik, sessiz ve kabullenmiş olmaktan kaynaklanan hüzünlü huzurunu hayranlıkla izlemektedir. Kalede en çok merak ettiği şey ise karşıdaki büyük Tatar Çölü’dür. 
Dört ay içinde doktor raporu ile bu kaleden kurtulmak ihtimali varken, gündelik, rutin nöbetler,  törenler, askeri elbiseler, nöbet değişimleri, topların bakımı, emir-komuta zinciri içinde geçen hayata da alışmış olduğundan ayrılma amacından da vaz geçer.  Drago artık hafta sonları da kalede kalmakta, izne çıkmamaktadır.  Çünkü konuk olarak geldiği bu kalenin ‘efendisi‘ olmuştur.
Albay Filimore “ kalenin çok önemli olduğu ve bir gün çok büyük olaylar olacağını” söylemiş bu sözlere inanan kaledeki askerler kendilerini kahramanca kaderin beklediği inancıyla o günleri beklemeye koyulmuştur.  Drago’da bu öykünün bu kahramanca yazgının beklentisi içinde düşlerle dalıp gitmiştir.
 
Yıllar sonra ailesinin olduğu kentini ziyaret eder.  Bu kent ona hep yerinde saydığını arkadaşlarının evlenip, iş güç sahibi olduğunu, eski sevgilisinin bile çok değiştiğini de göstermiştir.  Biraz aklı başına gelmiş ama tayin istese bile artık, iş işten geçmiştir. Amirleri onun Bastiani Kalesi’nden ayrılmasına izin vermemiş, tayin edilmesi için rica etmeye gittiği general onu yanından kovmuştur.
 
“Hâlbuki asla gidemeyecek… O, alay komutanı albay ve daha pek çoğu ölene değin burada kalacaklar; bu bir tür hastalık, dikkatli olun teğmenim, siz ki yenisiniz… İlk fırsatta gidin, onların çılgınlığına yakanızı kaptırmayın.”
Drago, artık başlangıçta karşı çıktığı her şeye alışmış kendisi için iyi olmayacak her türlü basitlik ile içselleşmiş olarak yurt savunması uğruna ölmeyi bekleyen bir robota dönüşmüştür.
 
Sıradanlığın pençesinde olan, önüne çıkan fırsatları da göremeyen, akıp geçen zamanın yeknesak ritmine kendini kaptıran hiçbir zaman gerçekleşme ihtimali kalmayan Tatar saldırısını bekleyen bir adam olup çıkmıştır.
Artık hayatını bile ıskaladığını düşünemez hale gelen Drago, tükenmiş, kırgın ve uyuşuk bir halde hiçbir şey yapmadan ölümünü bekleyen amaçsızca yaşayan insanların öyküsüdür. bekleyerek yaşamaya devam eder. 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...