Gizli Başyapıt Hakkında Özet Analiz Honore De Balzac

Ekleyen : Dursun Demirci , 28 Temmuz 2019 Pazar aaa Beğen
 
 
Yazıda “Gizli Başyapıt, “Le Chef-d’oeuvre inconnuHonore De Balzac “ öyküsü hakkında bilgiler, özeti,  konusu, ana fikri,   kahramanları,  olay örgüsü,   yazarı, “romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları Gizli Başyapıt, Honore De Balzachayatı,  adlı eserden alıntılar yer alır. Gizli Başyapıt, Honore De Balzac Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ROMANIN YAZIMI BASIMI KONUSU TÜRÜ VB HAKKINDA
 
“Gizli Başyapıt”  özgün Fransızca adı ile “Le Chef-d’oeuvre inconnu”  H. De Balzac’ın ilk kez 1831 yılında yazılan ve yayımlanan bir öyküsüdür. Eser ilk kez 1831 Ağustos'unda "Maître Frenhofer" adıyla yayımlanmış ama aynı yıl içinde   "Catherine Lescault, conte fantastique" başlığı altında bir kez daha çıkmıştır.
 
Balzac’ın bu eseri Türkçeye ilk kez 1945’te “Bilinmeyen Şaheser” adıyla Nahit Sırrı Örik tarafından çevrilmiş, bu eser daha sonra farklı çevirmenler tarafından farklı adlar ile yeniden tercüme edilmiş ve basılmıştır.
 
Honoré de Balzac, bu kısa öyküsünde mükemmel bir eser ortaya koymak isteyen bir ressamın öyküsünü dile getirmiştir. Honoré de Balzac, bu eserinde resim sanatı ile ilgili pek çok bilgiye ihtiyaç duyacağından resim sanatı ve ressamlıkla ilgili bu bilgi gereksinimlerini Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyid, Osman Hamdi gibi ressamlarımızın da hocalığını yapmış olan G. Boulanger[1]den temin etmiştir. Bu bakımdan G. Boulanger’i bu öykünün danışmanı veya akıl hocası olarak da görebilmek mümkündür.
 
Bu eser roman ve öykülerinde vaka ve merak unsurundan çok karakter yaratmayı önemseyen Honoré de Balzac, bu kısa öyküsünde de karaktere önem vermiş bu öyküsünde ise olağandışı bir resim yapmak isteyen bir ressamın kişiliği öne çıkartılmıştır.  Bu öyküdeki ressam Frenhofer’i ve karakterini öne çıkaran Honoré de Balzac 50’si taslak halinde 2 000’i aşkın roman karakteri bırakmış bir yazardır.
 
Sanat ve sanatçı kimdir ve nedir? Sanatın amacı nedir?  Soruları ile Sanatçı ve eseri arasındaki ilgileri irdelemeye çalışan bu öykü Balzac’ın en ilgi çekici öykülerinden birisidir.
Cezanne, Picasso gibi büyük ressamları, Karl Marx, ve Engels gibi yazarları derinden etkilemeyi başaran bu öyküdeki ressam Frenhofer karakteri henüz daha soyut resim ortada yokken mükemmel bir soyut resim yaptığına inanan bir karakterdir.  Öykünün önemli bir ilginç yanı tam da bu noktadadır.  Çünkü Balzac bu eserini 1831 yılında yazdığında resim sanatında soyut resim kavramı henüz ortaya çıkmamış ve sürrealist resim sanatı da henüz ortada yoktur.
 
Bu öykü yıllar sonra soyut resmin büyük ustası Pablo Picasso ve  Cezanne’yi derinden etkilemiş söylentilere göre Cezanne  pek çok  kara kalem taslak çalışmalarında “Gizli Başyapıt”ın sahnelerini resmetmiştir.  Öykünün diğer bir çok sanatçıyı da etkilediği gibi Karl Marks’ı da derinden etkilediği pek çok çalışmanın konusu olmaktadır.
Zavallı ressam. Mükemmelliği ararken, kendi sanatını öldürdü. İnsan gerektiği yerde durmasını ve noktayı koymasını bilmeli, değil mi? Mükemmel, iyinin düşmanıdır. Balzac?ın, yaptıklarıyla hiçbir zaman yetinmeyen kahramanının ruhunu anlıyorum ben.” Karl Marx,  [2]
 
“Olağanüstü... Balzac’ın gerçekliğin sonsuz arayışı içindeki ressamı, sonunda kapkara bir belirsizliğin ortasında buluyor kendini. O kadar çok gerçeklik var ki, insan hepsini kucaklayayım derken karanlıkta buluyor kendini...”Pablo Picasso
 
Öykü  gördüğü alaka nedeni ile filme de uyarlanmış  bu öyküyü canlandıran ilk film Sidney Peterson tarafından  1949 yılında “ Bay Frenhofer ve Minotaur” adıyla gösterime girmiştir.  Öykü  1991 yılında  Jacques Rivette tarafından  çekilen “ la Belle Noiseuse” adlı filme de  ilham vermiştir.
 
 
 
 
KONUSU
 
Ressam Frenhofer, on yıl boyunca  atölyesine kapanarak soyut bir olağan dışı resim yapmaya çalışır. Resimlerinin sergilenmesinden hoşlanmayan Frenhofer, “gözü gibi koruduğu, ruhu olduğuna inandığı eserini resimden anlayacaklarını umduğu hayranı olan genç bir ressam ile arkadaşı usta bir ressama gösterir.  Kendince olağanüstü bir resim yapmış ve buna uygun bir eleştiri hatta beğeni beklemektedir. Ama tenkitler umduğu gibi olmayınca ressam aklını yitirmiş, çılgınca bir karar vermiştir.
 
ANAFİKİR
 
Fazla bilgi ve insanı mutlu etmediği gibi şüphelere mahkûm eder. En mükemmeli yapmak  en anlaşılmaz olmak, en iyi sanatçı olmak en yalınız sanatçı olmak demektir.  Anlaşılamayacak kadar üstün eser bırakan kişi anlaşılamadığı için üzülememeyi de bilmelidir.
 
 
 
ROMANIN KONUSU ÖZETİ VE OLAY ÖRGÜSÜ
 
 
Genç ve adı pek duyulmayan bir ressam olan Nicolas Poussin, usta ve tanınmış bir ressam olan Porbus'u ziyaret etmek için onun atölyesine gider
 
Oysaki atölyede Frenhofer ‘de vardır. Nicolas Poussin atölyede Frenhofer ile Porbus’un tartışmasına şahit olur. Frenhofer, arkadaşı Porbus’un yeni bitirdiği büyük bir tablo hakkında ustaca yorumlar yapmaktadır.  Bu resim de Porpus bir kadını resmetmiştir.
Frenhofer  adı Mısırlı Meryem olan Porbus’un bu resmini kendi sanat anlayışına göre eleştirmiştir.
 
Hanımı yeterince bu resme iyi monte etmişsiniz. Ama bu bir canlı değil, bu bir resim ölüsüdür. Siz insanlar bir cesedi anatomi yasalarına göre en doğru ve en dikkatli şekilde resmettiğinize inanıyorsunuz! Ana hatları, paletinizde önceden karıştırılmış et tonları ile dolduruyorsunuz, bir tarafını diğerinden daha koyu tutmaya dikkat de ediyorsunuz.  Masanın üstünde duran çıplak bir kadına göz attığınız için, doğayı  en doğru hali ile  kopyaladığınızı düşünüyorsunuz. Ki siz resamların Tanrı'nın sırlarını çaldığınızı varsayalım. . . .”
 
Mısırlı Meryem resmini iyice eleştiren Frenhofer, işin bitmemiş gibi göründüğünü ima ederek birkaç dokunuş ile Porbus'un i Mısırlı Mary resminin eskizini de yapmıştır. Diğer iki ressam da Frenhofer’in birkaç dokunuşta yaptığı eskizi takdir etmiştir.
 
Daha sonra üç ressam da akşam yemeğini yemek için Frenhofer'in atölyesine geçerler. Orada ise
Frenhofer’in on yıldır üzerinde çalıştığı bir resim hakkında konuşmaya başlarlar. Frenhofer onlara  La Belle  olarak bilinen ve Catherine Lescault adında güzel bir fahişeyi betimleyen kendi şaheser tablosu için uygun bir model bulamadığını itiraf etmiştir.  Frenhofer, on yıldan beridir hiç kimsenin görmediği ve bilmediği bu şaheser resmi bitirmek için çabalamaktadır. On yıldan beri üzerinde durduğu bu mükemmel nü tabloyu bitirmek için mükemmel bir model aramaktadır.
 
Akşam yemeğinden sonra Poussin eve dönüp metresi Gillette'yi Frenhofer için çıplak poz vermeye ikna etmeye çalışır. Fakat Gılette, “Beni artık sevmiyor musun!”  diyerek ona sitem etmiş ama Porbus’un ısrarı karşısında onu eskisinden daha az sevdiğini hissederek teklifi kabul etmiştir.
 
Böylece , Poussin, kendi sevgilisi Gillette'i  arkadaşı Frenhofer’e manken olarak sunar. Gillette içeri girdiğinde Frenhofer büyülenir.  “Oh, onu bir süreliğine benimle birlikte bırak. . . ve onu Catherine'imle karşılaştırabilirsin. Evet, rıza gösteriyorum. ”  Gillette çok güzel bir kadındır ve Frenhofer, resmini bitirebilmek için Gılette’den önemli bir ilham alır.  En sonunda Frenhofer bu sayede resmini tamamlamayı başarmıştır.
 
Geleceği parlak insanlar, işlerini yaparken bu utanma duygusundan kurtulmayı bilirler; tıpkı cilve yapmaya başladıklarında çekingenliklerini yitiren güzel kadınlar gibi. Başarı alışkanlığı kuşkuyu azaltır; utangaçlıksa bir kuşkudan başka bir şey değildir belki.''
 
Bunun üzerine Frenhofer büyük bir heyecanla bu resmini Poussin ve Porbus ‘a gösterir.
''Tüm insan duygularının başlangıcında bir çiçek vardır; soylu bir heyecandan doğan bir çiçektir bu ve mutluluğun anılarda kaldığı, şöhretin de bir yalandan başka bir şey olmadığının anlaşıldığı günlere dek yavaş yavaş solar.''
 Poussin ve Porbus’un tek görebildikleri ve anlayabildikleri şey bir renk girdabında kaybolan bir ayağın parçası olmuştur.
Tek gördüğüm, bir diğerinin üstüne sürülen ve bir boya duvarı oluşturan garip çizgilerle dolu renkler. . . .”  “Bu ayak, bazı parian mermeri Venüs'ün gövdesi gibi ortaya çıkmış, bir kentin kalıntılarından yükselip küllere yanmıştır.”
 
 İki ressamın da resmi hakkında söyledikleri şeyler Frenhofer’i çıldırtmıştır.  Her iki ressam da uzun uzun tuvale bakıp hiçbir şey anlamadıklarını itiraf etmiş, on yıldır üzerinde çalıştığı bu tablonun anlaşılmaması Frenhofer’i derinden hırpalamıştır.
 
“Er ya da geç, tuvalinde hiçbir şey olmadığını görecek!”
Bu Frenhofer'ı ağlamaya zorluyor: “Ben bir embesilim, ne yetenekli ne de yetenekli bir deli. . . . Hiçbir şey yaratmadım! ”
 
Anlaşılamamıştır işte ve on yıl boşa gitmiştir. Frenhofer o gece hiç uyuyamaz üstelik aklını yitirmiş ve çıldırmıştır.
 
 
[1] Soner Yalçın “Marx kendini hangi edebi kahramana benzetiyordu” Hürriyet Gazetesi, 19 Mayıs 2010
[2] Soner Yalçın “Marx kendini hangi edebi kahramana benzetiyordu” Hürriyet Gazetesi, 19 Mayıs 2010


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...