Godot'yu Beklerken ve Özeti Samuel Beckett


Esa
26.07.2013

 

  • Godot'yu Beklerken
  • Samuel Beckett
  • Çeviren: Uğur Ün/ Tarık Günersel
  • Yayın Yılı: 2012
  • Orjinal Adı: En Attendant Godot
  • 124 sayfa 13,5x19,5 cm
  • ISBN:9758240072

 

 

Yazıda Godot'yu Beklerken Samuel Beckett , romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı, Samuel Beckett , romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları, Godot'yu Beklerken Samuel Beckettadlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
ESERİN  KENDİSİ VE KONUSU HAKKINDA
Godot'yu Beklerken (Fransızca: En attendant Godot, İngilizce: Waiting for Godot), 1949 yılında Fransızca olarak yazılan ve ilk kez 1953'te Paris'de sahnelenen, Samuel Beckett'ın absürd tiyatro eseridir. [1]
Bu eser başlangıçta çok fazla bir ilgi görmemiş olsa da zamanla dikkat çekmeye başlamış,. 1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrilmiştir. Eser hem kitap olarak pek çok dile çevrilmeye başlarken hem de oyun olarak ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başlamıştı.
Eser, başlangıçta avangart "yenilikçi" veya "deneysel” bir tiyatro eseri olarak kabul edilmiş, bazıları tarafından garip ve saçma bulunmuştu. Buna karşın az zamanda oldukça tanınmaya başlayan ve dikkati çeken eser hızla klasik oyunlar arasında görülmeye başlanmıştır. Eser bir bekleyişe kapılan, kurtulma ümidi ile ayakta kalmaya ve varoluşlarını sürdürmeye gayret eden insanların, hiçbir şey yapamadan kurtulmayı beklemeleri ve ne olduğunu dahi bilmedikleri Godot adında bir kimsenin veya "şeyin "  kendilerini kurtarmalarını beklemelerini konu alan sıra dışı bir oyundur. 
Eser, Absürt tiyatronun ilk eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kimi eleştirmenler eseri “ modernliğin monotonluğu ve anlamsızlığının parlak bir şekilde kaleme alınışı” olarak değerlendirirken, Kimileri de “can sıkıcı bir çöp olarak “ [2] olarak değerlendirdiler.
Eser “ burjuva ideolojisinin estetik dışavurum aracı olan biçimsel gerçekçiliğe bir karşı duruş gibidir. Yazarın oyunda yarattığı kahramanlar kendilerini merkezsiz, anlamlandıramadıkları karmaşık bir dünyaya “fırlatılmış” bulurlar. Onların dünyasında nedenler her zamanki sonuçlara götürmez ya da sonuçlardan nedenlere gitmek istediklerinde kaybolurlar. Varoluşsal anlamda özgün tercihler yapamazlar. Yaşamlarındaki akışı düzenleyen tek şey, Godot’yu bekledikleri gerçeğidir. Eylemsel anlamda felçli gibidirler.” [3] Şeklindeki değerlendirmelere de maruz kalmıştır.
Buna karşın pek çok eleştirmenin bu eser hakkında en uygun görüşleri şu çerçeve içine alınabilir. “ oyun, modern dünyanın varoluşsal kötü durumunu, insanlığın anlamlı bir şeyleri bekleyişini ama bu şeyin ne zaman geleceğini, gelip gelmeyeceğini veya onun ne olduğunu bile bilmeyişi ile çıldırtıcı hareketsizliğini temsili olarak ele alır.”[4]
 
Oyun ilginç konusu, kaldıkları mekândaki çaresizliği vurgulayan imkânsızlıklarla bütünleşen çaresizlikler, yalanlar ve bu yalanları yücelterek kurtuluşu bekleyenlerin ruh hallerini oldukça başarılı bir şekilde dile getirebilmesi ile dikkati çekmektedir. Beklerken hiçbir şey yapamayan, kurtuluş için hiç bir imkânları olmayan insanlar  kendilerini kurtaracağına inandıkları Godot’yu beklemektedir. Bu aslında bir yalandır, Bu yalanı da kendileri çıkarmışlardır. Gelmeyeceğini bildikleri halde Godoty'u beklemek bu insanların yapabileceği, tek şeydir. Ama buna inanmak onları hayata bağlamaktadır.” Yaşamın anlamsızlığı oyunda leitmotiv olarak sürekli gündeme getirilir. Belki de biteviye beklenip de hiç bir şekilde yardımımıza gelmeyen farazi bir Tanrımızın olduğuna ışık tutuyordur [5]
 Eser, absürd tiyatronun en önemli eserlerinden birisidir. Oyunun kahramanları olan Vladimir ve Estragon, yolları kesişince birbirleri ile iletişim kurmaya çalışan ve varoluş sancıları çeken iki kahramandır. “Her gün yinelenen bu ritüelde bellek, işlevini yerine getiremeyince de gerçekliğin kesinliğinden uzaklaşmaya başlarlar.”[6]
Uyumsuz tiyatro, etkisini Türkiye’de  1960’lı yıllardan sonra etkisini göstermiş bu tür oyunlar da ülkemizde  oynanmaya ve yazılmaya başlanmıştır.
 
Eser, Absürd Tiyatro’nun özelliklerine uygun olarak serim düğüm çözüm bölümlerine dayanmaz. Olay örgüsü klasik eser sistemlerinde değildir. Mekân özellikleri belirsizdir ve mekân belli değildir.  Kişilerin kişilik analizleri net olmadığı gibi  kişilerin belli yönleri  daha doğrusu, amaçsız bekleyişleri,  yalan olduğunu bildikleri halde inanmaları ve bunu sürdürmeleri  vb önem kazanır. Eserde olayların belli bir başlangıcı ve bitişi yoktur,
ESERDEKİ MEKÂN
Eserin mekânı klasik oyunlar ve diğer kurmaca metinlerde olduğu gibi belirli bir mekân değildir. Eserde olayın geçtiği mekân hakkında bir bilgi yoktur. Eserdeki sözü edilen olaylar bilinmeyen bir yerde geçer. Olayların nerede geçtiği bilinmez. Üstelik hiçbir zaman Godot'nun kim olduğunu veya iki adamın onu neden bekledikleri eserde izah edilmemiştir. Eser sahnelenirken  sahnede sadece Kır Yolu ve gün ışığı…  Dekoru kullanılır. Oyunlarındaki tüm dekor budur.
Oyunun geçtiği mekân, kimsenin gelip gitmediği, hiçbir olayın yer almadığı ıssız bir yol kenarıdır.  Bu iki karakter sanki sahneye hapsedilmiş gibidir. Bununla verilmek istenen düşünce,” bir yerden bir yere gitmenin varoluş sancılarını dindirmeyeceği görüşüdür.”
 
 
ESERİN KİŞİLERİ DİL VE ÜSLUP 
 
Vladamir ve Estragon eserin kahramanlarıdır.  Giysileri içinde rahat değillerdir. Karakter özelliklerindeki farklardan çok şapka ve çizme gibi giysileri ile birbirlerinden ayırt edilebilecek kişilerdir. Bu iki ana karakter, diyalog içinde gibi gözükseler de diyalogları kesik, kopuk ve çoğu zaman yargısızdır.  Cümleleri yarım bırakırlar. Eksiltili cümleler kurarken sık sık tekrarlara başvururlar. Yazar da ve oyuncularda sağlam cümle, üslup veya anlam kaygısı yoktur.  Sözler,  fikirler, anlamlar, olaylar, mantıksal bağıntılar kopuk, bağlamsız ve aykırıdır. Bir fikri bitirmeden diğerine geçen bir konuşma stilleri vardır.  
“Ana karakterler birbirlerine kendi isimleriyle hitap etmezler. İsimlerinin ve kişiliklerinin bir önemi yoktur. Karakterlerin fikirlerini, zevklerini ve nelerden hoşlandıklarını, diğer insanlardan ayıran özelliklerini bilmiyoruz. Beckett, “varoluş” serüvenini sergilerken onların benliğe sahip oldukları kanısına varmamızdan kaçınmıştır. Kişiler, ‘bilinç’ ide ‘benlik’ten arındırma süreci ise bir anlamda “tüm insanlık”, bir anlamda “hiç kimse” özelliği taşıyan iki bilge aylaktır. Hem “herkes”i temsil edecek kadar güçlü, hem de “hiç kimse”yi temsil edecek kadar silik karakterlerdir. [7] 
 
ESERİN OLAY ÖRGÜSÜ
Bir akşam  iki avare adam olan Vladamir ve Estragon, bir kır yolunun kenarındaki ağacın dibinde Godot'yu bekler. Yemek yiyerek, şakalaşarak, geçmişi hatırlayarak vakit öldürürler. Godot’yu beklerken konuşur ve tartışırlar.
Çok geçmeden bir sicime bağlı kölesini sürükleyen bir adam yanlarından geçer. Köle, bir dans yapar ve tuhaf bir doğaçlama sergiler.
Sonra Godot'nun gecikeceğini ama sonraki gün geleceğini adamlara söyleyen bir çocuk ortaya çıkar. Vladamir ve Estragon, sonraki akşam geri gelirler ve köle sahibi ile tekrar karşılaşırlar; bu kez sebebi açıklanamayacak şekilde kördür, onları bir önceki gün gördüğüne dair hafızasında bir şey yoktur.
Sonraları önceki gün gördükleri aynı çocuk gelir ve Godot'nun gelmeyeceğini belirtir. Köle sahibi gibi çocuk da Vladamir ve Estragon'u önceden görmemiş gibidir. İki adam da ayrılmaktan ve eve gitmekten söz ederler, ama perde kapanırken beklemeye devam etmektedirler,
 
 
 
Samuel Beckett
Samuel Barclay Beckett, İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair. 20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir.
 
Doğum: 13 Nisan 1906, Foxrock, İrlanda, Ölüm: 22 Aralık 1989, Paris, Fransa
3 Nisan 1906'da, Dublin civarındaki Foxrock'ta orta sınıf ailenin, inşaat eksperi bir babayla onu bir Protestan olarak yetiştiren dindar bir annenin oğlu olarak doğdu. Dublin'deki Trinity College'de öğrendiği İtalyanca ve Latinceye ek olarak Fransızca okumaya başladı. 
Beckett'ın başka yayıncılar tarafından geri çevrilen roman üçlemesi 'Molloy', 'Malone' ve 'The Unnamble'ı ilk basan, Fransız editör Jerome Lindon.
Beckett bir lisede İngilizce öğrettiği Paris'i ilk kez 1928'de ziyaret etmişti. Bu dönemde, ömür boyu arkadaşı olacak hemşerisi James Joyce ile tanıştı. Yayımlanan ilk eseri Joyce üzerine bir denemeydi ve bir yıl sonra, 'Whoroscope' adlı bir şiirle ilk edebiyat ödülünü kazanmıştı.
Öğretmenlik yapmak için döndüğü İrlanda'yı terk etmiş ve beş yıllık göçebe bir İrlanda, Fransa, İngiltere ve Almanya yolculuğuna girişmiş, yol boyunca yazmış ve alelade işlerde çalışmıştı. Sonunda, 1937'de Paris'e yerleşmiş ve 1938'de, 42 yayıncı tarafından geri çevrilmiş ilk romanı 'Murphy'yi yazmıştı. 
1942 yılına, grubunun birkaç üyesi tutuklanıp sevgilisi, daha sonra evleneceği, Suzanne Dechevaux-Dumesnil'le güneye doğru gitmek zorunda kalıncaya kadar Fransız direnişçilerinin yanında yer aldı. Savaştan sonra Paris'e döndü ve yazar olarak en verimli dönemi başladı. 

Samuel Beckett'ın ilk gerçek zaferi, 1953'teki oyunu 'Godot'yu Beklerken'di. 
Beckett, absürd tiyatronun ünlenen ilk oyun yazarları arasındaydı ve 1969'da Nobel'e değer görülmüştü. Ancak törene katılmayı reddetmiş ve söylentilere göre, verilen paranın çoğuyla mücadeleci sanatçıları desteklemişti. Beckett 26 Aralık 1989'da Fransa'da ölene kadar yazmaya devam etti. [8]



KAYNAKÇA 
 
[1] ] https://tr.wikipedia.org/wiki/Avangart
[2] https://www.alternatifkultur.org/2012/08/godotyu-beklerken.html
[3] Nurten BİRLİK, Godot’yu Beklerken: Epistemolojik Kategorilerin Sorunsallaştırılması,. arastirmax.com/en/ system/files/ dergiler/ 263/makaleler/
[4] https://www.alternatifkultur.org/2012/08/godotyu-beklerken.html
[5] https://www.sanatlog.com/sanat/becketti-beklerken/
[6] https://tr.wikipedia.org/wiki/Avangart
[7] Selnur Şarman,Godot'yu Beklerken Üzerine https://dipnotkitap.net/TIYATRO/Godot.htm)
[8] Alıntı: https://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=184204 ) 

 

 


 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış