Onbinlerin Dönüşü - Anabasis - Ksenophon

Ekleyen : ESA , 09 Kasım 2014 Pazar aaa Beğen


İlgili resim
 

Yazıda  Anabasis veya Onbinlerin Dönüşü  romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı Ksenophon’un, hayatı,  diğer romanları,  Anabasis veya Onbinlerin Dönüşü  adlı eserden alıntılar, eser hakkında yorumlar, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi yazar ve eseri arasındaki ilişkiler yer almaktadır
 
Anabasis veya Onbinlerin Dönüşü  adlı eser, Helen tarihçi Ksenophon’un ünlü bir eseridir. Eser ilkçağ gezi yazıları içinde en önemli gezi ve tarih yazılarından biridir Anabasis, Herdot tarihi, Amasyalı Starabon’’un seyahatnamesi ile birlikte dünyanın ilk gezi yazılarından biri olmak özelliğini  de taşımaktadır.
Ksenophon bu eserde anlatılan olayları bizzat yaşamış  ve eserini tarafından MÖ 400 yıllarında kaleme almıştır. Eser sadece günümüzde değil antik çağlarda da çok önemsenmiş Örneğin  Büyük Doğu Seferine çıkan İskender’in bir çeşit pusulası olmuştur. Eser İlkçağda yazılmış en önemli gezi hatırat tarih türündeki eserlerden birisidir.
Esere ada olan Anabasis kelimesi, Yunanca ’da  yukarıya doğru yükselme tırmanma anlamlarına gelir.[1] Fakat kelimenin Arapçadan Yunancaya geçtiği  bu yüzden de Kılavuzsuz yolculuk anlamını da taşıdığını ileri sürenler vardır. Eser bu adı Denizli’den başlayarak Toroslara  kadar devam eden,  aksi yönde de  Mezopotamya’dan başlayarak tekrar Anadolu’ya tırmanan kılavuzsuz   yolculuk için  almış olmalıdır.
Bu eserin yazılma nedeni ise Kardeşi II. Artakserkses’i devirerek Pers tahtını ele geçirmeye çalışan Kyros (Genç)  Sardes ve  Ege Bölgesindeki kentlerden paralı Helen Askerleri toplayarak Pers Ülkesine  saldırmak için harekete geçmesi üzerine gerçekleşir.   Pers krallığının genç varisinin peşine takılan paralı Helen askerleri arasında Ksenophon’da vardır. Sardes’ten yola çıkan Onbinler İskenderun ve Belen geçidini aşarak Mezopotamya’ya girecekler, yapılan savaşta Helen askerlerinin başındaki Genç Pers prensi ölecek, ülkelerine dönmek isteyen Helen Paralı askerleri dönüş yolunda yollarını şaşıracaklardır.
Eser bahsedilen seferin gerçekleştiği olayların  gün be gün tutulması  ile oluşmuştur. Orduya tarih yazarı olarak katılan Ksenophon’un bu  eserini  Heredotod’un yöntemi ile yazdığı anlaşılmaktadır. [2]
Eser gezi ve tarih yazısı olmasının yanı sıra, liderlik, müthiş baskılar, kısıtlı zaman, belirsizliğin getirdiği korkunç yılgınlıklar ve telaş arasında  başarıya  ve hedefe ulaşmak için nelerin yapılması gerektiğini gösteren bir rehber olmak özelliği de taşır. Eser, şaşkın, yılgın umutsuz, inancını ve umudunu kaybetmiş insanlara nasıl önderlik yapılacağını da göstermesi yönünden de  dikkat çekicidir.   Böylesi anlarda liderlik vasfı gösterilerek gerektiğinde acımasız ve kararlı davranmanın düzen ve intizamı sağlamasındaki rolünü,  karasız kitleleri  itaat ve saygı  altına almanın önemini vurgulaması açısından  günümüze de hitap etmektedir.
Anabasis adlı eserde Küçük Asya ülkeler, halkları ve halkların töreleriyle gelenekleri hakkında bilgi verilmektedir. Ksenophon olaylardan çıkardığı sonuçlara yararlı bilgiler ve öğütler de eklemeye çalışır. Buradan da anlıyoruz ki; Ksenophon didaktik eser verme çabasındadır. Anabasis; Ksenophon?un askerlik özelliklerini de ortaya döken bir eserdir aynı zamanda.
Bu eserin; Kyros?a katılmış olmasından dolayı Ksenophon?un yurttaşlarından özür dileme amaçlı yazılmış bir eser olduğu da söylenmektedir.
Ksenophon; bu eserinde zaman zaman kendisini övmüş ve tarihteki ilk savaş muhabirliğini yapmıştır. [3] Her olay ve geçilen her yer hakkında gerçekçi notlar düşürmüş,  bu yörelerin antik çağlardaki durumu hakkında çok değerli bilgiler bırakmıştır.
Anabasis  yedi  farklı kitaptan oluşmakta ve Yunan Ordusunun belli bir rota çerçevesinde Karadeniz üzerinden ana vatana dönüşünü anlatmaktadır. [4]
 
KISA  ÖZET VE KONUSU
Her şey İ.Ö. 401 yılında başlar.  Pers prensi Kyros, ağabeyi kral Artakserkses'in yerine tahta oturmak istemektedir. Bunun için Ege kıyılarından  paralı Grek askerleri de toplar.  Emrindeki bu orduyla Lidya'nın Sardes kentinden yola çıkar.  Yazar Ksenophon da tarihçi olarak katılmıştır. Fırat üzerinde Kunaksa'da yapılan savaşta Kyros ve generalleri öldürülen  paralı askerler bozguna uğramıştır, Yurtlarından 2400 km. uzakta, sarp ve düşman bir ülkede   sağ kalan gönüllüler ve paralı askerler  ülkelerine dönmek istemişlerdir.  Sağ kalan askerlerin başına geçen Ksenophon, arta kalan "iki bin" kişi ile  evlerine dönmek üzere yola koyulur.
Fakat onları garip bir talih beklemektedir.  Sağ kalanlar Sardes’e dönmek isterlerken yollarını şaşırıp Van gölünden Karadeniz’e ve Trabzon’a kadar ulaşır.  Eve dönmek isterken  Karadeniz’e ulaşmak dört aylarını almıştır. Evlerine dönmek için hala çok uzun yol vardır. Karadeniz kıyısını izleyen askerler gittikleri her yerde başka kavimlerle, savaşmak yolculuğa dayanmak, açlık ile de savaşıp  direnmek zorundadır. Karadeniz'in sularına  ulaştıklarında coşkuyla bağırmışlardır. Thalassa! Thalassa![5] Fakat evleri hala uzaktır....
 
ON BİNLERİN GÜZERGÂHLARI VE İÇERİK ÖZETİ
Anabasis, olayların anlatıldığı dönem açısından Anadolu’nun tarihi coğrafyası, gelenekleri, yerel halkları ve bunların yaşam koşulları hakkında önemli bilgiler vermektedir.
Kitapta anlatılanlara göre yolculuk Sardes’te başladıktan sonra ordu, Laodikeia (Denizli) yakınlarından Menderes Nehri’ni geçerek oradan Kelainai’ye (Afyon-Dinar), daha sonra da Peltai’ye (Denizli-Çivril) ulaşır. Ordunun yoluna devam ettiği 10 günlük yol güzergâhı hakkında yeterli bilgi yoktur. Daha sonra ordu İkonion’da (Konya) üç gün konakladıktan sonra, Tyana (Bor) yolundan Gülek Boğazı’nı aşarak Dağlık Kilikya üzerinden Tarsus’a, Myriandros’u (İskenderun civarı) geçip Beylan (Belen) geçidini aşıp Kuzey Suriye’ye varırlar.
Gidiş yolculuğu, komutanlar, bölgeyi ve yolları iyi bilen rehberler eşliğinde sorunsuz geçecektir. Genç Prens ve  emrindeki askerler Güney Mezopotamya’da Fırat kenarında bulunan Kunaksa’da  Pers Kralının ordusuyla karşılaşır. Yapılan savaşta III.Kyros ve generalleri ölmüş,  Grekler mağlup olmuştur. Generaller ölünce birliklerin başına seçilen beş kişinin arasında Ksenephon’da vardır.
Askerlerin morali bozuktur. Herkes eve nasıl dönecekleri konusunda korkmaktadır. Geldikleri yolları nasıl bulacaklarını tartışıp durmaktadırlar. Mağluo olan askerler yurtlarından 2400-2500 km. Uzakta kalmışlardır. Askerleri evlerine geri götürmek işi  Ksenephon’a kalmıştır.
Ksenephon ve askerlerin dönüşü  açlık, sefalet,  savaş ve didişmeye dönüşmüştür. Yollarını kaybeden askerler her gittikleri yerde yerli kuvvetler ile savaşmak zorundadırlar. Yolları da uzayınca  bu dönüş yolculuğu zahmetli bir Anadolu turlarına dönüşmüştür.  Evlerine dönmekten başka bir amaçları olmayan bu küçük askeri birlik, dönüş yolunda çok dikkatli davranmak zorundadır.
Ksenephon ve askerlerinin  dönüşü çok trajik geçmektedir.. On binlerin Dönüşü sırasında tutulan notlardan Anadolu’nun bilinmeyen birçok küçük ülkesini, değişik halklar hakkında bilgi ve bu insanların değişik gelenekleri hakkında detaylı bilgiler bulmaktayız. Savaşı kaybeden askerler yola çıktıkları şehirlerinden binlerce kilometre uzakta, Karadeniz kıyılarına ulaşmak umuduyla kuzeye doğru geri çekilmeyi düşünürler. Olasılıkla Bağdat’ın yukarısındaki bir yerden Dicle Nehri’nin doğusuna geçip, uzun bir süre nehrin doğu yakasını takip ederek Anadolu topraklarına ulaşırlar.[6]
 
Ksenophon Hakkında Bilgi
Ksenophon zengin ve seçkin bir aileden gelmekteydi. İ.Ö. 430 yılında Atina yakınlarında doğan Ksenophon genç yaşlarda ünlü filozof Sokrates’in öğrencileri arasındaydı. İÖ.404 yılında sona eren Peleponez Savaşının ardından İran Pers  Kralı Artakserkes’in kardeşi olan genç Kyros Ispartalı kuvvetler ve paralı askerlerin yardımıyla tahtı ele geçirmek amacıyla harekete geçmiş,  Ksenophon da Kyron’un düzenlediği bu seferlere İ.Ö. 401-400 katılmıştı..
Sokrates’ın öğrencisi olan Ksenophon bu eserinde felsefi derinliklere girmemiş olsa da  gayet faydalı bir eser yazmış oldu.  İ.Ö.399’da memleketine dönen Ksenophon’a Atinalılar sürgün cezası vermiş, Ksenophon’da   Ispartalıların kendine verdiği ufak bir malikânede yaşamaya başlamıştı.
371 yılında savaş yüzünden malikânesinden ayrılmak zorunda kalmış,  Ksenophon’un sürgün cezası 364 te kaldırılmıştı. Ksenophon  İ.Ö.355te öldü...
 
Kitaptan Bir Bölüm  [7]
1-Bu köyden ayrılınca beş günde otuz fersenk aşıp Taokhlar ülkesine vardılar. Yiyecek sıkıntısı çekiliyordu; çünkü Taokhlar, tüm yiyeceklerini içeri depoladıkları müstahkem mevkilerde oturmaktaydılar.
2. Yunanlılar, içinde ne ev ne şehir bulunan ama erkeklerin kadınların ve pek çok davarın toplanmış olduğu bir kaleye vardıkları zaman Khilrisophos saldırıya geçti. Birinci bölük yorulunca yerini bir başkası alıyordu o da yorulunca bir başkası alıyordu; çünkü kalenin çevresi çok sarp olduğundan çok sayıda insanla kuşatılması imkansızdı.
3..Ksenophon artçılarla , hafif ve ağır piyadelerle yetişince Khrisophos ona, Tam zamanında geldiniz bu kaleyi almak gerek; çünkü almazsak ordu erzak sız kalacak dedi.
4. Bunun üzerine aralarında görüşmeye başladılar. Ksenophon: içeri girıneğe engel ne? Diye sordu. Khirisophos, şu gördüğünden başka geçit yok, Oradan girmeye kalkışınca da şu gördüğün, hakim tepeden taş yuvarlıyorlar, taşların değdiği askerlerin de ne durumda olduğunu görüyorsun diye cevap verdi. Bunu söylerken bacakları ve kaburgaları kırılmış askerleri gösteriyordu.
5. Ksenophon: iyi ya, taşları bitince girmemize ne engel olabilir d edi. Karşımızda şu bir avuç insandan başka kimse yok; üstelik ancak ikisi üçü silahlı.
6. Senin de gördüğün gibi taş yağmuru altında aşılması gereken yer ancak yüz elli ayak kadar; üstelik yüz ayağa yakın kısmı da aralıklı dikilmiş büyük çamlarla örtülü. Bu ağaçların arka sına gizlenildikten sonra, taşlar fırlatılsa da yuvarlansa da ne tehlike olabilir? O halde geriye taş yağmuru kesilince koşar adım aşılacak elli ayaklık yer kalıyor ancak.
7.Khirisoplıos, ?Ama örtülü yere doğru bir hareket yaptığımız anda üstümüze bir taş yağmuru inecek? dedi .”Daha iyi” dedi Ksenophon .O zaman taşlar daha çabuk tükenir . Ama önümüze koşarak aşılabilecek az bir uzaklık kalsın ve istersek kolayca geri çekilebileceğimiz bir yere gidelim.
8.Bundan sonra Kbirisophos ile Ksenophon, Parrhasialı yüzbaşı Kalimakhos ile ilerlediler çünkü o gün artçı yüzbaşılara komuta etme sırası onundu;öbür yiizbaşılar korunan yerde kaldılar. Arkalarından yetmiş kadar asker hep birlikte değil ama tek tek ve kendini elden geldiğince sakınarak ağaçların altına gitti.
9. Artçı yüzbaşılar arasında olan Stymphaloslu Agasias, Methydrionlu Aristoüymos ve başkaları ağaçların ötesinde mevzilenmişlerdi; çünkü orada bir bölükten fazlasını barındırmak tehlikeliydi.
10. 0 sırada Kauimakhos?un aklına bir fikir geldi altında olduğu ağaçtan iki üç adım öne koştu, sonra taşların atıldığını görünce çarçabuk geriledi, her ilerleylşinde düşman on araba taş tüketiyordu.
11. Agasias tüm ordunun bakışlarını üstünde toplayan Kallimakhos’un manevrasını görünce, kaleye ilk varan insan olamamaktan korkup ne yanında olan Aristonymos’a ne Lusoili –Eurylokhos’a (her ikisi de arkadaşıydılar) ne de bir başkasına seslenerek, tek başına ilerleyip herkesi geçti.[8]
 
 
[1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Anabasis
[2] Alıntı: http://sadeceyazmakistiyorum.blogspot.com
[3] Alıntı: http://sadeceyazmakistiyorum.blogspot.com
[4] Alıntı: http://sadeceyazmakistiyorum.blogspot.com
[5]  http://www.idefix.com/kitap/anabasis-onbinlerin-donusu-ksenophon/tanim.asp?sid=LMURXFXRWA7O3QFS9JLX
[6] http://www.insanokur.org/?p=14251
[7] http://www.karalahana.com/makaleler/tarih/anabasis.htm
[8] http://www.insanokur.org/?p=14251
 





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...