Ovidius “Métamorphoses “ Değişişler - Dönüşümler - Hakkında ve Özeti

Ekleyen : ESA , 17 Şubat 2015 Salı aaa Beğen
Ovidius “Métamorphoses “ ile ilgili görsel sonucu
 

Ovidius “Métamorphoses “
Yazıda  “ Métamorphoses “- Dönüşümler, eseri hakkında bilgiler, eserin özeti,   konusu, ana fikri, kahramanları,  Publius Ovidius Naso’nun  hayatı,  diğer romanları,  “ Métamorphoses “    adlı eserden alıntılar, eser hakkında yorumlar, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi yazar ve eseri arasındaki ilişkiler yer almaktadır.
 
Ovidius ‘un orijinal adı “Métamorphoses “ olan eserini dilimize ilk çeviren Salih Zeki Aktay [1] tarafından “ Değişişler”  İsmet Zeki Eyuboğlu  tarafından  ise  “Dönüşümler “ olarak çevrilmiştir.
 
Publius Ovidius Naso (20 Mart MÖ 43, Sulmona – MS 17, Constanta (bugunkü Köstence) Romalı  çok ünlü bir şairdir. Ovidius Naso ,Publius Vergilius Maro ve Horatius ile beraber, Latin edebiyatının en büyük üç  şairinden biri olarak kabul edilen bir şairdir. Şiirleri, orta Avrupa sanatı ve edebiyatını  çok önemli bir seviyede etkilemiştir.
 
Ovıdus  Roma, Latin ve Batı kültürünün en önemli şairi olarak kabul edilir. İstanbul’daki  Kız Kulesi dahi  onun anlattığı “Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan hikâyesinin mekânıdır.”[2]
 
En ünlü yapıtı  ise dünyanın oluşumu ve yaratılışını anlattığı 15 kitaptan oluşan Metamorfoz adlı eseridir.
Bu eserin ilk çevirisi Salih Zeki Aktay tarafından yapılmıştır.  Salih Zeki Aktay ‘ın çevirisi  “ Değişişiler” adı ile 1935 yılında Dün ve Yarın Tercüme Külliyatı (Vakıf Matbaası, İstanbul) tarafından yayımlanmıştır. Sekiz bölüme ayrılan eserin bölümleri, “Birinci Kitap, İkinci Kitap …” şeklinde adlandırılmıştır. [3]Eserin aslı Latincedir. Eserin Salih Zeki’den yıllar sonra Latinceden çevirisini Dönüşümler başlığıyla İsmet Zeki Eyuboğlu gerçekleştirmiştir. [4]
 
Eserin İsmet Zeki Eyuboğlu  tarafından yapılmış olan ikinci çevirisi  çevirinin tanıtım yazısından eser hakkında şunlara değinilmiştir. “Dönüşümler”, mitolojik ve efsanevi öykülerden oluşur. Öyküler, yaratılıştan (kaostan düzene doğru ilk dönüşüm) Julius Caesar’ın ölümü ve tanrılaştırılmasına (iç savaştan Augustus döneminde barışın sağlanmasına, yani kaostan düzene geçişi içeren son dönüşüm) değin tarih sırası içinde anlatılır. Dönüşüm teması daha çok biçimsel bir önem taşır; şiirin ana konusu ise tutkudur ve bu tema yapıta, öykülere çerçeve oluşturan ve onları birbirine bağlayan ustaca tekniklerin hepsinden çok daha büyük bir bütünlük kazandırır. Ovidius’un ilk dönem şiirlerine egemen olan erotizmin yerini bu yapıtında hemen bütün insani duyguların araştırılması almıştır. “Dönüşümler” Ovidius’un yaratıcı gücünü, zekâsını, üslup parlaklığını, mitoloji bilgisini, betimleme ve anlatı ustalığıyla zengin düş gücünü daha önceki yapıtlarında görülmedik biçimde ortaya koymanın yanı sıra, Ovidius’un derin Yunan ve Latin şiiri bilgisini ve okuduğu klasik şiirleri büyük bir yaratıcılıkla uyarlama yeteneğini de yansıtır…[5]
 
Eser, Yunan mitolojisinde yıldıza, dağa, dereye, çeşmeye, kayaya, çiçeğe, ağaca, böceğe, kuşa dönüşen mitolojik varlıkların hangi olaylara bağlı olarak böylesine bir evrim geçirdiklerini anlatmaktadır.
 
Ovidius’un  “Métamorphoses “ adlı eseri  bir nevi olarak Antik Yunan inançlarının  sunumu dur. Eser Yunan ve  Roma mitolojisi ile resim heykel ve edebiyatın her dalına yansıyan,  Yunan, Eğe, Helen,  Makedan, Seleukos, Roma dönemlerinde  ve sonradan batı uygarlığının modern metinlerinde  kullanılan  Antik Yunan’ın  inançlarını, efsaneleri  ve mitlerini anlatmaktadır. Ovidius’un  “Métamorphoses adlı eserinde sözü edilen pek çok konu Anadolu’nun  çeşitli antik kentlerinde çıkan mozaiklerde, kabartma, rölyef ve heykellerde de işlenen mitsel ve efsanevi konulardır. Kitap sanat tarihini anlamak açısından da çok önem taşır.
 
Ovıdus’un bu eseri  Antik  Yunan İnançlarına göre  kıtaların, , dağların, denizlerin, derelerin, çeşmelerin, yıldızların, çiçeklerin, çukurların, ormanların, ağaçların, hayvanların nasıl oluştuklarını açıklamaktadır. Antik  Yunan inançlarına göre  yeryüzü şekilleri, bitkiler ve hayvanlar vb  Tanrılar tarafından  cez verilen mitolojik varlıkların denize dağa, ırmağa, nergise, göle, yıldıza, horoza vb dönüşmeleri nedeni ile olmuştur.
 
Bu değişişler, söz konusu yerlerin adları olmasının yanı sıra gerek dünya gerekse Türk edebiyatında pek çok edebî ürünün de ilham kaynağı olmuştur.” [6]
 
Eserde insanın oluşumu Salih Zeki’nin çevirisi ve  anlatımı ile şu şekilde ifade edilmiştir.
Yeryüzü: Yabanî hayvanların, hava, kuşların vatanı oldu. Bunlardan daha soylu, yüksek zekâlı, fazla kabiliyetli ve diğerlerine hüküm etmeğe layık bir mahlûk henüz eksik bulunuyordu.
 
Ya her şeyi yaratan ve âlemin nizamını kuran ilah, onu bir semavî tohumdan yarattı veyahut “Japet”in oğlu Esir’in yüksek mıntıkalarından yeni ayrılmış olan dünyanın evvelce karıştığı semavî unsurlardan kendinde kalan tohumlarıyla bir nehrin sularından ıslatıp yoğurarak ona ilahların şeklini verdi. Hâsılı her ne suretle olduysa insan doğdu. Öteki hayvanlar yere doğru eğilmiş gözlerini topraktan ayırmazken o, insana dik bir vaziyet verdi semaları seyretmesini ve alnını yıldızlara doğru yüksek tutmasını emretti. Şekilsiz ve kabaolan madde, bu istihaleyle o zamana kadar meçhul olan insan şeklini aldı”[7]
 
         
 
SALİH ZEKİ AKTAY’IN YAPTIĞI ÇEVİRİNİN  ÖZETİ [8]
 
 
Birinci Kitap: Gök, deniz, kara, yeryüzünde var olmadan önce “Chaos” (Kaos) adı verilen belirsizliğin on dört değişik ögesi anlatılır. Dünyanın oluşumundan sonra yaşanan altın, gümüş, tunç, demir devirlerini, Tanrılar arası savaşta dünyanın sular altında kalışı takip eder. Sonra yeni bir insan yaratılır. Bu bölümde anlatılanlar arasında Apollon’un Pyton’u öldürmesi ve sevgilisi Daphne’nin defne ağacına dönüştürülmesi, İo’nun düveye, Syrinx’in kamışa dönüşümü ve Argus’un ölümü, Epaphos’un doğuşu vardır.
Bu bölümde özellikle insanın oluşumunun anlatıldığı yerler Salih Zeki’nin anlatımıyla şöyledir: “Yeryüzü: Yabanî hayvanların, hava, kuşların vatanı oldu. Bunlardan daha soylu, yüksek zekâlı, fazla kabiliyetli ve diğerlerine hüküm etmeğe layık bir mahlûk henüz eksik bulunuyordu.
Ya her şeyi yaratan ve âlemin nizamını kuran ilah, onu bir semavî tohumdan yarattı veyahut “Japet”in oğlu Esir’in yüksek mıntıkalarından yeni ayrılmış olan dünyanın evvelce ayrıştığı semavî unsurlardan kendinde kalan tohumlarıyla bir nehrin sularından ıslatıp yoğurarak ona ilahların şeklini verdi. Hâsılı her ne suretle olduysa insan doğdu. Öteki hayvanlar yere doğru eğilmiş gözlerini topraktan ayırmazken o, insana dik bir vaziyet verdi semaları seyretmesini ve alnını yıldızlara doğru yüksek tutmasını emretti.
Şekilsiz ve kaba olan madde, bu istihaleyle o zamana kadar meçhul olan insan şeklini aldı”
 
İkinci kitap: Bu bölümde Phaeton miti anlatılır. Phaeton güneşin atını sürmek isteyince kardeşleri kavak ağacına dönüştürülür. Ayrıca Cycnus’un kuş olması, Kallisto’nun ayı, karganın tüyleri beyaz iken siyah olması, Ocyrhoe’nin at olması, Battus’un taş olması, Aglaure’nin kaya olması, Jupiter’in boğa biçimine girerek Europa’yı kaçırması anlatılır. Gerek Dünya edebiyatında gerekse Türk edebiyatında pek çok temaya ilham kaynağı olan Jüpiter’in boğaya dönüşmesi mitinin eserde tasvirlerle yer alışı şu şekildedir:
“…Nadiren uyuşabilen aşk ve haşmet asla bir arada bulunmaz. Onun için eli üç dilli şimşekle mücehhez ve bir baş hareketiyle kâinatı sarsabilen ilahların babası ve hükümdarı Jüpiter de muhteşem asasını elinden bırakarak bir öküz şeklini aldı. Agénor’un sürülerine karışıp böğürüyor ve güzel vücuduyla körpe otlar üstünde dolaşıyordu. O henüz hiçbir yolcunun ayağıyla çiğnenmemiş ve cenup rüzgârıyla yumuşamamış karlar gibi bembeyazdı, boynu adalelerle kabarmış ve sarkık gerdanı geniş kıvrımlar teşkil ediyordu; boynuzları küçüktü fakat bir sanatkâr eliyle cilalanmış sanırdınız. Onlar en saf elmastan daha fazla ışık saçıyor. Alnında hiçbir tehditkâr hal, gözlerinde hiçbir korkunç ifade yoktu. Bütün çehresinde hoş bir tatlılık vardı.
Agénor’un kızı bu hayvanın güzelliğine ve uysallığına hayran kaldı. Bununla beraber mülayimliğine rağmen henüz ona dokunmaya cesaret edemiyordu ve kavgacı olmayışına şaştı. Biraz sonra ona yaklaştı ve fildişi kadar beyaz olan ağzına çiçekler uzattı. Aşkı sevincinden titredi. Temenni ettiği saadete muntazıra prensesin ellerini öpüyordu…”
 
Üçüncü kitap: Bu bölümde Agénor, kızını bulması için Cadmus’u görevlendirir. Cadmus’un öldürdüğü Dragon’un dişlerinden asker doğar. Artemis’i çıplak gören Actéon geyiğe çevrilir. Kâhin Trezsias’ın hakemliği ve kör oluşu anlatıldıktan sonra Narcis’in çiçek,
Echo’nun yankı oluşu anlatılır. Dördüncü kitap: Bu bölümde en önemli dönüşümler Minyas’ın kızlarının gece kuşu oluşu, ağlarının da bağ ve asma oluşu, Atlas’ın dağ oluşu, Cadmus ve Hermione’nin yılan oluşudur. Bölümün sonunda, Persee (Perseus)’un Andramet’i kurtarması onunla evlenmesi anlatılır. Bölümde ayrıca Meduse’nin yılan saçları da şu şekilde aktarılır:
“Güzelliğiyle meşhur olan Meduse, bir sürü âşıkları aralarında paylaşamıyorlardı. Fakat her şeyden ziyade saçları şayanı hayret bir güzellikteydi. Bana bunları onu yakından gören biri hikâye etti. Rivayete göre denizlerin ilahı, Neptune, Minerve’ye tahsis edilen mabetlerin birinde genç kızın bikrini almış, Jupiter’in kızı hicabından başını çevirmiş ve kalkanı ile hafif yüzünü örtmüş ve cürmü cezasız bırakmamak için Gorgon’un saçlarını korkunç yılanlara kalbetmiş. Bugün bile Minerve düşmanlarına korku salmak için göğsünde Meduse’nin yılanlı başını taşır. Bu yılanlar onun kalkanında ve müdafaa silahlarında süslü kabartmalarla işlenmiştir.”
Beşinci kitap: Bu bölümde, daha çok kayaya çevrilenler anlatılır. Bunun aynı sıra Lyncus’un vaşağa, Ascalaphus’un baykuşa, Cynane’nin suya, Arethus’un çeşmeye, Pieridus’ların saksağana dönüşümleri anlatılır. Bunlara ek olarak Salih Zeki’nin şiir kitabına konu olan Persephone’nin (Proserpine) kaçırılışı, Ceres (Demeter) in Triptoleme ile yolculukları anlatılır.
Altıncı kitap: Bu bölümde de Salih Zeki’nin bir diğer eserine konu olan Leton miti ağırlıklı olarak ele alınmış. Niobe’nin kendisini Leton’dan üstün tuttuğu için kayaya çevrilişi, Marsyas’ın ırmak oluşu Teree’nin hüdhüd kuşu, Philomele’nin bülbül, Procne’nin kırlangıç oluşu bu bölümde ele alınan dönüşümlerdir. Bu bölümde, özellikle bir cezaya bağlı olarak
Marsyas’ın nehir oluşunun anlatımı gerçekçi bir dille aktarılır:  “Minerve, Apollon’a vergi olan flüt yarışında mağlubiyete uğrayan Satyre-Marsyas’a Latone’un oğlu tarafından tatbik edilen mücazatı anlattı. Zavallı Satyre:
-Niçin beni parçalıyorsunuz? Diye haykırıyordu. Ah cesaretimden o kadar nadimim ki flüt bana bu kadar pahalıya mı mal olacaktı?
O böylece şikâyet ederken vücudunu örten deri çıkarıldı ve her yanı baştan aşağı bir yaradan ibaret kaldı.
Kan her tarafından akıyordu. Damarları meydandaydı ve onların titreyişlerini görmek kabildi. Artık onları deri örtemiyordu. Hareket eden bağırsaklarını ve şeffaf elyafını saymak mümkündü. Sahralar ve ormanlar ilahları olan Faune’ler kardeşleri Satyre’ler Olympus ve
Nymphes’ler hep birden ağlıyorlar; dağlardan uzun tüylü koyunları ve inek sürülerini otlatanlar da bu mateme iştirak ediyorlardı. Toprak bu yaşları suya tahvil ettikten sonra tekrar yeryüzüne çıkardı ve bu sulardan bir nehir teşkil etti. Marsyas ismini taşıyan bu nehir dik bir sırttan denize iner ve berraklıkta bütün Phrygie nehirlerinden üstündür.”
 
Yedinci kitap: Ağırlıklı olarak Medee’ye mitinin ele alındığı bu bölümde, Medee’nin,Pelias’ı kızları aracılığıyla öldürmesi, çocuklarını öldürmesi söz konusudur. Bu bölümde ayrıca Arné’nin puhu kuşuna dönüşmesi anlatılır.
Sekizinci Kitap: Kitabın bu son bölümünde, Athena kralı Pandio’un oğlu Nisus’un deniz kartalı, kızı Scylla’nın balığa dönüşümü ele alınır. Bu bölümde karı koca Phileman ve Baucis’in tanrı tapınağının sürekli bekçi olmaları için Zeus tarafından Philemon’un meşe,
Baucis’in ıhlamur ağacına çevrilmesi, deniz tanrısı Poseidon’un sevgilisi Mesira ile ilişkileri anlatıldıktan sonra biter.
 
NOT: Bu özet Salih Zeki Aktay’ın 1935 yılında Dün ve Yarın Tercüme Külliyatı (Vakıf Matbaası, İstanbul’da yayımlanan  kitabının Namık Kemal Şahbaz, “Zeki Aktay’ın Çevirileri Üzerine,” adlı yazısındaki özetin aynen kopyalanması  ile hazırlanmıştır.
 
 
[1]  Salih Zeki Aktay 1935 yılında Dün ve Yarın Tercüme Külliyatı (Vakıf Matbaası, İstanbul)
[2]  http://tr.wikipedia.org/wiki/Ovidius
[3]  Namık Kemal Şahbaz, Zeki Aktay’ın Çevirileri Üzerine, http://www.actaturcica.com/sayi8/iv_1_08.pdf
[4] İsmet Zeki Eyuboğlu, Dönüşümler, Payel Yayınevi, İstanbul 1994. 144
[5] http://www.idefix.com/kitap/donusumler-publius-ovidius-naso/tanim.asp?sid=UB0VSQEZXD8R1SUSM2OH
[6] Namık Kemal Şahbaz, Zeki Aktay’ın Çevirileri Üzerine, http://www.actaturcica.com/sayi8/iv_1_08.pdf
[7]  Namık Kemal Şahbaz, Zeki Aktay’ın Çevirileri Üzerine, http://www.actaturcica.com/sayi8/iv_1_08.pdf, shf, 8
[8] Bu özet Salih Zeki Aktay’ın 1935 yılında Dün ve Yarın Tercüme Külliyatı (Vakıf Matbaası, İstanbul’da yayımlanan  kitabının Namık Kemal Şahbaz, “Zeki Aktay’ın Çevirileri Üzerine,” adlı yazısındaki özetin aynen kopyalanması  ile hazırlanmıştır.


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...