Parma Manastırı Hakkında Özet İnceleme (Stendal)

Ekleyen : ESA , 10 Şubat 2019 Pazar aaa Beğen
 
 
Yazıda “Parma Manastırı (Stendal)     romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “ Parma Manastırı (Stendal)  ”    ” hakkında bilgiler “Parma Manastırı (Stendal)  ”     “   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları, “ Parma Manastırı (Stendal)    “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 
PARMA MANASTIRI YAZIMI VE BASIMI VE YAZARI HAKKINDA 
 
Parma Manastırı, Fransızcadaki özgün adı ile” La Chartreuse de Parme “  İik yayınlanma tarihi Mart 1839 olan Dünya çapında büyük Fransız romancısı Stendhal’ın yazmış oluğu bir romanıdır.
 
Parma Manastırı, Stendhal'in  Balzac'a yazdığı  bir mektuptan anlaşıldığına göre  altmış yetmiş gün içinde bir stenografa veya sekreterine söyleyerek yazdırdığı bir romandır. Nasıl yazılmış veya yazdırılmış olursa olsun, Balzac bile bu romanı çok beğenmiş,  "Elli yıldan bu yana yayımlanmış kitapların en güzeli"   olarak kabul etmiştir. [1][2]  Roman André Gide tarafından  “Fransız romanlarının en büyüğü “, Henry James tarafından ise "sahip olduğumuz en iyi romanlar arasında" olarak değerlendirilmişti. [3]
Tüm bu olumlu eleştirilere rağmen bu kitap Stendhal tarafından sadece 52 günde yazılmış, (4 Kasım 1838'den 26 Aralık'a kadar)  kitap bazı hususlarda eksik kalmış veya kurgusal aksamalar da göstermiştir.  Bu roman Stendal’ın 1836, 1839 yılları arasında Paris’ten ayrı kaldığı üç yıllık sürede yazdığı ikinci roman olma özelliği taşır. Aslında çok daha uzun yazılmış olan roman yayıncının isteği ile bizzat Stendal tarafından daha da kısaltılmıştır.
Parma Manastırı adlı roman Napolyon döneminde bir İtalyan prensliğinde yaşanan entrikaları anlatan  entrika ve maceralarla iç içe geçmiş bir "romantik gerilim" kitabıdır.   Zaman olarak da Napolyon’un hüküm sürdüğü yıllarda, Genç İtalyan asilzade Fabrice del Dongo'nun 1798'deki doğumundan ölümüne kadar olan bir zamanı ve bu dönemde meydana gelen maceraları anlatmaktadır.
Roman bazı açılardan Stendal’ın öz yaşamı ile uygunluk gösteren ilintilerle de doludur.  Bu romanın kahramanı gibi Stendal’da  On yedi yaşında iken Napolyon’un ordusuna katılmış, o yıllarda kahramanlık duyguları ile dolu idealist bir genç olan  yazar Napoleon ‘un ideallerinin peşine takılarak İtalya’dan Moskova’ya kadar  devam eden savaşlar içinde  tüm Avrupa’yı da görmüştür. Bu nedenle Parma Manastırı romanındaki idealist ve sevgiye susamış Fabrice Del Dongo, yazarın hayal kırıklığına uğramış kendi hali ile büyük benzerlik göstermektedir.
Romanın kahramanı Fabrice Del Dongo, özgürlüğüne düşkün, romantik ve sıra dışı bir soyludur. Yaşadığı aşk maceraları ve sıra dışı özellikleri ile toplum kurallarına ters düşmekte,  yaşadığı aşk ve sevgi açlığı insanlar tarafından yadırganmakta ve eleştiriye uğramaktadır. Fabricio,  bir ölçüde Stendhal’ın yarattığı yeni bir Don Kişot  versiyonu bir tiptir. Onu Don Kişot’tan ayıran en belirgin özelliği ise sevgiye susamış bir karakter olmasıdır.
 Roman, kahramanı Fabrice Del Dongo’nun başından geçen öyküleri ile 19. yüzyılın ilk yarısındaki İtalyan ve Fransız toplumlarının sosyal yapısını gerçekçi bir yaklaşımla eleştirmektedir.
Roman, Stendhal’ın Parma’daki Manastır’da dinlediği bir olayın anlatılması esasına dayanır. Stendal bu romanında kahramanı Del Dongo’nun başından geçenleri ; orduyu, siyaseti ve halkın vatan konusunda ki düşüncelerini alaya alacak şekilde ironik bir eleştir yapabilecek şekilde aktarmıştır.
 
Roman opera, film ve televizyon dizileri içinde uyarlanmış ilk film uyarlaması The Charterhouse of Parma adı ile (1948) yılında gösterime girmiştir.
 
STENDAL’IN ROMANDAKİ ÖN SÖZÜ
 
Bu romanı 1830?daki aslından hiçbir şey değişmeksizin yayımlıyorum. Bunun iki sakıncası olabilir. Birincisi, okuyucu bakımından: Kişiler İtalyan olduklarından okuyucu daha az ilgileneceklerdir belki. Bu ülkenin insanları Fransızlardan oldukça farklıdır. İtalyanlar içtendir, iyi insanlardır, çekingen değillerdir, akıllarından geçeni söyleyiverirler. Zaman zaman gurura kapılsalar da bu, tutku haline gelir, benlik adını alır. Sonra, yoksulluk gülünç bir durum değildir onlar için.
İkinci sakınca ise, yazarı ilgilendirmektedir. Açık söyleyeyim, öykünün kahramanlarının yaradılışlarının sertliklerini, tutarsızlıklarının olduğu gibi bırakmayı göze aldım. Buna karşılık çekinmeden söylüyorum, yaptıklarının çoğuna da ahlak bakımından ayıpladım. Parayı her şeyden çok seven, kin ya da sevgi uğruna hiç günah işlemeyen Fransızların yaradılışlarındaki yüksek ahlakı, sevimlilikleri onlara vermek neye yarar? Bu romandaki İtalyanlar, bunun tersidirler. Zaten ban öyle geliyor ki, insan ne zaman güneyden kuzeye iki yüz fersah yol gitse, yeni bir manzara gibi yeni bir roman da çıkar ortaya. Papazın sevimli yeğeni, düşes Sanseverina’yı tanımış, çok da sevmişti. Benden de onun başından geçen ayıplanmaya değer olayları hiç değiştirmeden yazmamı rica etti. Ben de bu ricalara uydum.?” 23 Ocak 1839
 
KONUSU
 
Roman,  ailesinin Parma yakınlarındaki bir kalesinde kahramanlık öyküleri ile büyüyen Fabrizio del Dongo adındaki kahramanın, kahramanlık göstermek için Napolyon’un askerleri arasına katılmak istemesi, Waterloo Savaşın’a katılıp Carthusia Manastırı’na kadar uzanan hayatını hikâye etmektedir.
 
ÖZET
 
 1798'de doğan Fabrice, ilk yıllarını ailesinin.  Como Gölü'ndeki kalesinde kahramanlık hikâyeleri dinleyerek geçirirken  Fransız ordusu  Milan'a yönelip Lombardiya’yı karıştırmaya başlamış,  yörede Fransızlara karşı hareketler de başlamıştır.  
Napolyon’un Milano’ya girmesi Fransızların büyük bir sempatiyle karşılanmış, Fabricio ‘u da bundan çok etkilenmiştir.  Bu yıllarda rüşvet ayyuka çıkmış, siyasete, dine ve orduya da rüşvet girmiş,  halk ve soylular arasında cinayet işlemek ve işletmek moda gibi bir şey olmuş, kiralık katil tutmadan iş görmek bir tür zayıflık olarak kabul görmeye başlamıştır.
On yedi yaşındaki Fabrice, idealist, çok saf, kahramanlık öyküleri ile büyüdüğü için kahraman olmaya heveslenmiş bir gençtir. Çok da kötü Fransızca konuşmakta olduğu halde kahraman olmak istediğinden  babasından habersiz, annesi ve halası Düşesten aldığı bir miktar para ile Napolyon’un  ordusuna katılmaya karar verir.
O devirde rüşvet vermeden  iş yapmak çok zor olduğu halde  yüksek rütbelilere bir kaç biraz ısmarladıktan sonra  Como Gölü'ndeki evini terk ederek sahte belgelerle orduya katılıp,  Fransa'da dolaşmaya başlamıştır.
.Sahte belgeler ile orduya katılan Fabrizio Del Dongo, rütbelilere birkaç bira ısmarlayarak orduda kalabilmeyi başarmış, fakat  ağabeyi tarafından ihbar edildiği için kaçak bir casus durumuna düşmüştür.  Fakat hareketlerinden dolayı herkes onun acemi olduğunu hemen fark etmektedir. Orduda ki kadınlar onu görür görmez onun bir asker olmadığını anlamışlar, Fabrizio Del Dongo’ya ilk önce top atışlarından kaçmayacak bir at bulmasını tavsiye etmişlerdir. Bu nedenle, tüm parasını ve aldığı atları da kaybeden Fabrizio Del Dongo, bir casus sanılarak hapse düşer.
Fakat asker kocası ölmüş bir kadının yardımıyla ele geçirdiği üniformayı giyerek hapisten kaçıp kurtulur. Bir Fransız askeri rolünü oynama heyecanı içinde, Waterloo Savaşı'na da katılır. Büyük bir kahramanlık yapma umudu ile savaşa giren Del Dongo savaşta yaralanır. Çetin yolculuklar, trajikomik savaş anıları ile biraz hapiste kalarak birkaç kez de yaralandıktan sonra Fabrizio Del Dongo Parma’ya gelmeyi başarmıştır.
Parma’ya geldiğinde Teyzesi ile halasının yanına sığınmıştır.  Gına, büyükelçi olarak ülke dışına çıkan zengin ve bir yaşlı adamla evlenmiş,  kocası da ülke dışında olduğundan Kont Mosca ile aşk yaşamanın yolunu bulmuş bir aristokrattır. Halası ona sürekli yardımcı olmaktadır ama halasının duyguları akrabalık ilişkilerinden çok daha öteye gitmektedir. Bir gün davetlere katılan bir aristokrat iken diğer günler Prens Ranuce Ernosto’nun köpekleri ile peşine takıldığı bir suçlu gibi yaşamak telaşındadır.  
Ona acayip bir ilgi duyan halası Fabrizio’dan, bir baltaya sap olması manastırda din eğitimi alması istemiştir. Kendisine platonik aşk besleyen Halasının sözünü dinlemiş ama  eğitim için gittiği Napoli’de tam da Parma Başpiskoposu olmak üzereyken,  bir kenar mahallesi kızının peşine takılıp kızın bir dostunu bir düelloda öldürmüştür.
 
Halasına karşı cinsel istekler duyan Parma Prens’i, bu olayı fırsat bilerek Fabrizio Del Dongo’yu  şehrin en yüksek kulesi olan  Farnese Kulesi'ne  tıkmaya karar verir. Fabrizio Del Dongo’nun kaçak hayatı bitmiş hapse düşmüştür. Hapiste her an başak bir mahkûm tarafından öldürülmek korkusu ile yaşayan Fabricio, komutanın kızına âşık olmuştur. Fabricio,  Parma Hapishanesi komutanı General Fabio Conti’nin, kızı Clelia’ya aşkını ilan etmiştir. “Ah, biricik sevgilim benim. Ben de seninle öleceğim” (sf. 413-414-523) Halsı Mutlu Fabrice, Gina'nın kaçma planlarına direniyor.
 
Prens,  birçok kişi tutarak hapishanede onu zehirletmek istemektedir. Çükü prens cinsel arzu duyduğu halasının Fabrizio’ya platonik bir aşk ile bağlı olduğunu bilmektedir. Fabrizio Del Dongo’yu zehirli bir ölüm bekliyorken Düşes halasının düzenlediği bir operasyonla ve Clélia'nın kendisine sağladığı üç uzun halat sayesinde hapisten kurtulur “Cesaret, tehlikenin, ne kadar korkunç olursa olsun, en ufağını seçmeyi bilmekten ibarettir. Tehlike, akıllı adamı dahi yapar!” “Prens’in merhametinden kaçındığından” hapisten tüyer (sf. 470). Hapisten kaçan Fabrice’yi ilgilendiren tek şey, kaçtıktan sonra Clélia ile görüşüp görüşemeyeceği konusundan ibaret kalmıştır.
 
Halası Gina, Parma Prens’inin yaptıklarını unutmamış ve Parma Prensini öldürtmeye karar vermiştir.  “İtalya’da öç almaktan duyulan ahlaka aykırı mutluluk vardır. Diğer ülkelerde ise; insanlar bağışlayıp unuturlar” diyen Düşes Gina kendine aşık olan, şair, haydut, suikastçı ve rezil bir doktor olan Ferrante ‘yi ayarlar. Parma Prens’i öldükten sonra yerine onun oğlu geçmiş, 21 yaşındaki yeni prenste Gina’ya âşık olmuştur.  Gina,  kadınlığını da kullanıp genç Prens'i ikna ederek Fabrizio Del Dongo’nun suçlarını ispat eden delilleri yok ettirir. Kont Mosca’da metresi Gina’nın isteği üzerine Fabrice’in beraat etmesini sağlamıştır.
Fabrice, Parma'ya gelip hapishanesine gitmek yerine, Farnese Kulesi'ne dönmüş, böylece Clelia'ya yakın olmuştur. General Conti, Fabrice'i intikam içinde zehirlemeye çalışmış, ancak Clelia, Fabrice'in zehirli yiyecekleri yemesini engellemeyi başarmıştır.
Çılgına dönen Gina , Fabrice'nin yerini değiştirmesi için Prensten yardım ister. Prens ise kendisi ile birlikte olması koşuluyla bu isteği kabul eder.   Gina , Fabrice’yi  tam olarak kurtarmak için prensin cinsel isteklerini kabul eder ama Fabrice kurtulup Clelia ile evlendikten sonra Parma’dan ayrılıp kont le evlenmiştir.
  Fabrizio  suçlarından arınmış ama  suçluluk duygularıyla kalmıştır. “İnsanın en muhtaç olduğu şey kendisini bağışlamasını öğrenmesidir.” (sf. 207)
 
[1] https://www.idefix.com/Kitap/Parma-Manastiri/Stendhal/Edebiyat/Roman/Dunya-Klasik/urunno=0000000025800
[2] Stendhal, Parma Charterhouse , Heritage Press edition (1955), Balzac önsöz,
[3] https://en.wikipedia.org/wiki/The_Charterhouse_of_Parma, Daniel Mendelsohn (29 Ağustos 1999). "Waterloo'dan sonra" . İnternette New York Times . 2016-10-14'te alındı





Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...