Uçurumun Kenarındaki Kız Hakkında Ve Özeti LUSİNDA RİLEY

Ekleyen : ESA , 11 Mart 2015 Çarşamba aaa Beğen


Uçurumun Kenarında LUCİNDA RİLEY ile ilgili görsel sonucu
 

Yazıda, “Uçurumun Kenarındaki Kız Lucinda Riley “adlı eserin basım öyküsü, içeriği, aldığı ödüller, çevrildiği diller hakkında bilgiler verilecek,  Uçurumun Kenarındaki Kız adlı eserin özeti,  konusu, , ana fikri, kısa tahlili yapılacak; Böğürtlen Kışı adlı eserden alıntılar verilecek, yazar "  Lucinda Riley” ve hayatı hakkında bilgiler verilecek, eser, çevrildiği filmler ve yazarı hakkında yorumlar yapılacaktır.
 
Uçurumun Kenarındaki Kız, İrlanda asıllı yazar, LUSİNDA RİLEY’in dikkat çeken romanlarından biridir. Yazar Özellikle The Orcıd House adlı eseri ile büyük bir şöhret kazanmış, başta ABD olmak üzere, Avrupa’nın dört ülkesinde aylarca liste başında kalmış, günümüzün en yetenekli yazarları arasında gösterilmiştir. Birçok romanı dilimize de çevrilen yazarın romanları pek çok ülkede pek çok satış rakamlarına ulaşmıştır. Özellikle The Orcıd House “Orkide Evi” adlı romanı iki milyondan fazla satmıştır.
 
Lucinda Riley Hakkında
 
Lucinda Riley İrlanda  asıllı ama babasının Uzak Doğu seyehatleri esnasında Uzak Doğu ülkelerinde dünyaya gelmiş bir yazardır.
 
Londra'ya döndükten sonra tiyatro ve televizyon programlarında çalışan  çalışan bir oyuncu  olmuştur. Babasının yıllar önce Tayland’da bir ada almış ve kendisi de bu adada bir müddet yaşamıştır. [1] İlk romanını 24 yaşında iken yazan yazarın 2011 yılında yayımlanan “ Orchid House ' adlı eseri dünya çapında iki milyondan fazla satmış,  New York Times ve dört Avrupa ülkesinde çok satanlar listelerinde zirveye yerleşmiştir. [2]
 
Tarihe tutkulu ve seyahati çok seven yazar, halen kocası ve dört çocuğu ile birlikte  Norfolk ve Fransa'da yaşamaktadır. [3]
"Uçurumun Kenarındaki Kız, kaybedilen aşkların, yeniden başlayabilmenin ve yeni fırsatların hikâyesi."-Booklist-
"Uçurumun Kenarındaki Kız, Lucinda Riley'yi günümüzün en yetenekli yazarları arasına yerleştiriyor."

-The Paramus Post-
"Yürek burkan ve iç içe geçmiş hayatların hikâyesi."-Grazia-
"Ünlü dizilere taş çıkaracak cinsten trajedi ve aile sırlarıyla dolu harika bir roman."
-Shelf Awareness-(Tanıtım Bülteninden)[4]
 
            ÖZETİ
 
Bebeğini kaybeden otuz bir yaşında ki Grania yaşadığı şokla birlikte Manhattan’dan İrlanda’ya ailesinin yanına döner.  Orada, uçurumun kenarında Aurora isimli küçük bir kızla karşılaşır.
 
Ufak tefek birisi uçurumun kenarında tehlikeli bir şekilde duruyordu. Upuzun kızıl saçları güçlü rüzgâra yakalanmış, arkasında havaya savruluyordu. İncecik elbisesi ayaklarına kadar iniyordu. Kolları gergindi, avuçları aşağıdaki denize doğru uzanıyordu. Solgun yüzü yukarı dönüktü sanki kendini kurban olarak sunuyordu.
 
Grania Ryan olduğu yerden izledi. Hayaletimsi siluet karşısında hipnotize olmuştu. Karşısındaki gerçek mi yoksa hayal ürünü mü olduğunu ayırt edemeyecek kadar sinirleri yıpranmıştı. Gözlerini bir saniye kapatıp açtı ama küçük karartının hala orda olduğunu görünce kendine gelerek kenara doğru bir iki adım attı.
 
Grania yaklaşınca siluetin küçük bir kız olduğunu anladı. Fırtına bulutlarının denizin tepesinde dolaştığını görebiliyordu. Grania adımlarını hızlandırdı. Çocuktan on metre uzakta durdu.Grania çocuğun vücudunun sağlam bir şekilde kayaya sabit tutan morarmış ayak parmaklarını gördü. Kıza yaklaşarak tam arkasında durdu ne yapacağını bilemedi.
Grania ayakta durdu. Yanlış bir harekette akıl almaz bir trajedi yaşanmasından korkuyordu. Küçük kızı tehlikeden uzaklaştırmanın en iyi  yöntemini düşünmeye başladı. Fakat karar vermesine fırsat vermeden çocuk görmeyen gözlerle arkasını dönerek ona baktı.
 
Grania içgüdüsel olarak elini uzattı “Sana zarar vermeyeceğim. Nerede oturduğunu söylersen seni evine bırakabilirim. Diye yalvardı.
 
Grania kıza bir adım daha attı ve tam o sırada kız korku dolu ifadeyle koşarak gözden kayboldu.
Grania sıcak çayı iki kupaya dökerken annesinin kocası ve oğluna karşı sadakatine tek kaşını kaldırdı. Son on yıldır evden uzak olmasına rağmen bir şey değişmemişti. Kathleen her zaman erkeklerini rahat ettirirdi.
 
“Yürüyüş zihnini açmıştır değimli?” diye lafa girdi Kathleen. “aslında…”Grania çayını yudumladı. Ve uçurumun kenarında yaşadığı olayı annesine anlattı ve küçük kızın kim olduğunu sordu. Annesine baktığında annesinin renginin attığını fark etti. “iyi misin anne?” annesini kollarından tutarak kendine gelmesi için sarstı. Grania’nın annesine karşı tuttuğu soru yağmurlarına karşı Kathleen anlatmaya başladı. “Dunworley evinde yaşıyorlar. Lisle ailesi eskisen bu ev dâhil tüm Dunworley in sahibiydiler. Altmışlı yıllarda tüm toprakları sattılar ama uçurumun başındaki evi tuttular. Senin gördüğün kızda Aurora. Annesi dört yıl önce uçurumun kenarından kendini atarak intihar etti. Büyük ihtimalle kız annesini arıyor. Babası bu yüzden onu buradan götürmüştü kız delirdi gibi bir şey bence.”Grania annesinin yüzündeki yumuşamayı gördü. “Zavallıcık” deyiverdi Kathleen. “Evet, çok acı yavrucak bunu hak etmedi ama ailenin üzerinde nesillerdir süren uğursuzluk var o yüzden onlardan ve o evden uzak duracaksın.”
 
“Neden döndüler acaba ”diye mırıldandı. Grania. Grania orada kaldığından beri saat onu biraz geçince üst kata yatak odasına yatmaya gidiyordu. Yatağa girdi, camı döven yağmuru diledi ve zavallı Auroracığım da güvenli bir şekilde sıcacık yatağında olduğunu umdu. Kitabın sayfalarını çevirdi ama esniyordu dikkatini veremiyordu. Buradaki temiz havadan dolayı uykulu oluyordu. New York ta gece yarısından önce yatağa gitmezdi. Çoğu geceler evde bile olmazdı.
Sekiz sene önce Grania ve Matt aynı eve taşındığında günün birinde çocuk sahibi olacaklarından emindi. Matt seyahatten dönünce bu fikre karşı en az Grania kadar heyecan duymuştu. Giderek ayrı düşen yaşamlarını bir araya sokarak aile olmalarını sağlayacaktı.
 
Grania daracık çocukluk yatağına uzandı, çiftlik evinin duvarlarını saran rüzgârın öfkeli uğultusunu dinledi. Mendil alıp burnunu sildi.
Tüm bunlar iki yıl önceydi. Ortak projeleri onları yıpratmış darmadağın etmişti.
Grania ertesi sabah uyandığında geceki fırtına bir rüya gibi uçup gitmiş, gri bulutları da beraberinde götürmüştü.
Son on gündür dur duraksız yağan yağmur yüzünden sabah koşusu rutinini uygulamayan Grania yataktan fırladı.
Grania alt kata inince  “Bu sabah erkencisin ”dedi annesi “Lapa yer misin?” “dönünce yerim. Koşuya çıkıyorum. “mutfak camından Grania’nın dar yoldan uzaklaştığını görebiliyordu. Yol, çok eski bir taş duvarla ayrılıyor. Uzadıkça en sonunda ana yola ve uçuruma giden patikaya açılıyordu. Grania iki hafta önce eve ilk geldiğinde Kathleen şok olmuştu. Sebebini biliyordu. Grania New York’tan arayıp birkaç günlüğüne kalabilir miyim dediğinde sebebini açıklamıştı ama gerçek sebebini söylememişti.
Bir de o tatlı Matt her gece arayıp Grania’yla konuşmak istiyordu ama Grania inatla telefonlara çıkmıyordu. Grania niye onunla yıllar önce evlenmemişti. Kathleen’in anlaması zoru. Şimdiyse kızı adamı tamamen kaybetmenin kıyısındaydı.
Kathleen Grania’yı doğurduğunda on dokuz yaşındaydı. Ve iki yıl arayla ikinci bebeğiyle uğraşacak enerjiyi toplamıştı. Grania şu an otuz bir yaşındaydı. Modern çağın kariyer kadınları neye inanırsa inansınlar her şeye sahip olmak imkânsızdır.
Dolayısıyla kızının kaybına üzülmesine rağmen Kathleen elindekiyle yetinmek, sahip olmadığına imrenmek için böyle düşündü.
Grania nefesini düzenlemek için yosun kaplı bir kayanın üstüne çöktü. Spor ayakkabılarıyla çimenleri ezmeye başladı. Çimenlerin yerin altında onları sağlam tutan köklerden kopmayı inatla reddediyordu. Keşke içinde gelişen ufak canlı da öyle yapsaydı…
“Merhaba” Grania sesi duyunca irkildi. Sen arkasından geliyordu. Karşısında Aurora Lisle duruyordu. “Merhaba Aurora” Grania’nın selamı kızı şaşırtmıştı. Adını nereden bildiğini merak ediyordu. Grania o gece onu gördüğünü, adını annesine sorup öğrendiğiyle ilgili sohbet ettiler. Aurora okula gitmediğini evde eğitim gördüğünü ama onu sevmediklerinden ona Londra’da bıraktıklarını söyledi. Grania, mesleği Heykeltıraşlık olduğunu söyledi. Aurora bir zamanlar bakıcısıyla kâğıttan hamur yapıp kase şekline getirerek boyayıp babasına hediye ettiğini. Birlikte kâğıttan hamur yapmayı teklif etti. Grania kızın hevesinden dolayı heyecana kapılarak kabul etti. Aurora bugün gelmesi için ısrar etse de Grania malzemeleri alması gerektiğini ayrıca annesinin onu kaybetti zannetmesinden endişelendiğinden dolayı yarın yapmaya karar verdiler.
 
O gece Grania tabakları kurularken annesine Aurora’yla karşılaştığını ve kızın teklifini söyleyince annesi onlardan uzak durması gerektiğini daha öncede söylediğini bu konu hakkında tartışmak istemediğini, kararı ona bıraktığını söyledi.
Telefon sesi uzayan sessizliği bozmuştu. Arayan her zamanki gibi Matt’ti. Matt hala Grania’nın onu niye terk ettiğini bilmiyordu. Bunu öğrenmek ve Grania’nın evine tekrar dönmesini bu ayrılığa bir son vermek istiyordu. Grania telefonu sürekli Kathleen’e açtırdığı için artık Kathleen kızından mantıklı bir sebep bekliyordu. Telefon sesi sustuğunda iki kadında birbirlerine baktılar. Daha sonra telefonla gelen babası “Sohbet ettik ama sanırım seninle konuşmak istiyor”.Grania babasına ölümcül bir bakış atarak elindeki telefonu alarak odasına geçti. Grania onu bir daha aramamasını söyledi. Ama Matt neden onunla konuşmadığını ne yatıda onu terk ettiğini merak ettiğini söylüyordu. Grania sakinliğini korumaya çalışıyordu. Matt’e bir daha onu aramamasını ailesini üzdüğünü ve hoşça kal diyerek suratına telefonu kapatmıştı
 
Matt Connelly, Grania gideli iki hafta olmuştu ama Grania’nın pılını pırtısını toplayıp neden gittiğini anlamaya çalışarak kafa patlatıyordu. Matt internetin başına geçip Grania’nın yanına gidebilmek için New York ve Dublin arası uçak seferlerini incelerken kapı çaldı. Gelen Charley’di yakın arkadaşıydı. Tıpkı Grania gibi onu da uzun süre görmemişti. Önce birkaç gün Grania’nın gittiğini öğrendiğini çok üzüldüğünü söylemişti. Matt gideceğini anlatınca Charley mantıklı bir hareket olmadığını biraz Grania’ya zaman tanımasını söyledi. Matt’te haklı olduğunu ona zaman tanımaya karar veridi.
 
Bir kaç gün sonra kapı yine çaldı. Bu sefer gelen annesiydi. Matt neden geldiği sordu. Annesi hayır yemeği için şehir merkezine geldiğini oğlu nasıl diye görmeye geldiğini söyledi. Annesi Grania’nın neden gittiğini öğrenip öğrenmediğini sordu.
Mary Sean gidince Dunworley evine tekrar dönüp işe koyulmuştu. Mary arada bir Sean’dan gelen mektuplarla merakını gideriyordu. Mektuplarda Sean yaşadığı durumları ver duygularını da yazıyordu.
 
Dokuz ay geçince Sean’dan gelen mektuplar seyrekleşti. Mary ona mektup yazsa da ondan mektup gelmez olmuştu.
Dunworley evi son zamanlarda sessiz ve sakin olmuştu. Ama on sene sonra Sebastian Lisle eve tekrar dönmüş ve Mary’yi odasına çağırmıştı. Londra’da ki evlerine hizmetçi arandığını ve en bariz seçeneğin o olduğunu söyledi ve Mary bunu kabul etti.
Londra’da ki eve giderek evin kâhyasıyla Bayan Carruthers tanıştı. Kâhya üst kattaki Nancy ile aynı odayı paylaşacağını söyledi. İş üniformalarının yatağının üzerine konulduğunu, yemek saatini ve yarınki yapacağı işler hakkında bilgilendirdi. Oda arkadaşı Nancy ile yukarı çıkarak biraz sohbet ettiler. Evin sadece beyi olduğunu söyledi Nancy ama ondan sora Mary o kadar yorgundu ki Nancy konuşurken göz kapakları kapanmıştı bile.
Mary ertesi gün evin bu denli güzel, bakımlı, temiz ve uyumlu olmasını karşı ağzı açık bir şekilde etrafına bakıyordu.
Mary müthiş patlamayı gecenin tam ortasında duymuştu. Almanların East End’i bombaladıkları iki yüz can kaybı olduğunu duydu.1917 yazında Mary, buraya taşınalı tam bir yıl geçmişti. Hala makineli tüfekler evlerin çatısında her ihtimale karşı hazır bekliyorlardı. Sirenler düzenli olarak çalıyordu.
 
1918 baharında bir sabah sonunda Sean’dan mektup almıştı. Mary mektupta yazan Sean’ın izin alıp onu görmeye geleceğini Nancy’e söyledi. Ve birkaç hafta sonra Sean geldi. Birbirlerine bakarak biraz hasret giderdikten sonra Sean Mary için izin alarak dışarı gezmeye ve hasret gidermeye çıktılar.
 
Sean’la konuşurlarken Sean birden ağlamaya başladı ve cephede yaşadığı zorlukları, kötü anları karşısında ölen arkadaşlarını, Mary’ye anlattı. Mary dehşete düşmüş bir şekilde nişanlısına bakıyordu. Mary “bize anlattıkları daha faklıydı. Askerlerin durumlarının iyi olduğunu söylüyorlardı.”dedi. Sean “size gerçekleri anlatmıyorlar aslında benimde anlatmamam gerek.”Mary “bana anlatman doğruydu” diyerek nişanlısına sarıldı. Biraz sonra yürüdükten sonra Mary eve gitti. Akşam Nancy sorduğunda ona bir şey yapmadıklarını parkta oturup konuştuklarını söyledi.
 
Evi beyi Lawrence Lisle eve geleceği öğrenileli dört gün olmuştu. Evde kırmızı alarm vardı. Evin her yerinde hazırlıklar sürüyordu.
 
Bay Lisle geldiğinde Mary’i odasına çağırdı. Bay Lisle seyahat sırasında bir bebek getirdiğini annesinin ona bakamadığı için bebeği alarak annesine ona bakacağına dair söz verdiği Mary’den de tecrübeli olduğundan onunla özel olarak ilgilenmesini istedi. Mary de seve seve kabul etti. Bebeğin adı Anna’ydı. Bebeğe özel bir oda yapıldı. Mary bebeği çok sevdi.
Savaş birkaç ay daha devam etti Sean’dan sadece bir mektup almıştı. Mary bebekle dışarı yürüyüşe çıkıyor, bebeğe kıyafetler dikiyordu. Bebekle vakit geçirmeyi seviyordu. Bay Lisle arada bir odaya gelip Anna‘nın bir eksiği olup olmadığını soruyor sonrada gidiyordu. Mary Anna’dan nasıl ayrılacağını düşünüyordu.
 
Ateşkes üç hafta sonra ilan edildi. Londra’da kutlamalar vardı. Herkes çok mutluydu. Mary’de mutluydu ama Anna’dan ayrılacağı düşüncesi onu üzüyordu. Sean’ın annesi Bridget’ten mektup gelmişti. Cephedekilerin evlerine döndüğü ama Sean’ın eve dönmediği yazıyordu. Bridget savaş bakanlığından bir mektup almış oğlunun resmen kaybolduğu yazdığını öğrenmişti.
Aylar geçti Sean’dan hala haber gelmemişti. Aylar sonra savaş bakanlığından bir mektup aldı. Sean’ın nerede olduğunun bulunmadığından dolayı onu ölü olarak kabul etmeleri gerektiği yazıyordu. Mary bembeyaz olmuş yüzüyle Bayan Carruthers’ten dışarıya çıkmak için izin aldı. Bayan Carruthers endişeli olsa da izin verdi. Mary parkta oturdu herkes evlerine gittiği zaman karışık duygular içerisinde hiç olmadığı kadar gözyaşı dökmüştü. Hava karardı ama Mary hala olduğu yerdeydi daha sonra eve döndü.
1926baharında Anna sekizinci doğum gününü kutladı. Bay Lisle Anna’nın gerçek doğum tarihini bilmediğinden Nisan ortasını uydurmuşlardır. Bay Lisle Anna'ya bale ayakkabısı aldı. Anna çok beğenmişti
Anna kekemeydi. Kekemeliğinden dolayı alay konusu olmasın diye evde eğitim görüyordu. Birkaç gün sonra akşamüstü Bayan Carruthers müthiş bir heyecanla mutfağa girdi. “Beyefendi burada yanında da bir kadın var”
Lawrence lisle o kadın geldiğinden beri Anna’yı “salon çağırmayın”  dedi. Ya adam onunla evlenirse? Mary. “O zaman hepimi ayvayı yedik hiç kaçışı yok hem de.
Üç ay sonra bir konuşma için bütün hizmetçileri yemek odasına çağırdı. Elizabeth ile evleneceğini duyurdu.
1927 sonbaharında Elizabeth Lisle Mary’yi yanına çağırdı. Evde artık ona ihtiyaç kalmadığını evin kapanacağını söyledi. Anna’yı yatılı okula yazdıracağını söyledi. Mary bu duydukları karşısında yıkılmıştı. Anna onun kızı gibiydi.
Mary başka bir eve taşındı. Lisle evinde kazandığı para ona beş yıl yeterdi. Mary öğleden sonra çoğunlukla Kensington Bahçeleri’nde oturuyor baktıkları çocuklarla ilgilenen bakıcıların tanıdık mizalarını seyrediyorlardı.
 
Mart evinin önündeki sokak lambasının önünde bekleyen adam gözüne çarptı. Her gün oradaydı. Mary bir gün bu soğukta orada beklemesine dayanamadı ona yünlü bir kıyafet dikti. Adam bunu kabul edemese de Mary ısrar edince kabul etmek zorunda kaldı.
 
Bir gün Nancy ile buluştu. Mary yapmış olduğu paltoyu çok beğendiğini ve onu bir dergide gördüğünü ona çok benzediğini söyledi ve kendiside bir tane istedi. Diğer arkadaşlarda çok beğendi ve ona böyle bir iş yapabileceklerini söyledi. Mary de mantıklı bulup bu işe girdi ve isteyenlere sipariş üzerine kıyafet yapmaya başladı.
 
Anna okuldan kaçıp Mary’nin yanına geldi. Mary onu görünce şaşkınlığı ve sevinci bir arada yaşadı. Okuldan kaçtığını söyleyince Mary okula geri dönmesini söylediyse de Anna istemedi. Orada yaşadığı kötü durumları anlattı.
Elizabeth Lisle, Anna’nın kaldığı yurda Anna’nın oradan kaçıp yanına geldiğini artık eğitimini yanında devam edeceğini yazan gerçekli olmayan bir mektup yolladı. Kocası Lawrence Lise’de Anna’nın öldüğünü söyledi. Adam yıkılmış bu duruma ama Elizabeth hamile olduğunu söyleyince kocası karışık duygular yaşadı. Üzülse mi yoksa sevinse mi bilemedi.
Mary Anna’yı saklamaya karar verdi. Anna’ya da Lawrence Lisle’yle konuştuğunu artık oraya gitmeyip yanında kalacağını diyerek yalan söyledi. Ana buna bayılmıştı. Anna o zaman burada yaşayacağımıza göre dışarıdaki lambanın altındaki yalnız bırakmamış oluruz dedi. Seninde dikkatini çekti deni dedi. Mary onunla konuştuğunu evi olduğunu, yalnız olduğunu söyledi.
Mary Anna’ya evde eğitime ve baleye başlamasını teklif etti Anna çok sevinerek kabul etti. Anna artık bale kursun başlamıştı.
Yumuşacık bir akşam Anna eve bir misafirle gelmişti. Anna Jeremy’i tanıştırdı. Mary utancından kızardığını hissettirmedi. İçeri buyur edip mutfağa çay demlemeye gitti. Oturup sohbet ettiler. Anna birbirinize arkadaşlık edebileceğimizi söyleyince utanmıştık. Mary beni düşünmen büyük incelik dedi. Biraz daha sohbet ettik sonra Jeremy kalktı ve gitti.
 
Bir gün kapı çaldı. Mary Anna geldiğini sanmıştı ama Jeremy gelmişti buna çok şaşırdı. Üzgün bir hali vardı. Jeremy anlatmaya başladı. Ailesi savaştan sonra onu hastaneye yatırdığını sonra kekeme diye onu kabul etmediklerini söyledi. Ona bir tek vaftiz annesi bakıyordu ama onunda dün gece öldüğü söyledi. Ama Mary, Anna ile birlikte onu önemsediğini söyledi.
Jeremy ile Mary evlendiler. Jeremy’nin vaftiz annesinden kalan kocaman bir evin hanımı Bayan Longdon oldu. Nikâhta sadece kızı Anna Swan vardı. Üç ay sonra Lawrence Lisle’nin öldüğü haberini aldılar, Mary hamileydi ve Elizabeth düşük yapmış, koca aramakta da geç kalmamıştı.
 
Bebeğinin doğumuna altı hafta kala Anna’yı kendi üzerlerine almışlardı. Bebekleri Mary üzerek on gün geç ama sorunsuz dünyaya gelmişti. Adını Sophia koydular.
Jeremy resme merak saldı. Çok yetenekli olduğunu kanıtladı. Kekemeliği de kızlarıyla ilgilenmekten geçti denecek kadar azalmıştı.
 
Bir akşam Shopia dört yaşına yeni basmışken Anna on beş yaşına girmişti. Mutfağa daldı ve Ninette De Valois kendi bale okulunu açmış yazılabilir miyim? Diye sordu. Mary’de babasına sormasını istedi. Babası da izin verince seçmelere katıldı çok beğenilerek kabul edindi.
Anna’nın Baledeki başarısı kulaktan kulağa yayıldı ve şöhret olmuştu Anna artık eve gelmez olmuştu. Mary onu kaybettiklerini düşünüyordu. Mary Jeremy’ye Anna’nın sosyal hayatında bilinmeyen bir endişe olanağı olduğunu söyledi. Jeremy’de onu rahatlatmak için o genç, güzel, ayrı zamanda yıldız istediği gibi davranabilir.
 
Bir gün tekrar savaş başlayacağı için asker çağıracaklarını öğrendiler. Jeremy tedirginliğini ve korkusunu Mary ‘ye anlattı. Savaştan sonra kekeme olan Jeremy o anları tekrar hatırlamak ve yaşamak istemiyordu. Mary sen sakata çıktın seni tekrar istemezler dese de Jeremy ‘i rahatlatamadı. Bir gün Mary Sophia’yı okula bıraktıktan  sonra eve geldi ama Jeremy’den ses  gelmiyordu. Oda oda gezdi Mary. Giyinme odasının orada ki sahanlığın kapısını tıklattı ve açtı. Karşısında ki görüntü karşısında rahatlamıştı Jeremy kendini asmıştı.
Jeremy’nin cenazesine Mary ve Sophia katılmıştı. Anna ‘ya mektup göndermesine rağmen cenazeye gelmemesi Mary tekrar üzmüştü.
Jeremy’nin ailesi evden çıkmaları için eve avukat göndermişlerdi. Mary çok ısrar etmedi ama bunun karşılığında bir miktar para talep etti Sophia’nın eğitimi için. O ailede vermeyi kabul etti. Mary bu evde durmak istemiyordu artık. Yüzden artık evine İrlanda’ya dönmeye karar verdi ve yola çıktılar.
 
Grania mektupları bitirmiş devamını merakla annesinin yanına gitti. Annesi onların İrlanda’ya gelerek Clonakılty de çok şirin bir kulübe aldıklarını bir daha evlenmediğini söyledi. Mary, Sean’le evlenmedi ama kızı Sophia Sean’nın küçük kardeşi Gleen’in oğlu Seamos Ryan ile evlendi ve ben oldum. Sean ve Mary için inşa edilen eve taşınmışlardı. Aurora bir kaş saat daha kalıp Grania’nın kardeşi Shane ile çiftlikteki diğer sevimli hayvanlarla oynamak için izin istedi. Grania’da izin verdi.
Kathleen Aurora’nın kâbuslarını sordu. Grania daha iyiye gittiğini en azından ortalıklarda dolanmadığını söyledi.
 
Anna annesinin arkasından İrlanda’ya gelmişti. O zaman otuzlarındaydı. Grania Kathleen ona hatırladığını sordu. Kathleen Anna’yı gördüğü adeta afet olduğunu söyledi. Ayrıca Sebastian ile evlendiğini de ekledi. Mary Anna’yı çok sevdiğinden dolayı onu affetmişti. Mary ölmeden önce Anna ve Sophia barışmışlardı. Anna, Mary ölünce mezara her hafta bir demet taze çiçek bırakırdı özür diliyordu anne dediği kadına sevgisini böyle gösteriyordu.
 
Matt televizyonun karşısına amaçsızca kanal değiştiriyordu. Grania gideli altı hafta olmuştu ve hiç konuşmamıştı. Charley’nin sürekli “sakinleşince geri dönecektir” tavsiyeleri onu baymıştı.
Matt senelerdir gelmediği bir barda arkadaşlarıyla biraz eğlendiler sonra eve Charley ile döndüler Ertesi sabah başı çatlayacakmış gibi bir halde uyandı ve görüş netleşince şok olmuş bir ifadeyle Charley’i yanında niye yattığını hatırlamaya çalıştı.
Alexander Lisle eve gelmişti. Aurora ve Grania adamı görünce tedirgin olmuşlardı. Adam yolculuktan ve işten diye geçiştirdi. Grania Aurora ile ilgili yeni okul a başlamasını ve diğer fikirlerini de Alexander Lisle ‘ye anlattı. Adam Aurora’ya iyi geleceğini düşünerek onayladı. Alexander kızının iyi olduğunu görünce sevinçten gözleri dolmuştu. Onun hiç bu kadar canlı, neşeli, enerjik ve sağlıklı görmemiştim bunun için Grania’ya teşekkür etti. Alexander lisle iki hafta daha burada kalmasını rica etti. Üzerindeki baskıdan daha kurtulamadığından bahsetti. Grania da kabul etti üstelik daha heykeli de bitirmemişti buna fırsat olurdu.
Alexander Grania’ya Lili’ye ait, uzun zamandır kullanılmayan atölyenin anahtarlarını vererek heykel için daha rahat bir ortam sundu. Orayı istediği şekilde düzenlemesine de izin verdi. Alexander ve Mary o akşam oturup konuştular. Lili psikoloji sorunları yüzünden manik depresiflik ve şizofreni teşhisi konularak hastaneye yatırılmıştı. Daha sonra durumu biraz düzelince çıkmıştı. Aurorayı doğurduğunda kırk yaşındaydı ve kızıyla ilgilenmekten hastalığını unutmuş durumu düzelmişti. Aurora üç yaşındayken bir gün eve gittiğini Lili’ye kızlarının nerede olduğunu sorduğunda bilememiş ve kızı uçurumun kenarında yalnız dururken bulduğundan dolayı tekrar hastaneye yatırıldığını ve diğer durumları da anlattı. Daha sonra burada bir iki hafta daha kalabilir misin diye sordu. Grania cevabı yarın vereceğini söyledi. Alexander onu öpüp arkasını dönerek çıktı. Grania bu durumda donup kalmıştı. Bir sonraki gün cevabının hayır olduğunu söyledi adam belli ki yıkılmıştı. Aurora’da başta kabul edemese de sonunda kabullenmişti.
 
Ertesi gün Aurora’nın yeni bakıcısı gelmişti. Grania onunla iyi anlaştığını düşünmüştü ama yanılmış. Okuldan kaçmış çok sevdiği küçük köpeğini de alıp annesinin mezarının olduğu yere gitmişti. Herkes seferber olup onu her yerde aramışlardı son çare polise haber vermişlerdi ama Grania’nın aklına Aurora’nın annesinin mezarında olabileceği fikri gelmişti. Tahmini de doğruydu. Alexander il birlikte oraya geldiklerinde Aurora’nın orada olduklarını gördü. Kızı orada uyuyorken alarak eve götürdüler. Herkes rahat bir nefes almıştı. Alexander buraya bağlı kalarak kariyerinden ve hayallerinden olma buradan uzaklaş dediyse de Grania bunu kabul etmedi. Grania o yokken annem gilde kalalım ben iş için Amerika’ya gittiğimde annem gil bakarlar ne dersin? Adam kabul etti.
 
Alexander Grania’yı arayarak bulunduğu yere İsviçre’ye gelmesi gerektiğini söyledi. Acil demişti. Grania da kabul etti. Annesine arayıp haber verdi. Annesi aralarında bir şey olup olmadığını sordu. Mary aralarında bir yakınlaşma olduğunu ama buna devam edemeyeceklerini birbirlerine söylediklerini ve hala Matt’i unutmadığını söyledi.
 
Grania bir binanın önünde durduklarını ve buranın hastane olduğunda şok olmuştu. Alexander’ın odasına gidip onu gördüğünde olduğu yerde mıhlanmıştı. Adamın her yerinde borular vardı ve çok cansız duruyordu. Beyninde tümör vardı ve bir iki hafta yaşayabileceğini söylemişlerdi. Alexander kızı için üzüldüğünü ona bakmasını istedi. Grania ona çok iyi bakabileceğimizi biliyorsun dedi. Alexander Grania’ya evlenme teklifi etti. Kızının hem güvende olması hem de maddi açıdan sıkıntı çekmemesi için. Grania  kabul etti.Ertesi gün avukatlarla işlemleri yaptılar.Evlatlık işlemleri imzalayıp Alexander’ın yanına çıktı.Alexander ona yüzük taktı ve yarın nikahları olacağını söyledi.
Grania annesini aradı ve Aurora’nın orada olup olmadığını sordu. Daha okuldan gelmediğini söyledi. Grania ona söylediği mesajı ona iletmesini istedi. Babasıyla kendisinin evlendiğini artık onun annesi olduğunu söyledi.
Grania eve dönmüştü. Alexander ölmüştü. Eve geldiğinde olanları anlattı. Annesi şok olmuştu. Aurora eve gelince duyduklarına inanamamıştı kahrolmuştu adeta.
Aurora uçurumun kenarına doğru gitti. Grania’ya dönerek annesinin kendini buradan attığını gördüğünü. ve her gün onu burada gördüğünü söyledi. Kız kavanozun kapağını açıp babasının küllerini uçurumdan atarak “babamı sana veriyorum anne cennette görüşürüz dedi.
 
Aurora onun yalnız olduğunu babasının onu yalnız gördüğüne üzüleceğini söyledi. Babasından önce sevdiği biri var mıydı diye sorunca Grania Matt’in olduğunu söyledi.
Bir gün Aurora Grania İsviçre’deyken evden kaçarak Matt’i bulup onun yanına gitti. Grania’yla nasıl tanıştığını nasıl annesi olduğunu anlattı. Ve birlikte Dublin’e gittiler.
 
Bir yıl sonra…
Aurora’ya miras kalan bir eve gelmişlerdi. Mary evi hatırladı burası büyükannem Mary’nin çalıştığı evdi.
Grania yamacın yanında durdu. Aurora’yla ilk tanıştığı günü hatırladı. Aurora’nın görüntüleri geldi aklına. Grania ona baktığı sekiz yıl içinde hiç mutsuz olduğunu hatırlamıyordu. Aurora ölmüştü. Ve Grania’ya bir mektup yazmıştı. Grania mektubu on gün boyunca okuyamadı. Daha fazla dayanamadı ve mektubu okudu.
Aurora mektupta kardeşine çok sevdiği uyuyan güzeldeki prensin adını verdiği için teşekkür etti, anneannesine, dedesine ve Shane’ye onun için sarılmasını söyledi. Lili’nin artık yaşlı bir köpek olduğunu ona iyi bakmasını, annesine ona verdiği her şey için çok teşekkür etti.
 
Grania gözleri yaşlı, yamacın kenarından kafasını kaldırdı karşısındakini görünce şaşırmıştı bu Matt’i. Grania Aurora onun için bir şey yazdığını söyledi çalışma odasında ki çekmeceye koyduğunu söylediğinde Matt onu kaldırdı. Ani bir rüzgârla Grania’nın elindeki mektup uçurumun kenarına uçmuştu.
Grania içi ani bir huzur dolduğunu hissetti. “şimdi anlıyorum”
“neyi anlıyorsun hayatım”
“o her zaman yanımda olacak” diye mırıldandı Grania.
 
 
ÖZET : REZAN YILDIZ
 
[1] http://www.amazon.com/Lucinda-Riley/e/B006T8ZBM4
[2] http://www.amazon.com/Lucinda-Riley/e/B006T8ZBM4
[3] http://www.amazon.com/Lucinda-Riley/e/B006T8ZBM4
[4] Lucinda Riley, Uçurumun Kenarındaki Kız, Çeviri : Bige Turan Zourbakis, Pegasus / Roman Dizisi, İstanbul, 2014


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...