Vahşetin Çağrısı ve Özeti Jack London

Ekleyen : ESA , 22 Haziran 2013 Cumartesi aaa Beğen 1
 

Bu Eser 22.06.2013 Tarihinde Haftanın Yazısı Seçilmiştir

 

Vahşetin Çağrısı - Jack London-  eserin kapak resmi

Yazıda “Vahşetin Çağrısı, Jack London’un   “  romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı, “  Vahşetin Çağrısı, Jack London   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları,   Jack London’un   hayatı,  “ Vahşetin Çağrısı,   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.
 

 

VAHŞETİN ÇAĞRISI

 

 
 
KİTABIN KÜNYESİ
  • İsmi: Vahşetin Çağrısı
  • Orjinal isim: The Call of the Wild
  • Yazar, Jack London
  • Çevirmen: Nilgün Özcan
  • İthaki Yayınları /
  • Klasik Dünya Edebiyatı, İstanbul, 2013
 
ROMAN KONUSU,ANA DÜŞÜNCELERİ VE DİĞER ÖZELLİKLERİ HAKKINDA
Vahşetin Çağrısı,  Jack London tarafından yazılmıştır. Roman, Buck adlı bir köpeğin kutuplarda altın arayan insanlar ve kızak köpekleri arasındaki yaşadığı maceraları anlatmaktadır. 
Kanada'nın kuzeybatısında Yukon eyaletinin Alaska bölgesinde yaşayan Kızılderililerden Hanların topraklarındaki Klondike bölgesinde 1896 yılında altın bulunmuştu. Bu haber üzerine 1896 ile 1899 yılları arasında tam 100.000 insan altına sahip olmak için bölgeye akın etmişti.[1]
Roman, Klondike bölgesine yapılan Altına Hücum denilen tarihi hadiselerin içinde evcil bir kızak köpeğinin, sahibinden  çalınarak vahşi ortamlara sokulması, hem kötü insanlar, hem de diğer kızak köpekleri ile ölesiye mücadele etmek zorunda kalan köpeğin kutup şartlarında yaşadığı olayları konu edinmektedir.
 
Roman 1903 yılında yayınlanmış, yayınlandığı yıllarda Londra'da en çok okunan kitap olmuştur. Bu Roman Jack London’un en iyi romanlarından biri sayılmaktadır. Roman pek çok dile çevrildiği gibi birçok kez de filme uyarlanmıştır. [2]
 
Roman, Jack London'un kendi hayatından da esintiler, enstantaneler ve kesitler taşımaktadır.  “Genç bir yazarken, zengin olma hayaliyle Alaska' da altın arama serüvenine katılan Jack London, hiç altın çıkaramamasına rağmen doğa ve insan üzerine büyük bir bilgi birikimiyle geri döndü. Alaska'daki gözlemleriyle, yaklaşık bir ay gibi kısa bir zamanda Vahşetin Çağrısını yazdı. “ ( Yayıncının Notu) Yayıncının  notundan  da anlaşılacağı gibi roman bir ay gibi çok kısa bir sürede bitirilmiştir.
Roman köpeğin yaşadığı olayları köpeğin gözü ile çocuklar için yazılmış görüntüsünü verirse de romanın tarzında karanlık bir anlatım, vahşet dolu boğuşma sahneleri ve acımasızlıklarla dolu şiddet içeren birçok olaylar vardır.
 
Jack London’un bu romanı yazarın en üzerinde en çok tartışılan romanlarından biridir. Roman pek çok dile çevrilmiş olumlu ve olumsuz tepkiler  almıştır. Nietzsche ve Spinoza’nın düşüncelerinden etkilenmiş olan Jack London’un bu romanda  ideal bir insan tiplemesi yarattığı söylenebilir. Sosyalizme, Darwin’e ve Marks’ hayranlık duyan Jack London’un bu romanında toplumsal eşitsizliklere değinildiği pek söylenemez. Üstelik Realizmin moda olduğu yıllarda yazılmış bu romanın realizme de bağlı değildir.

Bunlara karşın romandaki güçlü temalardan bir tanesinin “ Doğa mı Medeniyet mi “ sorusu olduğu aşikârdır.  Bu sorgu üzerine kurulan roman vahşi hayatı tercih eden Buck’u haklı çıkaracak sebeplerle doludur.  Medeni hayattaki pek çok insan doğadaki hayvanlardan daha sefil, cahil, kaba, acımasız, hırslı  ve düşüncesizdir. Pek çoğu para için, kumar ve içki için erdemsiz bir hayat yaşamaktadır.  Roman tüm bu bakımlardan tepkiler almış eleştirileri üzerinde toplamıştır.  “Buck'ın, ‘medenîleşmiş’ köpeğin, kurt ecdadının vahşetine dönmesini pek çokları ziyadesiyle tenkit ettiler. Kitap, bazılarına göre hissiz ve vahşi bir maceradır; çiğ et ve kızıl kan kültü’nün aşırı bir ifadesi. Vahşetin Çağrısı'nı savunanlar arasında bile, romanın, genellikle sansasyonel, ekseriya inanılmaz ve bazan da bir parça gülünç olduğunu söyleyenler de her halde az değildir[3]
 
Roman medeni bir ortamda yetiştiği halde içgüdülerine kapılarak vahşi hayat kapılan bir köpeğin öyküsü üzerine kurulmuştur. Bu kurgu. Medeni insan ve hayata dair tartışmaların yaşandığı yıllarda birçok teze karşı çıkıyor, içgüdünün sesini medeniyet savunucularının tezine baskın tutmuş oluyordu. Bu roman Jack London’un yazdığı elli roman arasında en çok okunan eseri olmuştu. Bunun nedeni ise Buck , “  İdeal “İnsan “ olarak düşünülen insanlarda olması gereken pek çok meziyeti hatta hepsini şahsında toplamış bir köpek olarak sunuluyordu. İdeal insanda olması gereken tüm özelliklerin bir köpekte toplanması ise apayrı bir handikaptı. “Buck, hayranlık beslediğimiz pek çok faziletleri şahsında toplamıştır: Cesaret, sadakat, tahammül, azim, ve zekâ. Garip ve şaşırtıcı bir fon üzerinde, heyecanlı, kanı harekete getiren bir sürü maceralar, okuyucuyu tatmin eden, zevklendiren bir şekilde an­latılır. “[4]
 
Buck, temsili olarak insanı temsil etmenin sorumluluğunda olduğu halde vahşi ve doğal hayatı medeniyete tercih eder. İçgüdüleri ile yaşamayı medeni bir hayata üstün tutar.   Yazarın bu bağlamdaki mesajı çok ilginçtir.  Canlıyı mutlu eden şey medeni olmak mı yoksa içgüdülerine uygun yaşamak mı sorgusunu ortaya çıkartmaktadır.
 
Medeni hayatın her türlü ortamında bulunan Buck, önceleri şaşaalı bir malikânede yaşarken medeni hayatın dışında kalanlarla, bu hayatın nimetlerine kavuşmak için çabalayanların boyunduruğuna girmiş, devlet hizmetinde de bulunmuş,  esir muamelesi de görmüş,  aşağılanmış gerçek bir sevgi ve dosta da kavuşmuştur. Aradığı dostluğa ve sevgiye ulaştığı halde yine de vahşetin çağrısına kulak vermeden edememiştir.  Endüstrinin doğayı yok etmeye başladığı, medeniyet ve getirdiklerinin insan ruhunu doğal ortamlarından koparmaya başladığı 20 Yy.ın ilk başında yazılan bu roman bu açılardan da manidardır.
Yazar bu romanında köpeklerin yordamıyla, köpeklerin hayatları duyguları düşünceleri ve karakterleriyle insanlara insanlığı anlatmıştır.
 
KONU
Eserde,  "Alaska’da altın bulundu" haberi Alaska’ya yüz binlerce insanın akın etmesine yol açmış, kızak köpeklerinin önemi çok artmıştır.  Dondurucu soğukların hakim olduğu bu kar ve buz diyarında yol alabilmek ancak kızak köpekleri ile mümkün olabilmektedir.  Bir ev köpeği olarak yetiştirilen Buck,  bir kızak köpeğinin tüm özelliklerine sahiptir.  Buck, evinden çalınarak önce eğitilmiş daha sonra Kanada hükümetinin posta köpekleri arasına katılmıştır. Fakat bir yolculuk sonrasında altın arayıcılarına satılır. Buck için  vahşi bir hayatın en vahşi günleri başlar. Kızak köpeği, soğuklar, karlar ve buzlar diyarında insanlar ve rakipleri arasında bir savaşın ortasına düşmüştür. Bu hayata alışmaya başlayan Buck'u ecdadını  genlerinden gelen bir ses doğaya  ve vahşi hayata da çağırmaya başlamıştır. Buck’un hayatta kalma ve yeni bir hayat kurma serüveni başlamıştır.
 
TEMALAR
Romanda ana temalar, sabır, direnç, vefa , sadakati, sevgi,  dostluk ve içgüdülerdir. Dave ve Buck sadakatın, vefanın, dostluğun ve erdemin timsali olarak karşımıza çıkarlar. Dave ölümü pahasına  hasta olduğu halde dostlarını ve görevini terketmeyerek ölür. Buck hayatını kurtaran sahibiine duyduğu sevginin karşılığında içgüdülerini dahi dinlemez. Buck tüm hayatı boyunca ve her şartta hizmetinde bulunduğu efendilerine vefalı, saygılı davranmış  sadakatla bağlı kalmış, her defasında dostları ve sahipleri için canını ortaya koymuştur.
Sinsi, kötü ve sefil olanlara sevgi ve saygı beslemez. Kötü hain ve cahillerin sözüne aldırmayan, gerekirse isyan eden bir köpektir. Nitekim karşı çıktığı tek sahibi Cahil ve kaba bir insan olan Hal dir. Dostu  Curly'i öldüren Spitz de ve s en sevdiği sahibi Thornton'u öldüren yerlilerden intikamını almıştır.
 
ROMANIN BAKIŞ AÇISI VE ANLATIM TEKNİKLERİ
 
Olaylar İlahi bakış açısı ile Buck’un ruh dünyasından gözlemlenerek anlatılmıştır. İlahi anlatıcı Buck’un zihnine girmiş, onun gözlem, görüş duygu ve düşüncesine odaklanarak her şeyi de gören, bilen duyan hisseden geçmişten ve gelecekten haberdar olduğu halde olayları gelişim sırasına ve kronolojik olarak takip eden bir anlatıcıdır.  Zamandan mekândan, düşüncelerden, geçmiş ve gelecekteki her şeyden haberdar olan anlatıcı, Buck’un iç monologlarını tercüme eden bir üslubun içindedir.
Sabır, sevgi, güç, dayanıklılık, vefa, kahramanlık gibi tüm erdemleri üzerinde toplayan Buck’un hislerinin ve düşüncelerinin an be an izlenmesi okur ile Buck arasında doğal bir empati yaratmaktadır. Okurlar ideallerindeki tüm vasıflara sahip olan Buck ile içselleşerek olayların içine, girmekte, düşünürken, karar verirken, Spitzle kavga ederken Buck’un yanında olmaktadır. Buck ile sevinen, üzülen beş yüz kiloluk yükü çeken okur. Vahşetin Çağrısını da Buck ile birlikte duyar.
Romandaki en güçlü yan belki de bu metottadır. Yazar roman kurgusuna uygun çok iyi bir metot seçmiş. “ İdealize insanı” , bir köpeğin şahsında anlatmayı başarmıştır.  İdeal bir insan yoksa insana örnek olacak Buck diye bir köpek vardır.
 
ZAMAN
Alaska, Ruslar tarafından Amerika’ya satılmış, 1896 yılında Alaska’nın Klondike bölgesinde Altın madeninin bulunduğu her gidenin yüzlerce kg altın bulduğu iddiaları ve söylentileri üzerine yüz binlerce insan dünyanın her yerinden buraya akın etmeye başlamıştır.  Roman  işte bu tarihte ve tarihteki zamanlarda Alaska’da geçmektedir. 
YER VE MEKANLAR

Santa Clara Vadisi San Francisco kırk mil güneyinde Kaliforniya’da bir bölge,  günümüzde büyük bir kent olan San Jose’un olduğu yerdir.  Bu bölgede, Yargıç Miller’ın büyükçe bir arazisi vardır. Buck’ın hayatının ilk dört yılını işte burada geçmiştir. 

Klondike 1897 ortasında altın çıktığı duyumları üzerine ile insanların altın aramaya gittikleri Alaska’daki bir bölgedir. 

San Francisco: Kaliforniya'daki büyük bir şehir. Manuel, Yargıç Miller'in evinden Buck’ı kaçırıp San Francisco’ya getirir.  Buck San Francisco’da bir kızak köpeği olarak satılacak ve Seattle, Washington'a gelecektir.

Seattle: Seattle, Klondike’ye gitmek isteyenlerin Trenle ya da tekneyle gelip Alaska’ya gitmeden önce uğradıkları son kenti durağıdır.

Narwhal:Dyea, Alaska’ya giden Perrault, Francois, Buck ve Seattle, Washington’dan yeni satın aldıkları kızak köpeklerini taşıyan gemi.

Alaska:, Alaska Bölgesi 1867 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne satıldı. Klondike Gold Rush, Kuzey Amerika kıtasının kuzeybatı köşesinde yer alan bu topraklardan farklı olarak büyük ölçüde gelişmemiş ve kullanılmayan bir yerdi. 1897 yılında bölgeye insanların ani akını ile Amerikan hükümeti tarafından Alaska’da bir dizi reform yapıldı. 
ANA KARAKTERLER

BUCK: Kahverengi tüylü, burnu ve göğsü üzerinde beyaz lekeleri olan 63 kg ağırlığında çok güçlü bir ev köpeği iken vahşi doğada yaşamak ve savaşmak zorunda kalmıştır. Buck Kaliforniya’da yaşadığı bir evden çalınıp altın arayıcılarına bir kızak köpeği olarak satılan yarı St Bernard ve yarı çoban köpeğidir.  Buck, sahibi Yargıç Miller’in evinde yaşarken, Miller’in bahçıvanı tarafından çalınmış ve altın arayıcılarına satılmıştır. Son sahibi olan John Thornton’u çok seviyor olsa da,  Buck’un dürtüleri onu uygarlıktan uzağa çağırmakta, vahşi hayata özlem duyduğunu hissetmekte vahşi doğada yaşamak istediğini algılamaktadır. 

JOHN THORNTON: Buck’ın son sahibi olan altın arayıcısı bir adamdır.  Thornton Hal’ın elinde, Buck’ı ölümden kurtarır. Buck ve Thornton arasında ideal köpek sahibi ve köpek ilişkisi oluşmuştur. Altın aramak için gittikleri yerde, Yeetah kabilesinin adamları tarafından öldürülür.

SPITZ: Buck’ın ezeli rakibi kavgacı ve çok güçlü bir köpektir.  Spıtz’ın sahibi Francois’in ve köpekleri ekibinin baş koşum köpeğidir. Spitz kavgacı, güçlü ve Buck’un en büyük rakibi olan şeytani bir köpek”tir. Sürekli diğer köpeklere saldıran ve onları parçalayan bu hayvan en sonunda Buck ile de dövüşecektir.  

FRANCOIS: Buck’ı satın alan ve kızak ekibine ekleyen, Fransız asıllı Kanadalı posta sürücüsüdür.  Francois, kuzeyde yaşama alışkın deneyimli bir adamdır, adaleti ve sağduyusu ile Buck’u da etkilemiştir. 

PERRAULT:  Kanada hükümeti için çalışan özel bir postacıdır, Alaska ve Yukon bölgesi boyunca önemli mesajları teslim etmekten sorumludur.

HAL: Amerikalı bir altın arayıcısıdır.  Hal, kız kardeşi Mercedes, macera ve zenginlik arayan kocası Charles ile Kanada'ya gitmektedir.  Bu üçlü, Buck’ı ve diğer köpek ekibini satın alırlar. Bu üçlü yolculuk esnasında Buck ve ekibine eziyet çektirmiştir. 

MERCEDES: Charles’ın karısı ve Hal’ın kız kardeşi olan, çok şımarık bir kadındır. Mantıksız talepleri yüzünden Hal’ın ve kocasının kötü sonunu hazırlamıştır. 
CHARLES: Mercedes’in kocasıdır.  Dirayetsiz bir adamdır. Mercedes’in mantıksız isteklerine de boyun eğmek zoruda kalmaktadır.
Dave: Buck'ın takımındaki vefakârlık timsali bir köpektir. Dave takımdaki son yolculuğunda hastalanmış, yorgun güçsüz düşmüş,  öleceğini bildiği halde ve koşumları terk etmeyi reddetmiştir.
Yargıç Miller: Kaliforniya'nın Santa Clara Vadisi'nde geniş bir arazi sahibi bir zengin, emekli yargıç. Buck'ın St Bernard babası Yargıç Miller'ın sadık yoldaşı olmuştu ve Buck bu rolü yerine getirdi. Yargıç’ın bahçıvanı Buck’ı çaldı ve onu bir daha hiç görmedi.
Manuel: Yargıç Miller’ın bahçıvanıdır.  Kumar borçları yüzünden, Buck’ı çalıp satan kişi.Bunların dışında Sol-leks, Curly, Bille, Joe, Pike, Dub, Teek, Koona gibi   bir çok kızak köpeği olaylarda yer almıştır.
 
 ROMANIN ÖZETİ
SERİM
Yukon ve Alaska’da altın bulunması, kızak çekecek büyük ve güçlü köpeklere olan ihtiyacı arttırmıştı. Buck, tam olarak altın arayıcılarının istediği gibi bir köpekti.
Buck ‘un babası St Bernard ve annesi İskoçyalı bir çoban köpeğidi. Buck  63 kilo ağırlığında ev koşullarında yaşayan kendi halinde bir hayvandı. Buck Kaliforniya'nın Santa Clara Vadisi'nde geniş bir arazi sahibi ve zengin bir emekli yargıç olan Yargıç Miller’ın evinde oldukça rahat bir hayat yaşayan çok sadık bir köpekti. Santa Clara Vâdisi'ndeki çiftliğinde aristokrat bir hayat yaşayan bu köpek kendisini bir ev köpeği yapmak isteyen bütün gayretlere karşı çıkıyordu. .
O yılın büyük Klondike grevi ve Altın arayıcıların Alaska’ya akın etmesi Buck gibi kızak çekebilecek köpek­lerin değerini çok arttırmıştı. Hâkim Miller’in bahçıvanı olan Manuel, kumara düşkün bir adamdı. Kumar borçları yüzünden alacaklılar onu çok sıkıştırmaktaydı.  Manuel kumar borçlarından kurtulmak için Buck’u çalarak Alaska şartlarında kullanılmak üzere kızak köpeği eğiten bir köpekçiye sattı.
Buck’un boynuna ip geçirerek hislerini kaybettirircesine boğazını sıkarak bir kafese koymuşlardı.  Boğazının sıkılması, kafese tıkılması Buck’un onurunu çok kırmıştı. Buck’u bir trene atarak Seatle şeh­rine götürmüşler ve orada kendisini yetiştirecek olan adama teslim etmişlerdi.

Buck, kendisini kafese kapatan ve aşağılayan insanlara karşı duyduğu öfke ile Kafesten çıkar çıkmaz kendisini eğitecek adamın üzerine saldırdı.. Fakat Buck, adama kadar yetişemiyordu. Buck defalarca eğitimciye saldırmış ama her defasında kafasına yediği bir sopa ile yere düşmüştü. Buck, eğitmene bir kaç defa daha saldırdıktan sonra ilk büyük dersini aldı. Elin­de sopa taşıyan bir adam kendisinin hâkimiydi.
Eğitmen onu Klondike’ye köpek götürüp satan giden tüccarlara satmıştı. Buck bu tüccarlarla birlikte gemiye binerek Kanada’ya gitti. Orada Francois ve Perrault, adlarındaki Kanada hükümeti için çalışan iki posta taşıyıcılarının malı oldu. 
 
DÜĞÜM
Buck artık, Kanada hükümeti için çalışan bir kızak köpeği olacaktı. Buck ile dostu Curley Gemiye bindildiler.  Buck, Alaska'da göreceği vahşetlerin ilk dersini Eskimo köpeklerinden almıştı. Bu köpekleri ilk kez arkadaşı Curley’i vahşice parçalayarak öldürdükleri sırada tanımıştı. Eskimo köpeklerinden biri olan Spitz, Buck’un sevimli arkadaşı Curley’e saldırdı.   Spitz , Buck’un sevimli arkadaşını öldürdükten sonra etrafını çevreleyen di­ğer köpekler Curley’i parça parça etmişlerdi. Buck bu vahşeti yaratan ve yaptığı bu vahşetten derin bir haz duyan Spitz’den nefret etti. Bembeyaz bir Spitzberger köpeği olan Spitz, vahşete alışkın, üstelik bundan haz duyan acımasız bir hayvandı. Buck bu köpekten iğrenmişti. 
Bir sabah Buck'a koşumlar takılıp ve kızağa ko­nuldu. Buck ve Dave zorba bir eskimo köpeği olan Spitz’in liderliğini yaptığı köpek grubuna katılırlar. Buck, isyan etmemek gerektiğini öğrenmişti. Buck gruptaki diğer köpeklerden daha hızlı bir öğrenme yeteneğine sahipti. Sürücü François ve diğer köpekler, Buck'a kızağı nasıl çekeceğini, kendisine sığınak yap­mak için karı nasıl kazacağını, yakalanmadan nasıl yiyecek çalacağını ona öğretmişlerdi.
Perrault ve François, bölgenin uzaklarında altın aramaya çıkan insanların mektuplarını taşıyan postacılardı.  Bu kı­zak takımındaki köpeklere günde, yedi yüz elli gram kurutulmuş alabalık veriliyor, kızak takımı günde altmış kilometre mesafe kat ediyordu. Kızak takımının baş köpeği Spizt’i Buck ise Spitz’in liderliğini istemiyor, arkadaşına yaptığı o vahşetten dolayı ondan çok iğreniyordu. 


Köpek koşum takımın lideri olan sinsi ve gaddar Spitz,  Buck’un bu duygularından haberdardır.  Spitz ile Buck arasında bir rekabet başlamıştır.  Buck , yargıç Miller’in evinden kalan evcilliğini de kaybetmeye  ve gün geçtikçe vahşi hayata alışmaya başlamıştı. Kendi avını bulmak için tavşan avlamaya da başlamıştı.
Spitz' in kurnaz küstahlığı bir eskimo köyünde, aç bir köpek sürüsünün hücu­muna uğradıkları zaman ortaya çıkmıştı. , Spitz, bu fırsattan istifade ederek Buck'a saldırdı. Ancak  Buck bu hücuma karşı koy­duktan sonra kaçarak kurtulmuş, ama Spitz’e olan öfkesi ve hıncı bir kat  daha çoğalmıştı.  

Buck . Spitz'in liderliğini baltalamak için elin­den geleni yapmaya başlamıştı.  iki köpek, eninde sonunda,  bir birleri ile ölünceye kadar kavga etmeye mecbur kaldıklarını biliyorlardı. Bu rekabet ve öfkeler sonunda patlayacaktı. 

Spitz, Buck'ın peşinde gittiği bir tavşanı öldürdüğü zaman,  kavganın da vakti gelmişti. Spitz, kurnaz ve usta bir kavgacıydı. Arka ayakları ile çömeliyor rakibinin hamlesine göre saldırı fırsatı kolluyordu. Buck Spitz’’in bu tarzını biliyordu. Buck var gücüyle Spitzin ön ayaklarını çelmelerse onu yenebileceğini anlamıştı.  Buck, tüm gücüyle Spitzin en güçlü olan ön ayağına saldırdı.  Onun ön bacaklarını dişleriyle yakalayarak düşmanını devirmişti. Çenesinin tüm gücüyle boğazına sarılmıştı. Hareketsiz kalana dek Spitz’i bırakmamıştı. Savaştan sonra, diğer köpekler Spitz'i parçaladılar. Takımın Liderliğini artık Buck yürütecekti.
 
Buck, ses çıkarmadan kızağın liderliğinin kendisine verilmesini bekledi.  Liderlik verilmeden de koşumlara girmemişti.. Sürücüler boyun eğerek onu baş köpek yaptılar.  Buck, artık,  kızağın lideriydi. Öteki köpeklerle çok iyi anlaşıyor, yep yeni bir dayanışma kuruyor, gündelik mesafeleri daha kısa vakitlerde almayı biliyorlardı. 
Buck ile takımı Skaguay'a, on dört gün süren dokuz yüz kilometrelik bir yolculuk yapmak zorunda kalmışlardı. Bu yolculuktan sonra ancak üç gün istirahat edecekler ve kızağın köpekleri değiştirilecekti. Buradan, ağır bir posta yükü ile Dawson'a gideceklerdi.  Buck, kızak liderliğinden gurur duyuyor bu iş onun duygularını tatmin ediyordu.  
Fakat Buck’un içgüdülerinde ilkel doğa şartlarında özgürce dolaşmak hissi vardır. Atalarının yaşadıkları ortamları gördükçe bu içgüdü ruhunda özlem uyandırıyordu. İlkel doğa şartlarında vahşiler ile birlikte avlanmayı düşlüyordu.  
Davvson'da iki gün istirahat ettikten son­ra, köpekler tekrar kızağa koşuldu.  Skaguay'a doğru yola çıktılar. Otuz gün sonra Ska­guay'a vardıkları zaman, Francois ve Perrault’s Bu yolculuğun sonunda, posta taşıyıcıları köpekleri Amerikan altın avcıları Hal, Charles ve Mercedes adındaki  bir gruba sattılar. Kızağa yeni ve dinlenmiş köpekler aldılar. Buck ve iki arkadaşını satın alan Hal, Charles ve Mercedes, bu tundra bölgesi ve köpekleri hakkında hiç bir şey bilmiyorlardı. Buck ile iki dostunun halinden anlamıyorlar, onlara normal bir köpek gibi davranıyorlardı. 

Hal, kız kardeşi Mercedes ve kardeşinin kocası Caharles ile altın aramaya çıkmıştı. Kızağa çok yük koydular, ilkin köpeklere yiyeceği çok verdiler. Yiyecek azalınca da köpekleri kamçılayıp çok yormaya başladılar.  Buck’ın yeni ustaları çok tecrübesizdi. Yolculuklarının yarısında yiyecekleri tükenmeye başlamıştı. Köpeklerin bazıları ölmeye de diğerleri kızağı çekemeyecek kadar zayıf artık zayıf düşmüşlerdi.
Takımdaki on dört köpekten, sadece beşi hayatta kalmış, ancak John Thornton’un kampına kadar gelmişlerdi. Thornton, buzların artık çok inceldiğini, yola çıkmamalarını, hayatlarını tehlikeye atmamalarını söyledi. Hal bu uyarıyı dikkate almayarak yola çıkmaya çalıştı. Diğer köpekler hareket etmeye başladılar ama zayıflamış ve artık çok güçten düşmüş olan Buck hareket etmiyordu. Hal onu kırbaçlamaya başlamıştı. Thornton müdahale ederek adamın üzerine atladı.  Hal’ın çektiği bıçağın elinden alıp Buck’ın iplerini kesti. Hal küfürler savurdu ama kavgayı kaybetmişti.
 Birkaç dakika sonra kıyıdan ayrılarak ırmağın üzerinde gitmeye başladılar. Çok geçmeden buz kırıldı, insanlar da köpekler de buzların kırılmasıyla ırmakta kaybolmuşlardı.
 
Thornton, Buck’a çok iyi davranıyordu. Üstelik Buck’un hayatını da kurtarmış ona çok iyi bakmıştı. Buck ile Thornton artık hep birlikteydiler. Buck, şimdiye kadar hiç kimseye bağlanmadığı şekilde Thorton'a bağlanmıştı.  Efendisine beslediği bu sevgiden ötürü içgüdülerinden gelen ilkel hayat çağırışına, «vahşetin çağrısı»na dahi artık cevap vermiyordu.
 
 
 
 
ÇÖZÜM
 
Thornton ile mutluydu. Birgün bir barda Thornton’a saldırmak isteyen bir adamı parçaladı. Thorton'un or­takları geldikten sonra, kampı dağıtmışlardı.  Buck da onlarla birlikte gitti. Küçük bir şelâle üze­rinden geçerlerken, Thorton suya düşmüştü. Buck sahile yüzdü. Buck’un  omuzlarına ve boynuna ip geçirdiler. Kuvvetli akıntıya rağmen, Buck, Thorton'un yanına ulaştı ve ikisi birlikte ağır ağır sahile doğru yüzmeye başladılar. Buck , sahibi Thoronton’un hayatını kurtarmıştı.  Thorton, Buck ile gurur duyuyordu. Kasabada, Buck' ile ilgili olarak bir bahise de girmişti.  Buck’un beş yüz kilo yüklü bir kızağı, buz üzerinde yüz metre götüreceğini iddia etti.  Kasabadaki adamlardan birisi ile 1,200 dolar bahse girdiler. Buck, an­cak bir kızak takımının yapacağı işi, ina­nılmaz bir gayretle tek başına başarmış sahibi Thornton’a bahsi kazandırmıştı. 

Ormanın  derinliklerinde  Buck’u çağıran sesler  hiçbir an bitmiyordu.. John Thornton’a olan bağılılığı gitmesini engelliyordu. John Thornton ve arkadaşları iddiada kazandıkları bu para ile eski bir efsane olarak bilinen kayıp madeni ve orada bulunan eski kulübeyi bulmak için yola çıktılar. Madeni bulamazlar fakat altının yağ gibi yattığı alçak bir vadi ile karşıla­ştılar. Burada kamp kurarak altın bulmaya ve günde bin dolarlık altın işlemeye başladılar. 
 
İnsanlar altın bulmaya dalmış Buck’u unutmuşlardı. Buck arada sıra ormanda dolaşmaya çıkıyor, bu özgür gezintiler ona sevinç veriyor ve ilk kez yaşadığı hayatı tadıyordu.  Bu özgürlük ruhunda bir huzur yaratıyor vahşi heyecanları il kere tadıyordu. Onu çağıran sesin etkisi güçlenmişti. Böyle özgür bir yaşamak istediği tek şeydi.
 
 Buck, vahşi kardeşleri gibi avlanmaya başlamıştı. Artık yiyeceklerini kendisi yakalıyordu. Kendi avını yiyerek yaşamak çok güzel şeydi. Birkaç gün kamptan ayrılmış artı geri dönüyordu. Kampa doğru geldiğinde bir tuhaflık seziyordu.  Sessizce kampa yaklaşmış köpeklerden birisinin Ölüsüyle karşılaştı. Thornton ve diğerleri artık ölmüş insanlardı. . Yeetah kabilesinin adamları kampa saldırmışlar ve kamptakileri öldürmüşlerdi.  Buck sahibini öldüren Yeetah kabilesinin adamlarına çok öfkelenmiş ve onlara saldırmaya başlamıştı.  Önüne geleni vahşice avlıyor, boğazlarını parçalıyordu. Kaçanların peşini bıraktı ve kamp yerine geri döndü. Thornton’un diğer arkadaşının da cesedini buldu. Sonra Thornton’un kokusunu takip etti. İzler gölün kıyısına doğru gidiyordu ve onun cesedini gölün ortasında gördü. Bütün gün gölün başında öylece bekleyip durdu. Efendisinin başında saatlerce ulumuştu. Gece olunca vahşetin çağrısını tekrar duydu. Dayanılmaz sese doğru çekip gitmeye başladı.. Çağrıya cevap vererek ormanlara doğru daldı. Kurtlara lider olarak yaşmaya başlamıştı.

 
 
YAZARIN  DİĞER ROMAN İNCELEMELERİ
 
 
 
[1]  http://tr.wikipedia.org/wiki/Klondike_Alt%C4%B1na_H%C3%BCcumu
[2]  http://www.hizliseyretizle.net/hizli-seyret-3467-vahsetin-cagrisi-izle-turkce-dublaj-tek-parca-full-film-call-of-the-wild.html, son erişim, 21- 16 2013
[3] http://www.msxlabs.org/forum/dunya-edebiyati/292599-vahsetin-cagrisi-jack-london.html
[4] http://www.msxlabs.org/forum/dunya-edebiyati/292599-vahsetin-cagrisi-jack-london.html





 



Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Burak Ünyay
04 Nisan 2018 Çarşamba 22:17:29
Sağol

Batu Han
29 Mayıs 2018 Salı 11:15:49
Harika 👍

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...