Yazı Dili ve Konuşma Dili

Ekleyen : ESA , 25 Ağustos 2016 Perşembe aaa Beğen

 

YAZI DİLİ

Türk yazı dilinin milattan önceki yüzyıllara kadar uzandığı 552 de sahneye çıkan Göktürklerin yazı dilinin işlenmiş, edebî bir dil olduğu görülmektedir. VIII. Yüzyıldaki

Orhun ve Yenisey yazıtları bulunan en eski Türkçe yazı dili ve en eski metinlerindendir. M.Ergin (1994) bu metinlerin Türk yazı dilinin başlangıcını miladın ilk asırlarına kadar götürdüğünü dile getirir.

Karahanlılarla birlikte Türkçenin İslamiyet’ten önceki dönemi kapanmıştır. XI. Yüzyıldan itibaren İslam kültür ve medeniyeti altında gelişim gösteren yeni bir dönem ile birlikte Karahanlı veya Hakaniye Türkçesi diye adlandırılan yazı dili (Özkan, 2004) yıllarca etkinliğini sürdürecek İslami Türk Edebiyatının temellerini oluşturmaya başlamıştır.

"Genis coğrafyaya dağılan milletler kendi dillerini koruyamaz olmuş ve şivelerinde hızlı bir artış meydana gelmiştir. Aynı zamanda yeni bir din ile tanışma ve o dinin gereklerini yerine getirme çabası, bireylerin kendi anadillerine karsı soğuk davranmalarına sebep olmuştur. Fakat bütün bu olumsuzluklara rağmen halkın destanları, hikâyeleri, mani ve türküleri dillerini canlı tutmasını sağlamış ve yavaş yavaş gelişen bu dil devlet kurma kabiliyeti olan kişilerin ortak bilincinde yer edinince dünya üzerinde hak ettiği yeri almayı başarmıştır. Osmanlı Devleti’nde edebiyat ve bilim dili Türkçe olmuştur. Osmanlı Devleti çok uluslu, çok dilli bir tebaadan oluştuğu için bu ortamda dil milliyetçiliği yapmak pek mümkün olmamıştır."Osmanlı Devleti’nin merkezinin dili Türkçedir ve merkeze doğru yaklaşan her birey bu dili edinmek zorundadır.(Develi, 2006) Çok dilliliğin hâkim olduğu bir ortamda tek dil üzerine yoğunlaşmak imkânsız olmuştur.

Bu günkü bulgulara göre Türk yazı dilinin gelişme çağı 6.yy dan başlayarak günümüze kadar sürmüş, Türklerin Göktürk, Uygur, Arap ve Latin alfabeleri ile gelişen ve şekillenen bir yazı dili oluşmuştur. Türkçenin bu günkü yazı dilinin oluşumunda farklı alfabeleri ile belirginleşen birbirlerinden ayrı medeniyet dairelerinden aldığı, biriktirdiği, içselleştirdiği dil ve kültür birikimlerinin hepsinin ortaklaşa ürettiği birikim bu günkü yazı dilimizin mayalarıdır. İstanbul ağzına dayalı modern yazı dilimizin kaidelerinin şekillenmesinde Osmanlıcadan gelen kaidelerin yansıra Fransız ve İngiliz yazım ve imla kurallarının kıstaslarından süzülüp denetlenen yazım, imla ve noktalama kaideleri etkili olmuştur.

Bir dilin sesli olarak görüşürken, yani konuşurken kullandıkları “konuşma dili” ile yazıda kullanılan dil olmak üzere bir dilin iki cephesi vardır. Yazıda kullanılan diline “yazı dili” veya “kültür dili” de denilmektedir. Kültür dili bir memleketin en gelişmiş kültür merkezindeki dilidir. Bir dilin yazısı lehçelerinden veya ağızlarından birine göre şekillenir. Yazı dili bir dile ait olan bir ağzın ya da şivenin zaman içerisinde ortak hale gelmesiyle oluşur. Birisinin temel alınması sonucu standart bir hale getirilmesiyle oluşur. Yazı dili olma niteliğini taşıyan ağzın, bir ülkenin kültür merkezi olarak gelişen bölgesinin ağzı olması ve konuşma dillerinin de en gelişmiş olanı arasından seçilmiş bulunması zorunluluğu bulunmaktadır.

Yazılan dil ise din, edebiyat ve ilim adamları tarafından işlenerek zenginleşir ve konuşma dilinden az çok farklılaşır. Bizim yazı lehçemiz Batı Türk Dili’nin Anadolu lehçesidir. Yeni Türkçede ses özellikleri ve çekim yönlerinden İstanbul ağzı esas sayılır. Yazı dili lehçe ve ağızların alabildiğine farklılaşmasını önler. Hepsinin zenginliklerinden faydalandığı gibi onları ortak bir kaynaktan zenginleştirir. Türkiye göz önüne alındığında yazı diline en yakın konuşma İstanbul Türkçesi olduğu için en duru konuşma dili olarak da

İstanbul Türkçesi kabul edilmiştir. Bir ülkenin çeşitli konuşma dilleri ve ağızları bulunmasına karşılık, bir tek yazı dili bulunmaktadır O ülkede yaşayan insanlar, okuyup yazarken bu ortak dili kullanmaktadır Konuşma diline göre en önemli ayırt edici özelliği bu dilin muhafazakâr olmasıdır Normal şartlar arasında, dışarıdan zorlama olmaksızın dile ait özelliklerini kolay kolay kaybetmemesidir.

Bölge ağızları, bilim araştırmalarında ya da tiyatro, roman gibi yapıtlarda konuşturulan kişilerin ağızlarını belli etmek, yansımalar yapmak istenince yazıda gösterilebilir. Bunun dışında bir ülkedeki yazı dilinde kararlaştırılmış ve dilbilimciler tarafından kaideleri konulmuş yazı dilinin esaslarına uyulmak mecburiyeti vardır. Bu kararlaştırılmış ve kurallara konulmuş kaidelerle birlikte ortak bir yazı dili o dilin resmi dil sistemi haline getirilir. Bu durumda yazı dilinin kaideleri, o dildeki diğer şive ve ağız özelliklerinden arındırılmış olur. Böylece diyelim ki Erzurum ağzını konuşan bir kimse konuşma dilinde bu ağzı kullansa bile yazısında yazı dili ile belirlenmiş, ses özelliklerini ve yazı kaidelerini kullanmak zorundadır.

Yazı dili, resmi olarak tespit edilmemiş bir işaretler sistemini belirtir. Ancak yazı dili özel kurallara uyar ve yazı dilinin bir yazı sistemi mevcuttur. Yazı dili metinlerde kendini gösterir. Yazı dilinde en başta daima sözcük, düşünce ve kesinlikle ulaşılabilir bir fikir yer alır. Oysa yazı dilinde fiziksel durumda; yazı araştırmalarının belgeleri, evrakları vb. hizmete sunulur. Daktilo ve bilgisayar gibi aletler konuşma dilinin kayıt altına alınmasını önemli ölçüde kolaylaştırmıştır. Çünkü bunlarla konuşma dili, sözlü ve yazılı olarak kayıt altına alınabilmektedir.

Yazı dilinin bir devleti ve o devletinde yazı dillerini koruyan denetleyen kodlayan , kural ve kaidelerini ortaya koyan kurumları vardır, TDK, MEB, veya akademileri gibi. Bu kurumlar yazı dilinin kurallarını standart hale getiriler. Yazı dili, her kelimeyi, her heceyi ya da kelimenin her sesini birer işaretle gösteren ve görme duyumuza seslenen işaretler sistemidir. Resmi dil, kültür dili, edebi dil olarak da adlandırılabilir. Standart dil, kullanıldığı toplum içindeki yerel ve sosyal tabakalara ait izleri taşımaz, ağızlar üstüdür, norm oluşturucudur, biçimleme farklılıklarını azaltır.

Standart dil olarak yapılandırılmasına karar verilen biçimlemenin nasıl olacağını; var olan kullanımdan hareketle ses, biçim ve söz diziminde hangi esaslara uyulacağını belirler. Belirlenen bu esasların söz konusu olan dili kullananlara duyurulması, dolayısıyla da bunun yaygınlaştırılması amacıyla dil bilgisi kitapları, söz varlığını tespit eden sözlükler, bu dilin yazılı hale getirilmesindeki yazım kurallarını belirleyen imla kılavuzları gibi kaynaklar ilgili kurumlarca hazırlanır.

Ancak belli bir kültür seviyesine ulaşabilmiş, medeniyet kurabilmiş ve ortak bir edebiyat geleneği oluşturabilmiş milletlerin yazı dili bulunmaktadır Bu nedenle de yazı dilinin geliştirilmesi kültür ile uğraşan aydınların (bilim adamları, şair ve yazarlar gibi) yardımı ile gerçekleşmektedir.

Dil yapısı gereği sözlü bir fenomendir O kadar sese bağımlıdır ki, tarih boyunca konuşulan binlerce belki de on binlerce dilden, ancak yüz altı tanesi yazıyı kullanmış ve edebiyat üretebilecek derecede gelişimini tamamlayabilmiştir Bugün ise konuşulan üç bin kadar dünya dilinden, 78 tanesinin edebiyatı ve yazılı kültürü bulunmaktadır Günümüzün son teknolojik gelişmeleri karşısında, bugün bile yüzlerce dil uygun yazı sistemi geliştirilemediği için yazıya geçirilememiştir

Yazı dili ortak bir dildir. Yazı dilinde yazım ve noktalama önemli bir yer tutar. Planlı bir iletişim olduğu için dil yanlışı (anlatım bozuklukları) yapılmaması gerekmektedir. Yazı dilinde sanatsal imgeler daha fazla olduğu için dile hâkim olmak şarttır. Yazı dili ile konuşma dili arasında önemli farklar vardır temel öğeleri farklıdır. Biri kelimelerden diğeri seslerden

Oluşur. Yazı dilinin biçimi gelenekler ve gramerciler tarafından konuşma diline oranla çok daha dikkatli bir şekilde düzenlenmiştir. Konuşurken ve yazarken kullanılan kelime dağarcığı genellikle daha geniştir. Bundan başka konuşma ve yazı dillerinin gramerleri farklıdır.

 

KONUŞMA DİLİ

 

Günlük dil veya genel dil olarak da adlandırılan konuşma dili günlük toplumsal ilişkilerde kullanılan standart dil değildir. Konuşma dili bir lehçe olabilir veya konuşma dili standart dil olan yüksek dil ile lehçe arasındaki bir ara durum olarak kabul edilebilir. Özellikle de konuşmacının eğitim durumu, sosyal çevresi gibi sosyolojik ve dini gerçeklikler konuşma dilini etkilemektedir. Konuşma dilsel ifade biçimleri bazen eşanlamlı (sinonim) olarak “halk dilsel” olarak da tanımlanmaktadır. Buradaki halk dilsel ifadesi genel anlamda halk dilini karşılamaktadır.

Konuşma dili; günlük hayatımızda konuşurken kullandığımız dildir Bu dilin özelliği, sadece konuşulan dil olarak kalmış ve bir kültür dili haline dönüşememiş olmasıdır Diğer yandan yazı dilini besleyen en önemli kaynak da sözlü kültür ve konuşma dilidir. Bir ülkenin hemen her bölgesinde birbirinden farklı telâffuzlara ve kelime ayrılıklarına dayanan ağızlar bulunabilir Bu durumda da konuşma dili, o dili konuşan toplumların her bölgesinin az çok kendi ağız yapısına dayanan günlük tabiî dilidir Erzurum'da konuşan kişi Erzurum ağzını, Trabzon'da konuşan kişi Trabzon ağzını kullanır.

Konuşma dili bir lehçe kolunun dil sınırları içinde ağız şive argo jargon gibi alt sınıflandırmalara girer. Bu sınıflandırmalara haiz toplulukların veya kesimlerin yazı dilinde kullanılan kaide ve seslendirilmelerden farklı söylem, söyleyiş, telaffuz ve ifade biçimleri vardır. Şive, ağız, argo ve jargon alt dillerini konuşma hayatlarında kullananların bu hususiyetleri yazı dilinde kullanmayacakları açıktır.

Konuşma dilinin de üst ağzı bulunur. Söz gelimi ediplerin bilim adamlarının ve yüksek eğitimli insanların konuştukları İstanbul ağzını örnek alan ağızları ile yazı dili arasında dahi bazı farklar vardır. Konuşma dilindeki keyfiyet " Aydın ağzı" diyebileceğimiz ağızlarda bile gözükebilir. Fakat yazı dili bu tip keyfi tutumları reddeden kurallara sahiptir.

 

KAYNAKLAR:

  1. Suat UNGAN, Türkçenin Yazı Dili Oluşum Sürecinde Karşılaştığı Bazı Tutumlar
  2. Develi, H. (2006). Osmanlı’nın Dili,3F Yay., İstanbul
  3. Karal, E. Z. (1978) Osmanlı Tarihinde Türk Dili Sorunu, Bilim, Kültür ve Öğretim Dili Olarak Türkçe, Ankara
  4. Özkan, M (2004). Tarih İçinde Türk Dili, Filiz Kitabevi, İstanbul
  5. Sağır, M. (1992). Dilbilim ve Türk Dilbilgisi, Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fak. Yay., Erzurum
  6. Köprülü, F. (1986). Edebiyat Araştırmaları, Ankara
  7. Banarlı, N. S.(1987) Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, Milli Eğitim Yay.,İstanbul c1
  8. Bayraktar, N. (2006) Dil Bilimi, Nobel Yay. Ankara
  9. Ercilasun, A.B.(1996). Batı Türkçesinin Doğusu, Uluslar arası Türk Dili Kongresi 26 Eylül–3 Ekim, Ankara

 

Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com       

 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...