Aşka âşık olup çıktık . Çok bireyselleşti kimimiz. Dizeler, diziler, filmler, bazı romanlar bir yol bulup aşkla buluşuyor ve aşka adanıyor. Neden bu kadar aşka düşkün olup çıktık! Çabuk tükenen, hızlı ilerleyen ve her şeyi göze alan aşklarla çalkalanıyor âlem. Gözyaşları aşk için... Hayata küsmeler aşk için...Her şey aşk için(!) Bir de bireysel bunalımlar ve buhranlar sarmış ruhumuzu. Bir örümceğin ağları gibi. Toplumsal ve evrensel sorunlar karşısında da neden bir duruş sergileyemiyoruz. Ya birbirini yüceltme ya da birbirini küçük görme. Ya deliler gibi ve taparcasına (!) birbirine âşık olma, hayran olma ya da öfke ve nefretle birbirinin canına kıyma, hayatını zehir etme. Neden aşkı yüzümüze gözümüze bulaştırdık böyle? Peki ya kalemlerimiz neden buna hizmet ediyor? Makul ve masum olanı yaşamak bu kadar zor mu! Toplumsal ve evrensel birçok sorunla karşı karşıya iken neden çoğu zaman bu sorunlara değil de aşka adıyoruz kalemimizi ve enerjimizi. Elbette aşk değerlidir ve her dönem bu değerini koruyacaktır. Ancak bizler ne yazık ki aşkı değersizleştirdik, İtibarsızlaştırdık. Aşk her edebî dönemde ayrı bir anlama bürünmüştür. Divan edebiyatında, Halk edebiyatında ve Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında, aşk, farklı şiir anlayışlarıyla farklı anlamlar yüklenmiştir. Bir dönem ilâhi, bir dönem mecazî, bir dönem de modern söylemlerin içinde bulmuştur kendini. Her zaman aşka adanmış kalemler var olmuştur ve olacaktır da. Amacımız aşkı hayattan soyutlamak değil tam tersine hayatın gerçekleriyle buluşturmaktır. Akıllıca sevmek ve aşkı hayattan soyutlamadan, toplumsal duyarlılıkları da ikinci plâna itmeden "insan gibi âşık olmak"tır. Aşk, yaşamın içinde, yaşama saygılı ve öldürerek değil yaşatarak var olmalı. Ölümüne değil yaşatmaya adanmış aşkları yazalım ve yaşatalım. Hayata adanmış ve hayat veren aşkları yaşatmak dileğiyle...
 
                                                                                                                      11 Nisan 2017