Atatürk Olmasa Atatürk'ler Olur Muydu?
Bayram Kaya · 05.11.2013
· Makale
Bu Eser 05.11.2013 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir
Ben hep Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının bunca gezme, tozma
içinde; günden üç dört kez ve saatler kez konuşma periyotları içinde; hangi ara
düşünüp, kendisini yenileyip; hangi ara ülkeyi yönetip; ülkenin işleri ile
haşir neşir olup; yönetsel sorumluluğa denk düşen hangi aksamalardan
uykularının kaçıp; Fırat'ta kayıp olan kuzunun vebalini duyma nedenle manen
çöktüğünü ve bu nedenle dinlenmeyi kendisine haram kıldığını merak etmişimdir.
Partiler sistemin çarpıklığını ve adaletsizliği birbiri ile
yarışırcasına Kerbela olayıyla ya da Hz Ömer adaleti ile dile getiriyorlar. Bu
ne dejenerasyondur. İyi de Dünya'da Japonya, Çin, Kore, Rusya, Brezilya, Kanada
vs. gibi onlarca Kerbela'sı, Hz Ömer'i olmayan ülkeler adaleti düzeni nasıl
sağlıyorlar? Bu soruları sormayan halk bunlara müstahaktır.
Atatürk olmasa başka kurtarıcılar olamaz mıydı? Buna cevap
vermek olmuş bitmişlik bağlamında olanaksızdır. Tarihi bilinç bağlamında bir
cevap ve anlayış oluşturmaksa pek ala olasıdır. Bu cevap ilerisi içinde bir
seçme ayıklama kuralı oluşla çalışır. Bu cevap doğanın kullandığı
mekanizmalarından sadece biridir.
Şu iki bağıntı hiç unutulmamalıdır. Koşullar olgunlaşmadan,
koşulun gereği olan sonuç ortaya çıkamaz. Koşulun gereği olanın ortaya
çıkabilmesi için de, koşulun gereği olacak tepkinin çevre içinde sesiz sedasız
ya da işe yaramaz tuhaf mutantik sunum oluşla çevre verileri içinde bulunması
gerekir.
Mozart bir Viyana koşulları ürünüdür. Mozart, Viyana koşulları
belirdiğinde Viyana koşulları ortamı içinde bir etkilenme bir girişici veri
olarak var bulunmaktadır.
Viyana koşulları Mozart'lık için çevresel bir etkileme ve
seçme yapan dayatma ise Viyana ortamı belirinceye kadar Mozart gibi var olan enstrümanlar
bir hilkat garibesi olarak, ne işe yaradığı bile bilinmeyen tuhaflık olarak ve
ender olarak var bulunacaktırlar.
Viyana şartlarının belirmesiyle Mozart gibi ender
tuhaflıklar bir değer, bir üstünlük, bir aktiflik ve bir seçilim şansı elde edecektirler.
Es kaza Mozart gibi hilkat garibeleri Viyana şartlarında değil de Bambu
şartlarında doğsa idiler yine Mozart olurlar mıydı? Eş deyişle Mozartlar,
Mozart'lık çevre seçilisine tabii olabilirler miydi?
Şunu da unutmayalım. Her Viyana ortamı içinde doğan kişi,
Viyana şartları ortada var diye Mozart olamamaktadırlar. Demek ki iç ve dış
koşulların varlığı bir seçilim dayatması oluşla ortaya çıkmaktadırlar. Atatürk,
Osmanlı'nın dağılış döneminde; Osmanlı'nın kendi iç şartlarıyla doğan ve konjonktür
sel gelişen bir diyalektiktir.
Yurdun paylaşımı ortaya çıkmadan Atatürk'ün bir önder bir
kurtarıcı bir sistem kurucu ve bir önder olarak ortaya çıkması olanaksızdı.
İşgal şartları ortaya çıkana kadar Atatürk iyi mücadele veren ama verdiği
mücadelelerle bu dağılmayı önleyemeyen diğer her hangi bir sıradan değerli
komutanlar gibiydi.
Osmanlı imparatorlukî yapısından ötürü, uluslaşma süreci
başlatabilecek her unsurlar için tıpkı Mozart’ı yetiştiren Viyana şartları gibi
verimli ve olumlu bir dış şarttır.
Osmanlı imparatorluğu uluslaşma süreçleri için dış şart
oluşla, bir Sırp, bir Makedon, bir Rum, bir Arap vs. için ulusal kültürlere her
zaman basınç olan bir dayatmaydı. İmparatorluktu yapıların kaderi budur. Sırp
gibi Rum gibi Arap gibi iç şartlara karşı direnç oluşla var olan bir çevresel
etkiydiler.
Görece iç ve dış şartlar en az 16. yüz yıldan beri
oluşmuştu. Ama 600 yıl boyunca bu birçok milleti olan unsurlar içinde Atatürk
(Mozart) gibi kurtarıcı olan ne çıkmıştır, ne çıkabilmiştir.
Bu uğurda yüzlerce heves gedeler, bir macera; bir serüven
olmaktan öte gidemezdiler ve gidememiştiler de. Demek ki Atatürk gibi iç
çevresel olgunluklar; sözüm ona garip tuhaflıklar; her zaman, her yerde, her
çevresel faktör içinde olmuyorlar.
Şunu da belirtelim çevresel seçilimin sadece tek bir
öngörüsü yoktur. Bu nedenle çevrenin seçilimi içinde Atatürk gibi olmayan ama
Atatürk te onlar gibi seçilim olmayan, yüzlerce farklı zenginlik sunumlu
seçilimler vardır. Her bir seçilim öznel nedenlerle diğerinin yerine oynasa
bile, rol alsa bile; diğerinin yerini tutmazlar.
Çevredeki bir matematik ortamı da kuşkusuz ki Atatürk'ü
seçmeyecekti. Atatürk ne kadar matematik bilirse bilsindi bir Gauss, Bir Öklid,
bir Labaçevski, bir Kartezyen uzmanı olamayacaktı.
Osmanlı içindeki alt bileşenli milleti unsurlar, Osmanlı
dağılıyor olduğu halde bile hala bir kurtarıcılarını ortaya koyamamıştırlar.
Adeta Osmanlı, dış sosyal konjonktürün egemen devletler etkisiyle ulusçu
yapılarını doğum yapmış olan bir ölüydü. Bir Yunan ulusu, bir Bulgar Ulusu,
böylesi bir ölünün dönüştürdüğü ama önder yokluğundan cılız kalan, atıl kalan
dirençleri; konjonktür etkisiyle uluslaşmalarını başlatabilmişlerdi.
Osmanlı bakiyesi olan sözüm ona o günlerin hem moda, hem
kukla ulusları olan, ama liderleri olmayışla yönetilen; dayatma olan ve
sorunsal olan yapılar ortaya çıktılar. Bunların içinde tek bir yapı bu
mücadeleci oluşuma; tek bir lider öncülüğünde alt bileşenlileriyle direnç verip
ulus bilinçli bir ulus yapı kurmanın kader birliğini ettiler.
Bu kader birliği bilincini Atatürk eline alarak, sevk ve
idaresini ortaya koydu. Oysa bu yapı kendisine, bu ulusu kuran kültürler
bileşeni oluşla, "Türk Ulusu" adını koydular. Türk ulusu artık etnik
ve dini kimlikli tanım olan millet değildi. Milet kişilerdi grupsal, öznel
cemaati sosyal bir dinsel anlayıştı. Milletin devinme esası inanç anlayışlı yaşantılımalar
eksenine göredir. Millet insanı emeğine, insanlığına, yabancılaştırılmanın kul
yapıldığı bir anlayış olarak; sorgulamayan itaati yapılardı. Topluma ve sosyal
yapıya geleneği teşmil kılar.
Oysa ulus; demokrasi, bilim ve teknoloji ikame esası
üzerine, emek eksenli laik bir devinmenin öne çıkan değer oluşuydu. Laiklik,
emek, demokrasi seti; milleti ve millet oluşu bir referans olarak almaz. Milletinden
olmayanı mevali gibi anlayışlarla dışlar. Milleti özellik genel bir insani
özellik değildir.
Uluslar insanlarda ortak olan emek, bilim ve yaşama sevinci
üzerine inşadırlar. Toplumlar ulus ekseninde insanlaşır Ama ulusun emekçisi
özel ya da sosyal hayatında bir millet aiti oluşla yaşar. Ancak milleti
özellikleri toplumun ve ulusun öne çıkan özelliği değildirler.
Yani emek, demokrasi, laiklik, bilim ve teknoloji herkesle
paylaşılan ve kullanılan bir bağ ve bağlaç iken milleti olan İslam, Hristiyanlık,
Yahudilik vs. tercihler ve kullanımlar; herkesçe aynı paylaşılıp
kullanılmazlar. Uluslar milleti olmanın ümmeti bağlacı ile ortaya çıkıp, ulus
kültürünü oluşturmazlar.
Ulus bilinci, özel de de Fransız Ulusu gibi Türk ulusu
bilinci de apayrı bir kültürdür. Geçmişte adı Türk olan bir milleti bağ ile hiç
bir alakası yoktur. Ne den mi?
Sürecek
♡
0 beğeni · 0 yorum