Başarmak güzel bir duygudur ve kişinin kendine olan güvenini pekiştirir. Hayat karşısındaki duruşumuz, geleceğe bakışımız, elde ettiğimiz başarılarla daha olumlu olur. Başarılarımız adeta güvenli bir liman olur bizim için.
       Bize el veren olması halinde daha başarılı olacağımızı düşünürüz kimi zaman. Çeşitli imkanlara sahip olmak ve yükselmek için de önemli mevkilerde olan kişilerin himayesine ihtiyacımız olduğuna inanırız. Ve kuvvetle savunuruz bu genel kanıyı. Aslında bu düşünceyi doğrulayan örnekler de az değil. Zirveye giden yol çoğu kişiye göre zirvedekilerin elinden tutmasıyla gerçekleşebilir. Emek, alın teri, yetenek ve doğruluk sanki kişiye bir şey kazandırmayacakmış gibi yanlış bir düşünce yerleşti. Bu düşünceyi değiştirmek elbette kolay değil. Başarının zirvede olmaktan ibaret olmadığını, evine helalinden ekmek götürebilmenin, çocuklarını doğru yetiştirmenin, onuruyla yaşamanın ve daha birçok saygı uyandıracak davranışın da önemli başarılar olduğunu bilelim. Asıl başarı da bu davranışları gösterebilmektir.  
       Size uzanacak asıl elin sahibini bilmek ve önce O'na inanmak ve güvenmektir. Başarının ardındaki donanımı hayata geçirebilme güç ve kabiliyetini bize veren Rabbimizi bilmektir asıl başarı. Bize bahşettiklerinin değerini bilmek ve onları doğru  işlerde kullanabilmektir. Insanlığa yararlı işler yapabilmektir başarı. Bir öğretmenin öğrencilerine güzel davranışlar kazandırması, bir doktorun hastasına özen göstermesi, bir siyasetçinin halkına değer vermesi gibi daha birçok güzel davranış başarının güzel örnekleridir. 
       Çeşitli alanlarda elde edilen başarılar, toplumların ve insanlığın daha güzel yarınlara kavuşması için büyük önem taşır. Ancak asıl başarının insanlığımızı kaybetmemekle gerçekleşebileceğini de unutmamalıyız.