.jpg)
canına yel değmiş eflatun afaklı
bir sabahın eşiğinden geçerken
sağ elimin takıldığı bir sokak
başından alıyorum uzak haberini
ve siyah beyaz gülüşlerin
avuçluyor kentin güney doğusunu
bir yok oluşa bu kadar varlık
nasıl sığar bilmiyorum.
ve her geçen fakiri sen yoksunu
gibi düşünürken yardımsever oluyorum en çok
neyim yoksa veriyorum…
eksiliyorum…
eski bir plaktan üstüme bulaşan
yokluğunu ifade edememenin yükü var dirseklerimde
ve şakaklarıma asılan siluetine
yaslanıyorum
betondan bir nefesin molası tutuyor
ki kursağımda,
eksikliğine bir soluk ipliği
kadar ölüm mesafesinde varlığım.
sonra ben her bastığım rögar
kapağında bir uzvumu eritirken,
yüceliğini olağan edepsizliğiyle
tasdikliyor *** kaldırımlar.
mavi hastalıklı bir öğlen vakti
çatlayan asfaltın diplerinde ararken kendimi
bir yar geçiyor büyüyen
ayaklarıyla megafonlardan
şahbaz kentin yalnız kokusu
sızıyor boğazların bileklerinden
ve kainat cesametinde kendini
bilmez bir hasret kalıyor yanıma.
sana dair diyorum
hani sana dair aklımda yol alan
münzevi ne varsa
birbir yağmalanmalı tanrı tarafından
her cihetten
ve damarlarımdan sıkan gri kentin
bir katından düşmelisin taraf olmadığın bir yanıma…
bir kentin sensiz önsözünden:
gerçeğin kanadından kovulmuş
ergen bir inançla,
ve güneyine ak düşmüş küflü bir
güneşle yokluğunun yüceliğine merhaba…