Elbette beğenilsin diye yazmayız, çizmeyiz. Alkışlanalım diye iyilik yapmayız ama sizi bilmem ama yaptığım bir işin beğenilmesi- tabii samimi olarak- beni mutlu eder.
Kötü bir şey değil ki beğenilmeyi istemek. Çocuklar, öğrenciler, kadın, erkek siyasetçi, bilim insanı, aklınıza kim gelirse, yaptığımız işlerden dolayı beğenilmekten hoşlanırız. Ruhumuzu okşar bir çift güzel söz. Belki yaptığımız işlerden belki de dış görünüşümüzle ilgili yaptığımız ufak bir değişiklikten dolayı. Ne kadar tıklıyoruz bazen "beğen"i değil mi? Kastettiğim bu değil elbette. Samimi, içten beğenilerden söz ediyorum. Öbürü de çağın getirdiği bir beğenme şekli.
Bazen beğenmek de beğenilmek de bazıları için gereksizdir. Bu görüşe de saygım var tabii. Ama şunu düşünüyorum öyle düşünenlerin de iç dünyalarının gizli bir yerinde beğenilmenin kanat çırpışları saklıdır. Diyelim ki bir yazı veya şiir okudunuz. Bir otorite gibi bakmayı bırakın bir kenara. Ne kopmuş gönlünden, hayatından, size göre dar da olsa ufkundan. Ona bakın! Bir yıldız aramayın; başınızın dönmesini, çarpılmayı beklemeden okuyun. Küçük bir ışık da görseniz küçük bir övgüyü esirgemeyin. Kestirip atmayın.
Baştan sona güzel olan eserler, her şeyiyle mükemmel bir insan var mı? İnsan mükemmel değil ki eseri mükemmel olsun. Yaradan'a özgüdür kusursuzluk. Minik ellerin kağıda çizdiği bir şeyler, amatör bir yazma sevdalısının karaladığı birkaç satır ya da dize, birinin yapmaya çalıştığı bir işi beğenmek zor olmasa gerek. Bir erkek karısına "ne güzel olmuş yemek" ya da "elbisen çok yakışmış" diyince yüzünde güller açmaz mı o kadının. Varsın küçük kusurları değil küçük güzellikleri görelim. Bir şiirdeki iyi yazılmamış olanı değil de içinizi ısıtan sadece bir dizeyi ya da bir yazıdaki güzel bir cümleyi alalım ve kucaklayalım.
Kolay beğenelim, göklere çıkaralım demiyorum ama tepeden de bakmayalım. Kalem tutan, fırçayı sevgiyle eline alan, bir şeyler yapma çabası içinde olan kim varsa ne olur iltifat etmekten korkmayın. Ne demiş atalarımız: "Marifet iltifata tâbidir." Beğenilmek de beğenmek de ruhunu okşar insanın.
Delice beğenmek, delice beğenilmeyi istemek değil elbette kastettiğim. Ölçümüz olsun. O da nedir derseniz? Ona da siz karar verin. Benim ölçüm; ne ayakları yerden kesilmesin ne de ayağı geri geri gitmesin derim. Okuduğum bir yazı veya şiirde yüreğime dokunanı görmezden gelmem. O gün iyi görünen bir arkadaşım, bir ışık saçıyorsa saçıyla, kıyafetiyle; güzel bir çift söz dökülürse dilinden, bir öğrencimin gözlerinde bir ışık varsa o gün dersi dinlerken görmezden gelmem.
Hepimizin birkaç güzel söze ihtiyacı var unutmayın! Yeter ki içten olsun! Ne fazla kanatlandırsın ne de kanatları kırılsın!
2 Mayıs 2020