BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM
Kimdir insanoğlu?
Nerede yaşar?
Ne yer ne içer?
İyi midir?
Yoksa korkmalı mıdır insanoğlundan?
İnsanlar Allah’ın yarattığı varlıklar arasında en üstün olanıdır. Düşünme ve konuşma insanı diğer varlıklardan ayıran en önemli unsurlardan biridir. Bu yeryüzü biz gelmeden, insanoğlu dünyaya gözlerini açmadan önce dağlar, nehirler, çiçekler, ağaçlar, yemyeşil çimenler ile doluydu. Kuşlar, kelebekler, arılar.. Hayvanlarda vardı tabii ki de. Belki de insan dünyaya gelmeden önce hepsi mutluluk içinde sessizce yaşıyorlardı. Bütün varlıklar kardeş kardeş yaşıyordu belki de.
İnsanoğlunun dünyaya gözlerini açmasıyla birlikte belki de bir nevi savaş ismini verdiğimiz mücadele başlamış oldu. Hayat dediğimiz, doğumdan ölüme kadar olan kısmımızı belirten küçük alanımız başlamıştı. İnsanoğlu sürekli üreyen, çoğalan bir varlıktır. Dünya denilen gezegende sudan sonra belki de en çok insan geliyordur. İnsanın olmadığı, yaşam belirtisi gerçekleşmeyen yerlerde insanlar yok ki ne mutlu. İnsan dünyaya gelişiyle hayat ile mücadelesi başlamış oldu. Sürekli bir uğraş içinde buldu kendini. Asla kendine verilen ile yetinmedi. Düşündü, zekasını geliştirdi. Teknoloji dediğimiz gelişimini sürekli yenileyen ve hızına yetişilmeyen ucu ufuk çizgisine dayanan uçsuz bucaksız bir uçurumu örnek gösterebiliriz. İnsanın ilk ihtiyacı temel ihtiyaçları dediğimiz yeme, içme, barınma gibi unsurlarıdır. İnsan ilk önce karnını doyurmak istedi. Karnı doyunca yatacak bir yer düşündü. Daha sonra yaşadığı yerde sıkılıp başka bir diyara göç etti. Bu seferde suyun olduğu yerde yaşamaya karar verdi. Su ile birlikte yemek ihtiyacı da zenginleşti. Nehirden balık tuttu yedi, yeni yuvasını yaparken bu sefer daha korunaklı bir yer olsun diye düşündü. Tehlikelerden korunmak istedi. Yaşadığı yere alışınca ve öğrenince ava çıktı. Yeni bir ihtiyaç doğmuştu. Karnını doyurmak için avlaması gereken hayvanları nasıl avlayacaktı. Yeni materyaller buldu. Daha sonra da aile kurmaya ce çoğalmaya başladı. Öğrendiklerini çocuklarına anlattı ve hayat böyle devam etti. Ama insanoğlu hiçbir zaman kendine yetinilen ile kalmadı. Kendisine sunulan bilgiyi daha da zenginleştirdi ve bu her insanda daha üst bir boyuta taşındı.
Şu an yaşadığımız hayat tamda böyle. Belki ilk zamanlarda bunu yaşamasaydık bu durumlara ilerleyemezdik. Zamanımızda ki her şey çok iyi. Teknoloji çok ilerledi. İnsansız robotlar, araçlar, makineler yapıldı. Ama bunlar yapılırken de en önemli madde atlanıldı.
İNSAN..
İnsanın kalbi, istekleri, heyecanları bir nevi sömürüldü. Her şeyin en iyisini yapacağız diye insanı yani kendimizi unuttuk. Her gün yeni bir model ortaya koymak için gece gündüz çalışıyoruz. Evet bir milletin kendini geliştirmesi, bilimsel anlamda kendini dış dünyaya tanıtması, iyi bir profil çizmesi önemlidir. Ama biz ne için savaşıyoruz. Sadece bize rakip gördüğümüz insanlara karşı mı? peki o zaman bizim duygularımız nerede?
 
İNSANIN DUYGULARI NEDEN HİÇE SAYILDI?
Cevap yok değil mi? Aslında hiçe saymadık duyguları. Çünkü duygu diye adlandırdığımız ‘duygularımızı’ bilmiyorduk. Görmezlikten geldik ve çok sinirli, acelesi, öfkeli bir toplum olduk. En önemlisi de güvensizleştik. Aynı evde bile bu çağlarda güvensizlik var iken koca bir toplum ve onca insan kendine nasıl güvenmeli ki? Ben olsam da güvenmem zaten. Her insanda korkmaya, cinsiyetimiz ve yaşımız ne olursa oldun geceleri dışarıya çıkmaya korkar hale geldik. Ama yine de en iyi makinayı, en iyi robotu biz yaptık değil mi? Kendimizi hiçe sayarak.
Yarınlara ne bırakacağız? Çocuklarımıza ne hediye edeceğiz? Buyurun çocuklar ellerimizle kirlettiğimiz dünyayı size hediye ediyoruz mu diyelim, ne yapalım?
Her gün dünyada on binlerce ve hatta milyonlarca insan ölüyor ve bu kadar insanda dünyaya gözlerini açıyor. Her şey bir plan dahilin de yürüyor. Hatta çok sistematikleşti.
Yarınlar için ne bırakmalıyız? Bence; güven, sevgi, dürüstlük, cömertlik ve en önemlisi barışı. Bir millette veya toplulukta bir barış olmazsa temeli çürük bir eve benzetebiliriz. Barış; bir topluluğun, bir grubun esas alması gereken bir duygu veya bir çare.
Yaşadığımız yüzyılda artık hissizleşmeye doğru yol almaktayız. Ne bekliyoruz ya da bir sihirli çubuğun bize değmesini mi bekliyoruz. Yoksa o kadar çok okuduktan sonra aklımıza şu fıkra mı  geliyor?
‘Nasrettin hoca bir gün gölün kenarına gitmiş ve elinde ki un çuvalını olduğu gibi tamamen göle boşaltmış. Bunu görenlerde merak etmiş, ya hoca sen ne yapıyorsun diye. Nasrettin hoca da göle maya çalıyorum demiş, bunu duyanlarda gülmüşler ve hoca hiç göl maya tutar mı demiş. Bunu duyan hocada kahkaha atmış. Ya tutarsa diye.’
Yaşadığımız her zamanda ve devirde en iyi makineler çıkarmak yerine en iyi toplum olalım. Birbirini seven, birbirine güvenen ve barış içinde yaşayan.
Birbirimize güvenelim, bizim birbirimizden başka kimsemiz yok çünkü.