BİR BAŞKADIR ANADOLU
Bir başkalık vardır duruşunda Anadolu insanının. Kimisi, çiçeklerle bezenmiş yazmasıyla tarlaya koşar. Alın teriyle sular toprağı. Kimisi de takkesiyle adımlar tozlu yolları.
Çalışır çabalar, traktörü sürer yürekten. Ekmek parası der, koşar gündüzden geceye. Kahramanlık öykülerinin, yokluğun, çilenin, cesur, kanaatkâr başkahramanlarıdır onlar. Anadolu insanının, yüzündeki derin çizgilerde, toprak kokan ellerinde, içten selâmlarında saklıdır Anadolu'nun zenginliği.
Misafirperverliği dillere destandır. Bereket saklıdır sofralarında. "Buyur" diyen dilleri ne de güzeldir! Nasıl da güzel kokar ekmekleri! Kışın çetin yükünü, güneşin yakan yüzünü sabırla karşılarlar. Bebeleri karnında analar, karlı yolları aşarlar. Hastaneye ulaşmak için umut olur kimi zaman Mehmetçik. Yetişir imdadına. Bir mucizeyle doğar bebeler; bir mucize olan Anadolu'da! Yokluğa, çileye talim eder İlk nefesinde bebeler, al yazmalı analarıyla. Mehmetçiğin kanatlarıyla ilk selamını verir hayata.
Anadolu, çile yüklüdür. Kahramanlarıyla güçlüdür. Kadınıyla, erkeğiyle, bebesiyle...Bir başkadır; tezek kokan yollarıyla, doğasıyla; yazmasıyla, şalvarıyla, kasketiyle...Gerçekleri acıdır kimi zaman. Zalim ağası da vardır. Taş olanı da has olanı da taşır bağrında. Çocuk gelini de yaşar toprağında. Anadolu hep çiçek, böcekle bezenmemiştir. Her daim süt kokmaz, ekmek kokmaz. Kimi zaman acı, keder, çile kokar...
Hep çiçeklerin kokusu sarıp sarmalamaz havasını. Geri kalmışlık olur kaderi kimi zaman. Karanlığı da taşır bağrında. Umuda yolculuk çetin geçer. Çocuk gelinleri, çileli kadınları, ışıksız yolları da yankılanır kulaklarımızda; iz bırakır memleketin toprağında.Yaralar gönlümüzü.
Anadolu, bezenmemiştir hep çiçekle. Kurumuş dudaklar, yanık yürekler ağıt yakar. Çocuk gelinler sessiz bir çığlıktır. Aşar gelir, dokunur en uzak hanelere. Mektep, kalem, yol yokluğu...Her çilesi duyulur. Konuşulur kimi zaman da "cahıllığı". Kör kuyular gibi karanlığı...Hep güzel yüzü dile gelmez. Anadolu ses getirir, yokluğuyla da çilesiyle de... Anadolu, anaların bağrı misalidir. Kimi zaman süt kokar, şefkat kokar. Yanık türkülerle, ağıtlarla yanar da yanar Anadolu!
Bir başkadır Anadolu! Sesi bitmez. Sözü bitmez. Bazen bir âşığın bağlamasının nağmelerinde saklıdır gerçeği. Bazen bir şairin güzel dizelerinde bazen de usta bir yazarın satırlarından duyurur sesini. Tüm renkleri taşır bağrında. Her bir rengiyle sığmaz eserlere.
Geç keşfedilmiş olsa da edebiyatımızda, sanatımızda, destanlarda, âşıklarının dillerinde hep var olmuştur. Söylenegelmiştir zenginliği, başkalığı. Nabizade Nazım 'ın Karabibik romanından (Tanzimat Edebiyatı, ilk köy romanı), Halide Edip Adıvar'a, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'na, Refik Halit Karay'a, Fakir Baykurt'a,Yaşar Kemal' e ve daha birçok değerli yazarımızın, daha nice şairimizin eserlerinde, Anadolu'muzla ve Anadolu gerçeğiyle tanıştık. Her eser bize Anadolu'nun başka bir kapısını araladı. Sonuna kadar açıldı bazen kapılar ve o birbirinden değerli kalemler buyur ettiler bizi Anadolu'yu tanımaya. Kocaman bir Anadolu coğrafyasıyla ve kocaman bir Anadolu insanı gerçeğiyle buluştuk.
Okuduğumuz her eserle, bir başka Anadolu ve bir başka Anadolu insanıyla karşılaştık. Her bir rengi, her bir kokusuyla kucakladık Anadolu'yu, Anadolu'muzu... Anadolu'nun kimi zaman çileli kimi zaman da rengârenk yollarına düştük. Yol aldık, yol aldıkça da tanıdık ve kaynaştık. Günahıyla, sevabıyla; al yazmasıyla, şalvarıyla; aydınlığıyla, karanlığıyla...Bir bütün olduk. Tek yürek olduk!
Binbir renk Anadolu'muza ve Anadolu insanımıza; güzel memleketimize selam olsun!
12 Kasım 2017
Bir başkalık vardır duruşunda Anadolu insanının. Kimisi, çiçeklerle bezenmiş yazmasıyla tarlaya koşar. Alın teriyle sular toprağı. Kimisi de takkesiyle adımlar tozlu yolları.
Çalışır çabalar, traktörü sürer yürekten. Ekmek parası der, koşar gündüzden geceye. Kahramanlık öykülerinin, yokluğun, çilenin, cesur, kanaatkâr başkahramanlarıdır onlar. Anadolu insanının, yüzündeki derin çizgilerde, toprak kokan ellerinde, içten selâmlarında saklıdır Anadolu'nun zenginliği.
Misafirperverliği dillere destandır. Bereket saklıdır sofralarında. "Buyur" diyen dilleri ne de güzeldir! Nasıl da güzel kokar ekmekleri! Kışın çetin yükünü, güneşin yakan yüzünü sabırla karşılarlar. Bebeleri karnında analar, karlı yolları aşarlar. Hastaneye ulaşmak için umut olur kimi zaman Mehmetçik. Yetişir imdadına. Bir mucizeyle doğar bebeler; bir mucize olan Anadolu'da! Yokluğa, çileye talim eder İlk nefesinde bebeler, al yazmalı analarıyla. Mehmetçiğin kanatlarıyla ilk selamını verir hayata.
Anadolu, çile yüklüdür. Kahramanlarıyla güçlüdür. Kadınıyla, erkeğiyle, bebesiyle...Bir başkadır; tezek kokan yollarıyla, doğasıyla; yazmasıyla, şalvarıyla, kasketiyle...Gerçekleri acıdır kimi zaman. Zalim ağası da vardır. Taş olanı da has olanı da taşır bağrında. Çocuk gelini de yaşar toprağında. Anadolu hep çiçek, böcekle bezenmemiştir. Her daim süt kokmaz, ekmek kokmaz. Kimi zaman acı, keder, çile kokar...
Hep çiçeklerin kokusu sarıp sarmalamaz havasını. Geri kalmışlık olur kaderi kimi zaman. Karanlığı da taşır bağrında. Umuda yolculuk çetin geçer. Çocuk gelinleri, çileli kadınları, ışıksız yolları da yankılanır kulaklarımızda; iz bırakır memleketin toprağında.Yaralar gönlümüzü.
Anadolu, bezenmemiştir hep çiçekle. Kurumuş dudaklar, yanık yürekler ağıt yakar. Çocuk gelinler sessiz bir çığlıktır. Aşar gelir, dokunur en uzak hanelere. Mektep, kalem, yol yokluğu...Her çilesi duyulur. Konuşulur kimi zaman da "cahıllığı". Kör kuyular gibi karanlığı...Hep güzel yüzü dile gelmez. Anadolu ses getirir, yokluğuyla da çilesiyle de... Anadolu, anaların bağrı misalidir. Kimi zaman süt kokar, şefkat kokar. Yanık türkülerle, ağıtlarla yanar da yanar Anadolu!
Bir başkadır Anadolu! Sesi bitmez. Sözü bitmez. Bazen bir âşığın bağlamasının nağmelerinde saklıdır gerçeği. Bazen bir şairin güzel dizelerinde bazen de usta bir yazarın satırlarından duyurur sesini. Tüm renkleri taşır bağrında. Her bir rengiyle sığmaz eserlere.
Geç keşfedilmiş olsa da edebiyatımızda, sanatımızda, destanlarda, âşıklarının dillerinde hep var olmuştur. Söylenegelmiştir zenginliği, başkalığı. Nabizade Nazım 'ın Karabibik romanından (Tanzimat Edebiyatı, ilk köy romanı), Halide Edip Adıvar'a, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'na, Refik Halit Karay'a, Fakir Baykurt'a,Yaşar Kemal' e ve daha birçok değerli yazarımızın, daha nice şairimizin eserlerinde, Anadolu'muzla ve Anadolu gerçeğiyle tanıştık. Her eser bize Anadolu'nun başka bir kapısını araladı. Sonuna kadar açıldı bazen kapılar ve o birbirinden değerli kalemler buyur ettiler bizi Anadolu'yu tanımaya. Kocaman bir Anadolu coğrafyasıyla ve kocaman bir Anadolu insanı gerçeğiyle buluştuk.
Okuduğumuz her eserle, bir başka Anadolu ve bir başka Anadolu insanıyla karşılaştık. Her bir rengi, her bir kokusuyla kucakladık Anadolu'yu, Anadolu'muzu... Anadolu'nun kimi zaman çileli kimi zaman da rengârenk yollarına düştük. Yol aldık, yol aldıkça da tanıdık ve kaynaştık. Günahıyla, sevabıyla; al yazmasıyla, şalvarıyla; aydınlığıyla, karanlığıyla...Bir bütün olduk. Tek yürek olduk!
Binbir renk Anadolu'muza ve Anadolu insanımıza; güzel memleketimize selam olsun!
12 Kasım 2017