Bu Eser 07.11.2013 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir

Tabu nerede var? Tabu dinlerde var. İnancın kendisi tabudur. Dinin kaynağı tabudur. Sosyal hayatta tabu vardır. Toplumda tabu vardır. Tabusuz öznel anlayış ve öznel yaşam süremez. Tabunun ekseni, totemdir. Tabu totemle girişip çevrimledir. Bu konuda bakınız Tabu ve totem yazı dizilerim. Tabuyu süreçle yen alan da totem alanlı olan güçtür.

Özel ve öznel hayatta, toplumsal hayatta, tabu vardır; kaçınılmazdır. Tabu vardır diye her tabu, toplumun konusu olmadığı gibi toplumun tabusu da özel hayatın tabusu değildir. Böyle bir karmaşada özel ve öznel hayat anlamsızlaşırdı.

Sosyal hayatın tabusu ile toplumsal hayatın tabusu çok farklıdır. Toplumsal hayatın tabusu, tarihselliğe, bilime, deneyselliğe, teknik ve teknoloji oluşla; bunların özne ve nesne bağıntılı girişmeler diyalektiğiyle ortaya konur. Yani toplumsal tabu yanlış ve doğru olabilir. Deney ve uygulamaları dünyayı değiştirir. Akılcıdır mutlaka tartışılarak tabular var edilir.

Yine toplumsal tabu anlamalı olan süreçler, eylem bilinçli üretim ilişkisidirler. Üreten toplumun emeği, toplumsa tabuyu böyle anlayıp, böyle değerlendirir olmakla da o tabu; topluma üretim yapmanın; toplumu yönetmenin ve toplumu düzenlemenin bağıntısı olur.

Bir toplumsal tabu, ürettirmiyorsa; hiç bir tabu sal değeri yoktur. Ürettiriyor ve deney selse. Ama deney sel sınırlı olmaktan kaynaklı verimsiz üretim, verimsiz paylaşımlı oluşma oluşla insanın insanı sömürür olmasına da yarıyorsa veya deney sel olup ta sadece verimsizce ürettiriyorsa veya sadece sömürtüyorsa, bu alanlarda tabular yıkılır ve yıkılmalıdırlar da.

Türban ilerlemecinim bağlamında, toplumsal olana ayak bağı oluşuyla, yıkılması gereken bir toplumsal tabu değildir. Türban, inanca dek bir tabudur. 01.11.2013 tarihli Akşam gazetesine göre "bir tabu daha yıkıldı", ya da başka gazetelerde; " tarihi meclis" gibi başlık, tarihe ve geleceğe, bilgi kirliliğine doğru atılmış bir sorumsuzluk başlığıdırlar.

İnanca dek tabu yıkmak demek, inancı yıkmak demek olur. Topluma dek tabu yıkıldı desek zaten türban inancı anlamıyla toplumun kullandığı ve paylaştığı bir nesnellik değil ki topluma dek bir tabu yıkılsın. Sosyal alanın tabusunu yıkmak toplumun işi olmamakla, meclisin işi de olamaz. Oluyorsa o toplumsal anlayış ve mecliste bir sorun vardır.

Sosyal alan kendi tabusunu kendi yıkar veya sürdürür. Sosyal alanın tabusu sanki toplumun kullanımı gibi toplumun kendisine teşmil ediliyorsa, burada bir sömürü, bir eşitsizlikti durumlar sürdürülüyor demektir. Toplumsal olanı gözlerden gizleyip sosyal olanı toplum sal alan içinde kullanmakla kör dövüşü yaptırılıp, toplumu, halkı uyutma vardır.

İnancı tabu sosyal tabu içinde mütalaa edilirse ki çok yönüyle öyledir. Sosyal tabu, keyfilikler tabusu oluşla inancı tabudan ayrılır. Sosyal tabu tartışılabilir oluşla ve isterseniz reddedişle; reddettiğinizde hiç bir şeyden çıkmayacak oluşunuzla inancı (dogmatik) tabudan ayrılır. Her sosyal tabu inancı olmanın özelliğini taşırsa da, inancın özel türü olan dinsel inançlar gibi katı bir değişmezlik içermemekle, güncel sosyal tabular dini inançtan ayrılırlar.

Hâlbuki ki tekil inancı (dogmatik-dini) olan tabu, tartışılmaz. Bu tür inancın konusu olan tabuları size, doğaüstü bir tasım söyler. Yani dini inancın tabu kaynağı olan vahiy de yine bir başka tabu inanca dayanır. Siz dini inancın tabularına ne itiraz edebilirsiniz, ne tartışırsınız.

Dinler akli olmayıp imanidir. Akli olan imani olmaz. İman edilen konular kimi dinlerde kişidi olan hayatınızla, toplumsal hayatınıza uygulamak zorundasınız. Oysa toplum, hem ilerleyen  bir süreçtir; hem de toplumun  zamanı imanı zaman gibi donup kalmaz. Hem de toplum imani süreç değildir. Akli süreçtir. İşte filim de burada kopar.

Dinler toplumsal hayatın bulucusu olmadıkları halde kendilerini toplumsal hayatın buluncusu ihdas ederler. Dinler, başlangıç toplumundaki sınıflı sistemlerinin bir ürünüdürler. Kendisi toplumun ürünü olduğu halde, toplumu kapsayıp kuşatamaz olduğu halde, toplumsal hayata egemen olmak ister.

Böylece sistemin köleciliğini ve sömürüsünü meşrulaştırırlar. Bir başka açıdan da yine dinler sömürü ve köleciliğe karşı çıkarak, güya adaleti sağlamak gibi tavırla iki ucu da keskin olan bir uzlaşma ortaya koyarlar. Yani dinler toplumsal sistem ortaya koyamazlar. Çünkü dinin kendisi nesnel orjinli değildir.

Böylece dinler var olan sistemi kendi mantığına göre kırpıp düzenleyip saltık oluşla sürdürme  eğilimi gösterirler. Kısacası siz sosyal tabu olan bir eğilime, ister dini inancından ötürü, ister kişisel (sosyal) inancından ötürü, ister keyfi oluşun giyinmesinden ötürü gibi garip bir takım yaklaşım ile yaklaşımlara sınırlama koymadan dini toplumsal alana getirdiniz mi, tabu yıkılmaz. Sizler ne yaptığınızı bilmemek ilee, ya da ne yaptığınızı çok iyi bilmekle; at izini it izine karıştırıp işleri rayından çıkarırsınız.

Şimdi bu flash başlıkları iki açıdan ele alınacak argümanımızı birinici yolda ele alalım. Birinci olarak toplumsal olmayan bir tabu argümanı, toplumun tabusu gibi kılıp; topluma getirip; sözüm ona; "tabu yıkarsanız!". Sosyal ve toplumsal tabulu alanlar kan uyuşmazlığından ötürü zaman sal, zemin düzlemi dışında oluşla; çağ dışı ve akıl dışı olurlar. En hafif deyimle sosyal hayatın pijamasını, sosyal hayatın ilişkilerini meclise taşımanın tabusunu yıkmak olur ki, bu hal kategorize ve analizci bilimsel mantıktan yoksun oluşun keşmekeşliğidir.

Bir alanın anlayışını başka bir alana kondurmak, tabu yıkmak olmayıp; tarihselliği bilimselliği, toplum sal aklı, toplum salzorunluluğu bilmeyip, saplantısı olanın kulağıyla oynamasıdır. Dünyayı ve zamanı yeniden keşfetmeğegerek var mı? Hani bir söylem vardır. Bizim oğlan okur. Ne okur? Bina okur. Dönüp dolaşır yine bina okur, kısır döngüsüne binaen amade olmaktır.

Bir kere sosyal tabu, toplumsal alanın işleyişi olmamakla; sosyal tabuyu topluma getirip bu alanda tabu yıkamazsınız. Çünkü yıktık dediğiniz şey; yeni bir üretim-tüketim işleyişi ortaya koyma değildir.  Yeni bir toplumsal paylaşım ortaya koymak değildir. Böyle olunca bu iş tabu yıkmak değildir. Yeni bir eğitimle, bilimle ve teknik teknolojik dönüşümlü felsefe ortaya koyuşla, tabu yıkmak; hiç değildir.

Sömürüyü ortada kaldıran ya da sömürüyü zayıflatan, sömürü alanında gedik açan bir tabuyu yıkış hiç değildir. Halkın refahını artıran, bu alanda refaha dek paylaşımı çoğaltan bir tabu yıkış hiç değildir. Meclis toplumun işlerini yürütme olarak görürken; meclisin yaptığı toplumun işlerini görmede yürütmenin yasamanın yargının engelci olan bir tabu yıkmayla uzaktan yakından bir alakası yoktur. Kısacası toplum; üreten, paylaşan değişip dönüşen akli nesnellikti  oluşla bunların tüm işleyişidir.

Toplumun işleyişi olmayanları siz, toplumun işleyiş zaman zemin alanı içine oluşla toplum sal olanın egemenliğini değil de; inancı, ilahi egemenliğin yasama, yürütme, yargı emrine tabiyim bunu egemen kılacağım demekle (inancının gereğini) topluma getirmeniz; nasıl bir tabu yıkmadır?

Zaten bir zamanlar din sel egemenlik alanı altında olan toplumsal süreçler tarihi, toplumun kendi ileri süreçlerine göre aksamalı olan bu sür git hali, ileri süreçlerle  yıkılmıştır. Nesnelliği üreten emekle birlikte din sel tabuların, toplum sal tabular olmadığı gösterildi. Her ikisi ayrı ayrı süreçlindiler.

Durum bu iken; özgürlüktü haktı gibi alakasız kılıflanmalarla toplumsal işleyişi tekrar dini egemenliğin alanına vererek nasıl tabu yıkılır? Bunu böyle tersten  özgürlük hak gibi anlamak, imanı aklın dışında ki; tarihin, tarihselliğin, bilimin, bilimselliğin; diyalektiğin ve diyalektik akılların işi olmasa gerek.

Bu söylem abuk sabuk bilmezlik saçmasıdır. Dinler; toplumsal bilinçli, toplumsal özne; toplumsal güç ve toplum sal egolu üretimin bilgi ve bilinci değillerken, dini inançlı egemenlik; toplumun tabusu hiç değildir. Toplumsal alanda tabu yıkmış olma gibi öz gürlemesi yapmak, sömürüyü gizlemenin akıl zayıflığı olduğu gibi akılları da zayıflatmaktır.

Sosyal alandaki tabular, kişi işleyişli olarak, kişilerin moda üreterek o tabu sal anlayıştan, bu tabu sal anlayışa geçtikleri bir moda-demode olmanın, bir alan dinamiği vardır. Dini bağlam da, sosyal hayatın moda demodesi olanlar dışında, meclisin; sosyal hayat içinde dini tabu yıkmak gibi bir görevi yoktur. Ama meclis, toplumsal alnada tabular yıkabilir.

Sosyal hayattaki inancın; dini inançlara denk düşer kısmına tabu koymak, tabu yıkmak; ne meclisin işi ne gazetelerin işidir. Çünkü sosyal hayatın  dini kısmına tabuyu koyan da, tabuyu kaldıracak olan da; doğaüstü olan, vahyin kaynağı olan, o dinsel Tanrı'nın bizatihi olan, kendisidir.

Siz türbanı ister inancı şekilde olsun, ister isteki olsun, ister gelenekçi türden olsun; türü türbanın her bir toplumsal alanlı kullanımlarına dek bu kabil söylemlerinizin ardında bir bilinmezlik, bir ökülte oluş alanı var edersiniz.. Türbanı genelliyorsunuz. Yüce Tanrı dahi, hiç bir yaratmasını evrenin tümü olarak genellememiştir. Hiç bir hak ve özgürlüğün kesikli kullanımı, sürekli oluşla her şeye genelleşir olanın kullanımı değildirler.

Görüldüğü gibi toplumsal alan, sosyal hayatın inancıyla ya da dini inancın tabularıyla işlerleşemez. Toplumun tabusu; tarihsellik, bilimsellik, teknik teknolojik olan nesnel, deneysel olmanın tabusudur. Toplumsal tabu yanlış anabilir, doğrulanabilir oluşla topluma uygulanır genel tabudurlar.

Tabu yıktık diye söz gürlük narası atan mantık, toplumsal işlerliğe denk düşen alanda ne bir teknik teknolojik buluş yapıp, ne de bu buluşa dek yeni bir üreten, paylaşan ilişkiler oluşturmuşlardır. Yıktık dedikleri tabuyla, üreten bağıntı oluşla eski olan tabuyu değiştiremezsiniz.

Böyle olunca toplumsa alana dini anlamayı getirmekle  muhteremlerin değil tabu yıkmaları, tabu yıkmanın yıkıldığı söylenen süreçte o tabununçiziği bile oluşturulamaz. Hiç bir dini inancın anlaması ile oluşmayan;  hiçbir dini anlayışın buluşu ve kullanımı olmayan toplumsal tabunun meyvelerini kullanmaya devam ederler. Tabu yıktık diye özü gürletenler  dinin değil toplumun enstrümanlarını ve araçlarını; kullanmaya devam ediyorlar.

Sürecek