Siz de rastlamışsınızdır yürüdüğünüz veya bir araçla geçtiğiniz yollardaki çeşitli lüks restoranlara, kafelere veya eğlence mekânlarına. Oraya adım atmanın ve orada vakit geçirmenin birçoğumuzun bütçesine uymayacağını da bilirsiniz. Elbette her gelir düzeyine uyacak mekânlar da var. Toplumdaki çeşitli gelir düzeylerine uygun vakit geçirme yerlerinin farklı görünüme sahip olmaları ve fiyat listelerinin çok farklı olması da olağan bir durum.
Toplumdaki farklı gelir düzeyleri ve yaşam biçimleri, vakit geçirilecek ve eğlenilecek mekânlara da yansıyor. Bunun üzerinden duygusal ve dokunaklı satırlar kaleme almayı da pek doğru bulmuyorum. Bizi birbirimizden aşağıda veya yukarıda gösteren cümlelerden olabildiğince uzak durmak isterim. Hele ki bunu gelir düzeyimiz üzerinden yapmayı hiç istemem. Gelir düzeyimiz, kültür düzeyimiz, yetiştiğimiz çevre, zevklerimiz ve daha başka özelliğimiz, hem tercihlerimize hem de yaşam tarzımıza yansır.
Birilerimizin bir ayda kazandığını birileri daha kısa sürede kazanır ve kazandığını tabiî daha farklı şekilde de harcayacaktır. Birileri içtiği çayın parasını hesaplarken birileri içeceği çayın fiyatına bile bakmaz. Dışarıda yemek yemek zorunda kaldığında en ekonomik olanını arayan varken, sadece içeri girip mönüde zevkime uygun neler var diye düşünen de var. Aslında tercihlerde ortaya çıkan bu farklılıklara çok gelişmiş ülkelerde de rastlamak mümkün. Belki daha azdır. Ama mutlaka böyle dar gelirli veya yoksulluk içinde olan bir kesime, her ülkede rastlayabiliriz. Tabii beklentilerimiz, tercihlerimiz ve para harcama politikamız da önemlidir. Her şeyi yoksulluk veya yoksunlukla açıklamamalıyız. Gelir düzeyi yüksek olup yaşamını sade bir şekilde sürdüren veya "cimriliği" yaşam tarzı haline getirenler de vardır. Kazanır ama kazancından ne kendisi için ne de başkası için doğru dürüst harcar. Bu da ayrı bir kesimdir.
Kazancı az olduğu halde kendince yaşamdan zevk almayı bilen varken, çok kazanıp da yaşamdan zevk alamayanlar da vardır. Yaşamdan zevk almak, mutlu olmayı bilmek başka bir zenginliktir. Gönül zenginliği ve kanaatkârlık deriz buna. Alır simidini oturur bir parkta ve o simidi alacak parayı kazanabildiğine şükreder; hayata gülümser. Sağlıkla o simidi yiyebildiğine şükreder. Öte taraftan isyan etmekle ve insanlar arasındaki farklılıklara kafa yormaktan önünü göremeyenler de vardır.
Aslında ne kadar kazandığımız değil, önemli olan kazandığımızın bizi ne kadar mutlu ettiğidir. Elbette toplumdaki kesimler arasında korkunç uçurumlar olmamalı Sosyal devlet anlayışı hâkim kılınmalı. Gelir adaletsizliğinin önüne geçecek ekonomik reçeteler hayata geçirilmeli. Toplumdaki iyimserliği veya kanaatkârlığı suistimal etmemek gerekir.
Amacım; iyimser bir hava yaratmak veya yaşanılan ekonomik sıkıntıları görmezden gelmek değil. Tek düşüncem; paranın sadece bir araç olduğu gerçeğinin ve gerçek mutluluğu satın alamayacağının altını çizmektir. Tabiî ki hem zengin hem de mutlu olunabileceği gibi fakir ve mutlu da olunabilir. Hani "Zenginler de ağlar"(*) diye bir dizi vardı eskiden. İşte onun gibi bir şey. Ne her zenginin bahtı her zaman güler ne de her fakirin bahtı her zaman ağlar.
Toplumdaki farklı gelir düzeyleri ve yaşam biçimleri, vakit geçirilecek ve eğlenilecek mekânlara da yansıyor. Bunun üzerinden duygusal ve dokunaklı satırlar kaleme almayı da pek doğru bulmuyorum. Bizi birbirimizden aşağıda veya yukarıda gösteren cümlelerden olabildiğince uzak durmak isterim. Hele ki bunu gelir düzeyimiz üzerinden yapmayı hiç istemem. Gelir düzeyimiz, kültür düzeyimiz, yetiştiğimiz çevre, zevklerimiz ve daha başka özelliğimiz, hem tercihlerimize hem de yaşam tarzımıza yansır.
Birilerimizin bir ayda kazandığını birileri daha kısa sürede kazanır ve kazandığını tabiî daha farklı şekilde de harcayacaktır. Birileri içtiği çayın parasını hesaplarken birileri içeceği çayın fiyatına bile bakmaz. Dışarıda yemek yemek zorunda kaldığında en ekonomik olanını arayan varken, sadece içeri girip mönüde zevkime uygun neler var diye düşünen de var. Aslında tercihlerde ortaya çıkan bu farklılıklara çok gelişmiş ülkelerde de rastlamak mümkün. Belki daha azdır. Ama mutlaka böyle dar gelirli veya yoksulluk içinde olan bir kesime, her ülkede rastlayabiliriz. Tabii beklentilerimiz, tercihlerimiz ve para harcama politikamız da önemlidir. Her şeyi yoksulluk veya yoksunlukla açıklamamalıyız. Gelir düzeyi yüksek olup yaşamını sade bir şekilde sürdüren veya "cimriliği" yaşam tarzı haline getirenler de vardır. Kazanır ama kazancından ne kendisi için ne de başkası için doğru dürüst harcar. Bu da ayrı bir kesimdir.
Kazancı az olduğu halde kendince yaşamdan zevk almayı bilen varken, çok kazanıp da yaşamdan zevk alamayanlar da vardır. Yaşamdan zevk almak, mutlu olmayı bilmek başka bir zenginliktir. Gönül zenginliği ve kanaatkârlık deriz buna. Alır simidini oturur bir parkta ve o simidi alacak parayı kazanabildiğine şükreder; hayata gülümser. Sağlıkla o simidi yiyebildiğine şükreder. Öte taraftan isyan etmekle ve insanlar arasındaki farklılıklara kafa yormaktan önünü göremeyenler de vardır.
Aslında ne kadar kazandığımız değil, önemli olan kazandığımızın bizi ne kadar mutlu ettiğidir. Elbette toplumdaki kesimler arasında korkunç uçurumlar olmamalı Sosyal devlet anlayışı hâkim kılınmalı. Gelir adaletsizliğinin önüne geçecek ekonomik reçeteler hayata geçirilmeli. Toplumdaki iyimserliği veya kanaatkârlığı suistimal etmemek gerekir.
Amacım; iyimser bir hava yaratmak veya yaşanılan ekonomik sıkıntıları görmezden gelmek değil. Tek düşüncem; paranın sadece bir araç olduğu gerçeğinin ve gerçek mutluluğu satın alamayacağının altını çizmektir. Tabiî ki hem zengin hem de mutlu olunabileceği gibi fakir ve mutlu da olunabilir. Hani "Zenginler de ağlar"(*) diye bir dizi vardı eskiden. İşte onun gibi bir şey. Ne her zenginin bahtı her zaman güler ne de her fakirin bahtı her zaman ağlar.
Asıl zenginliğin adresi bana göre gönül zenginliğidir. Belki kimileriniz "karın doyurmaz" diyecek ama galiba gözünün doymamasından daha iyidir karnının doymaması. "Gözü gönlü tok" olduğu kadar, daha da önemlisi herkesin de hakkını gözetenlerden olabilmek... Sanırım işte bütün incelik ve güzellik burada saklı. Halden anlayan olmak, bir anlamda, açın, evsizin ve her türlü yoksunluğu yaşayanların haliyle hemhâl olabilmek; kendi dertlerimize gömülmemektir.
Bir kesim zenginleşirken bazı kesimler yoksulluk ve yoksunluklarla mücadele ediyor, alın teri hak ettiği değeri görmüyorsa; bir kesim diğer kesime her türlü haksızlığı reva görüyorsa kafamızı kuma gömmemeliyiz. "Yaraları sarmaya varım" diyorsanız,işte o zaman, asıl zenginliğe kavuşmuşsunuz demektir.
Bir kesim zenginleşirken bazı kesimler yoksulluk ve yoksunluklarla mücadele ediyor, alın teri hak ettiği değeri görmüyorsa; bir kesim diğer kesime her türlü haksızlığı reva görüyorsa kafamızı kuma gömmemeliyiz. "Yaraları sarmaya varım" diyorsanız,işte o zaman, asıl zenginliğe kavuşmuşsunuz demektir.
*1978 Meksika yapımı televizyon dizisi. 1989 yılında TRT'de yayınlanmaya başlamıştı.
24.09.2017
24.09.2017