Merak eder

Bizanslının biri;

Çıkagelir

Tarihin derinliklerinden.

Üzerinde hala

'İstanbul Fethi'nin'

Mağlubiyeti cirit atmaktadır.

Uzanır Piyer Loti sırtlarına,

Kurulur

Haliç'e nazır tahta masaya.

Ne sevda kalmıştır,

Ne yaşam ne de giz.

Derken

Dikilir başına mütevazı garson,

'buyurun ne arzu etmiştiniz'.

 

Bir zamanlar

Bu tepelerin korunmasına

Mazhar komutanın;

Duygu ve düşünceleri çarpışır

Haliç'in karizmatik arenasında.

Un ufak olup

Karışırlar Eyüp'ün sularına.

 

Hey gidi hey,

Bu muydu

Etrafı yıkılmaz surlarla

Çevrili Kostantini'ye;

Kuşatmış

Vefasız zaman ve teknoloji,

Çırpınmak niye.

 

Doyasıya ağlamak ister

Bizanslı komutan.

Nice ömürlerin

Savaşarak koruduğu,

Dünyada eşi olmayan

'Bu Şehr-i İstanbul ki';

Şimdi

Izdırap gazellerinin

Olmuştur merkezi.

 

Aniden kalktı,

Hüznünden büst

Olmuş Bizanslı komutan;

Kahvesi de yarım kaldı.

Fırlattı kendini,

Eyüp Sultan Mezarlığının

Mistikliğine.

Tahta masa da bıraktığı

İki eski Bizans Sikkesi;

Oynamaya başladılar

Bilinmeyen rakkaselerini.

 

Hızla

Zaman tüneline girer komutan;

Geçmişte gördükleridir,

Yanında kar kalan.

Kimseye de

Bırakmadı selam.

Bakacak yüzü de yoktu,

Osmanlı'ya yaptıkları

Utançlarından.

 

Sırtımı sıvazlamaktadır

Yaklaşmakta olan.

Sinsi akşam.

Kısa keselim de

Olsun bitsin

Vesselam...                                   (29.8.2009 tarihli 7.şiir kitabımdan)