Çelimsiz sözcüklerdi belki de en çok elimine etmek istediğim…

Hani, hani dünde kalan bedeller

Sırık düşler mahalli

Ölüm öncesi şerit değiştiren o yük vagonu belki de

Raydan çıkan

Yetmezmiş gibi

Ardımdan göz kırpan

Sırıtık ve hacizli suretler mertebesi

 

Ne işli ne cilveli;

Olduğu gibi

Baştan ayağa aynı ve halis muhlis

Sancılarını dahi gömebilen

Sanrılar zaten yoktu ta ezelden

Önünü görmese bile

Arkasında kalanların o haris eziyetleri

Ki:

Kılıfından düşen bir silah

Yaşadığı cendereyi soluksuz kılan

Çok da matah

Gibi

Mahal

Veren acıya ve hüzne ve gömülü hazinesine

Ki:

Ne saklıydı ki içinde?

 

Üç beş çocukluk anısı

Andan her ayrı

Düştüğünde sığınılası

Ki:

Ne sığıntı

Ne sakil

Ne de debdebeli olmuştu ki çehresi

Alabildiğine masum

Şimdilerde yetmezmiş gibi mazlum

Kök hücresine dahi ulaşmak isteyen nicesi

Öyle ki:

Saklı ne varsa derinde ve de yüzeyde

Delicesine sökmek istedikleri

Yetmezmiş gibi

Bir de minareyi çalıp

Uygun kılıf bulmalarına dahi

İnanabilmişken ahvali

Göğün sureti

Yerkürenin göz yaşartan sisi

Her damlada daha da büyüyebilmenin hissi

 

Sehven ölü ve tanık

Kimlerden diye soranlara verilen en yamuk

Cevap olsa bile:

Bil mukabil,

Diyebilmenin güncesi

Gökten yere uzanan bir tahta köprü müydü de?

Yeryüzünde cinnet geçiren akıllıların en işinin ehli:

Bilmezden gelenler

Bilmeden o Sırat köprüsünden geçenlere ne demeli?

Ki:

Sandıkları sadece debdebeli bir yolculuk

Ne kaygı saklı içinde

Ne de karambole getirdiklerine

Bir de yüz görümü verenlerin

Sahi,

Yok muydu Allah katında bir ederi?

 

Makul yollardan yaşamak varken

Sırıtan buhranların

Tüm gayesi

Ve işte

Patavatsızca dökülen sıvası ve akan makyajı

Maskelerin ardına sığınan

Yalanların ve yalancıların da

Yanacakları cehennem ateşinde

Sandıkları oysaki:

Yaz güneşinde bronzlaşacak tenleri

Ve tek ak yokken alnında

Sırtlan misali

Avına çıkanların

Elbette eninde sonunda

Ortaya çıkacaktı foyası

 

Makul bir yaşam

Manidar bir ölüm

Manevi kudret

Mutlak yerin mutlak göğün

En dibi ve en tepesi

Vuku bulan onca kıyamet alameti

Ki

Sandıkları

Servetlerinin ve şehvetlerinin

O muazzam alametifarikası

Ne kaygı

Kalmışken geride ne de korku

Sığınaklarında kollandıklarına dair

Emin oldukları o derin huşu

Bilmedikleri iken oysa

Fırtına öncesi sessizliğin

O yanık kokusu

Yanan cayır cayır etlerinden

Geride kalan sadece o küf dolu tortu

İnsansız âlemin

İnsafa gelmediği kadar yalan suretlerin

Ve işte tüm surelerin

Tutuşturduğu cehennem odu

 

Bir insan bir nefis bir de maneviyat

Hayra alamet

Olsa gerek

Demedikleri kadar

Dediklerinden ibaret

Sandıkları ve işte çoktan unuttukları

Eninde sonunda hasıl olacak olan İlahi Adalet…