ÇOCUKLUĞUM VE ÖĞRETMENLİĞİM
Ben Anadolu’yum Amca !...
Binbir hayalle yüklenmiş yüreğimle
Sevgiler sunmak için doğmuşum...
Beyaz sayfalarda gizlenmiş sevdalarımı,
Bir bir üleştirememekten kahrolmuşum...
Küçük yaşta yetim kalmış, eli öpülesi çiftçi babanın ve genç kızlığının tüm hayallerini nakış nakış toprağa işlerken erken hayat dersi almış bir annenin , mutluluklarını paylaştıkları toprak damlı yuvanın seslendirilemeyen öyküsü. Ve... Sözcüklerle ifade edilemeyen tüm zenginliklerin, sadece iç dünyalarda paylaşılabildiği unutulmaz yıllar...
Kimi zaman yaşanan yokluğun zirvesinde, var olabilmenin hazzını yakalamış beş kişilik bir aile tablosu. Anne, baba ve üç yavru... Paranın ve paraya kul olmuşların vurdumduymazlığında, ”Yaşamak sevmek ve sevmek yaşamaksa; ölmeye hakkımız yok ,yaşamak zorundayız,, ülküsüyle karamsarlığa kapılarını kapatmış can kokulu yolcular...
Yazın kavurucu sıcağında dökülen alın teri ve kışın küçük sac sobanın üstünde kızarmış bir dilim ekmekle gülümseyen gözler...Bayramda biriktirilen ya da çıraklıktan kazanılan üç-beş kuruşla alınan birkaç çay bardağı , çay tabağı ve çay kaşığının anneye armağan edilmesiyle, annenin iki damla gözyaşında mutluluğun kucaklandığı çocukluk yılları...Kimi zaman akide şekerle içilen bir bardak çayla oluşan söyleşi ortamlarının hazzı ve unutulmazlığı...
Çocuğunu, arkadaşlarıyla birlikte hafta sonu sinemaya gitmekten mahrum bırakmamak için, güç koşullarda yaptığı üç-beş liralık tasarrufundan çocuğuna yirmi kuruş sinema ücreti ve otuz kuruş harçlık vermeyi ihmal etmeyen Memnune Ananın fedakârlığı. Dizi dibinde çocuğuna günlük gazeteyi okutan, arada bir çocuğunun anlayabileceği bir ifadeyle yorumlar yapan, bazı bölümlerde “ sen olsan ne yapardın? ,, gibi sorularla çocuğunun öz güvenini ve yorum gücünü geliştiren çiftçi Ali Baba... Teyzeler arası kardeşliğin ve bağlılığın yansımalarıyla, geleceğin akrabalık bağlılığını perçinleyen ve dolu dolu paylaşımları yaşayan teyze çocuklarının kıskandıran beraberlikleri...
Ben Anadolu’yum Amca!...
Havasını soluduğum güzel yurdumda,
Benim de gönül bahçemde çiçekler açar;
Varlığımdan habersizleri tanıdıkça,
İnan, her gece uykularım kaçar...
Ticarethanelerine gönderilen Tarım Kredi Kooperatifleri dergilerini, akşamüstü eve dönüşlerde, 5-6 yaş okul öncesi mahalle çocuklarına birer birer armağan etmeyi kendisine görev edinmiş, küçük çocukların sevgilisi 11-12 yaşlarında Ülkü Ağabey... Okula gitmeden, okuma yazma öğrenmeden dergilerdeki renklerle ve resimlerle kazanılan kitapsever küçük dostlar...
Ülkü Ağabeyin dergileriyle kilim üstüne yüzükoyun uzanarak anlamlı-anlamsız bakışlarla süzülen sayfalar; hayaller ve sonrası uyuyakalmış çocuklarını seyretmeye doyamayan anaların gözleriyle şükran hislerini ifade etmeye çalıştığı Ülkü Ağabey... Ve... Çocukların yüreğine bir fırtına gibi esen, anaları feryat ettiren ; fidan iken meyve veren,kitapları sevdirdiği ve okuma sevdalısı yaptığı okul öncesi çocukların gönlünde taht kuran; ölümün dahi arkasından gözyaşı döktüğü “gönüllü küçük öğretmen (!),,Ülkü Ağabeyin 14 yaşında ölüm haberi!
.........
Ben Anadolu’yum Amca!...
Sımsıkı sarılmışım vatanımın al bayrağına,
Kuru nutuklara inat tüm benliğimle
“Vatan vatan,, diye yoğrulmuşum,
Barajlarla yüzü gülen can topraklarıma
Gıptayla ve tebessümle bakarken
Yüreğimi serinletecek suya hasret kalmışım…
Ucuzundan siyah önlük, lastik ayakkabı, beyaz yakalık ve poşet çanta içinde birkaç kitap,birkaç defterle bir kurşun kalem ve küçük bir silgiyle başlayan ilkokul hayatı...Heves ve arzu çok büyük...”Benim oğlum okuyacak ve büyük adam olacak,,söylemiyle çocuğunu yanaklarından öperek, sevgilerin en güzelini armağan eden ana ve “ Oğlum okuyacak,öğretmen olacak;ben de onu Türkmen kızıyla evlendireceğim,, diyerek oğluna güven duygularını ve sevgisini ifade eden baba...
Ahh... Ne güzel günler o günler... Cebinde bir kuruşun yok; ama yüreğindeki zenginliği ölçmeye Karun’un bile gücü yetmez... Okula gidiş bir âlem, okuldan dönüş ayrı bir âlem. Okullar, caddeler ve sokaklar cıvıl cıvıl... Yirmi yapraklı yazı defteri, otuz sayfalı sarı yapraklı matematik defteri büyük hazine. Bez parçalarından yapılmış topa vurabilmek için sarf edilen çabalar; plastik top lüks ve hayal !...Diz kapağı boyunda pijama şort ,ananın elinde diktiği kaput bezinden spor ayakkabısıyla bezden top peşinde koşan mutlu ve umutlu çocuklar...Saniyesine paha biçilemeyen dolu dolu yaşanmış ilkokul yılları...
Ben Anadolu’yum Amca!...
Ninemin duaları ve anamın ninnileriyle
Tüm insanları yürekten sevmişim;
Yüzü çizgi yüklü dedemi, elleri nasırlı babamı
Unutan ve görmezlikten gelenlere inat,
Öğretmenimin verdiği kitaplarda sevmişim
Şehitlerle yüklü vatanımı...
Ne yazık ki unutmak isteyip de unutulamayan kimi zamanlar vardır: İlkokul 4.Sınıf, T............ Öğretmen(!) ve sınıfın ön sırası ; ”Kızım Sevda ,bugün nasılsın,babanın işleri nasıl;derslerine çalışabildin mi ? İstersen seni bir başka zaman kaldırayım tahtaya... ,, diyerek gururu okşanan X.......Ağa’nın kızı...
“Oğlum Erkan, sen nasılsın, dersine çalışabildin mi? Üzülme, seni de istediğin bir zaman kaldırayım tahtaya, babana saygılarımı ve selamlarımı söylemeyi unutma... ,, diyerek prens edasına büründürülen, X.....Bankası müdürünün oğlu !
T....... Öğretmenin çehresinde birden bir fırtına; gözleri öfkeyle arka sıralarda gezinir ve emekçi çiftçi babanın oğluna yönelir : “ Çabuk gel tahtaya!,, Çiftçi çocuğu, toprak kokulu ana ve babadan aldığı terbiye gereği, öğretmenin büyük yanlışına önem vermeyen bir tavırla tahtaya gelir. Arkası gelmeyen sorular ve alınan yanıtlar... Doğru yanıtlar bile her nedense mutlu etmez T...... Öğretmeni! Sert ifadeyle uğurlar öğrencisini(!) yerine... Her şeye rağmen çiftçi babanın çocuğu, öğretmene saygıda kusur etmez, derslerini aksatmaz, hayata küsmez ve teneffüste arkadaşlarıyla oynarken unutur ders içindeki yanlışları...
Daha sonrası öğretmen değişmiştir; Leyla Öğretmen...( Ellerinden binlerce defa öpüyorum ) Anadolu çocuğu, bayan sanatçıların şarkılarını ve türkülerini sinemalarda ya da başkalarının radyolarından dinlemiştir. Konser yok, tiyatro yok; evde radyo dahi yok... Eli öpülesi Leyla Öğretmen, müzik dersinde en arka sıradaki çiftçi çocuğu öğrencisinin yanına oturmuş, şarkılarını ve türkülerini billur sesiyle yorumlamıştır. İşte o zaman, önceki öğretmeninin davranışlarını isimlendiremeyen çiftçi çocuğu, duygularını beyninde ve yüreğinde seslendirir sessizce: ”Neyleyim köşkü, neyleyim sarayı; Leyla Öğretmen yeter bize... ,, Zil çalar ve Leyla öğretmen, gülümseyen gözlerle çiftçi çocuğu öğrencisinin başını okşayarak ayrılır yanından. Bu ses ve bu yaklaşım, anasının ninnilerindeki ses ve şefkatle özdeştir; bundan böyle evde olduğu gibi okulda da bir anne vardır...
Çiftçi çocuğu bir gün öğle yemeği için evine giderken, cadde ortasında tatlı bir sesle büyülenmiş gibi sesin sahibine döner : “ Şahin, benimle pazara gelir misin? ,, Şahin, subayından emir almış bir asker gibi, bir koşuda poşet çantasını evin kapısından fırlatır ve Leyla Öğretmenin yanına gelir.Anasına sokulur gibi öğretmenine sokulur yol boyunca Şahin...O günlerin lüks Pazar çantası olan fileyi öğretmeninden alır ve büyük bir hazla taşır ; daha fazla beraberlik için öğretmenini pazar yerinde dolambaçlı gezdirir.Leyla Öğretmenin evine geldiklerinde Leyla Öğretmen : “ Öğle yemeğini birlikte yiyelim,okula beraber döneriz. ,, dediğinde, Şahin, utanır, sıkılır ve bir müddet susar : ‘ Mümkün mü ; öğrenci Şahin, öğretmeniyle aynı masaya oturacak ve onunla birlikte yemek yiyecek ! Eli, ayağı titrer; hem ne haddine öğretmenle aynı masada yemek?
Leyla Öğretmenin : “ Haydi Şahin, bak seni bekliyorum.,, sesiyle kendine gelir. “ Hayır, Öğretmenim teşekkür ederim, izin verin ben gideyim,, diyerek geri çekilir.Öğrencisini ikna edemeyeceğini anlayan Leyla Öğretmen, Pazar filesinden çıkardığı bir elma ve bir portakalı öğrencisine zorla kabul ettirir.
Çiftçi çocuğu Şahin, öğretmenin verdiği bir elma ve bir portakalı yemez; üç gün boyunca titizlikle muhafaza eder, gelen misafirlere; “ Leyla Öğretmenim armağan olarak verdi bunları... ,, diyerek büyük bir gururla gösterir. Şahin’in anası, babası, ablası ve abisi de bu gurura ortak olurlar... Şahin karar vermiştir: ÖĞRETMEN olacaktır; ama Leyla Öğretmen gibi gönüllerde taht kurmasını becerebilmek şartıyla... O yılın I.dönem sonuna yaklaşırken, Leyla Öğretmen ve Başöğretmen, çiftçi çocuğunu ilkokul sonrası öğretmen okuluna göndermek isterler. Sistem gereği köy ilkokulundan mezuniyet şartı vardır. II. dönem köyde kalacak yer bulunamadığı için, bu konu sonraki yıllara kalmıştır.
..........
Yıllar yılları kovalar ve Leyla Öğretmenin öğrencisi Şahin, Türkçe Öğretmeni olur...
Ben Anadolu’yum Amca!
Umutsuzluğa ve karamsarlığa
Kapattım kapılarımı,
GÜNEYDOĞU’DA , “TÜRKİYE’M,, diye
Beslemişim umutlarımı,
Gören gözlere, işiten kulaklara
Saygılarımı sunmuşum;
Temel hak ve ödevlerimi eksiksiz öğrenmişim,
Devletime ve milletime hizmet sözü vermişim;
Çünkü ben, ANADOLU’YUM AMCA! . . .
Her insan gibi, bizim hayatımız da bir roman özelliği taşımaktadır. Okuyanları sıkmamak için hayatımın ilk yıllarından, öğretmenliğimin temel taşları kabul ettiğim birkaç kesiti ifadeyle, eğitime ilişkin düşüncelerimi paylaşmak istedim:
Eğer zafere talipsek ve insan ise adımız;
Gelir gider kaygısına düşmeden,
Bilançoya yalan dolan katmadan
Ve... Tebessümle mazinin her sayfasına
Vergisini ödemeliyiz tüm yaşanmışların...
Aile yapısı; sevgi, saygı, birlik ve beraberlik. Hayata, sevgi ve umut kokan pencerelerden bakabilen anne ve baba... Her şeye rağmen, emeğin galip geleceğine inanmışlık... Hayatın artı ve eksilerini doğallığı ve çözümleriyle hayatın içinde gezdirerek çocuklara anlatabilmek. Gülmek kadar ağlamanın da doğal olduğunu kabullenebilmek... Çocuğuna duyduğu güveni ve sevgiyi, hayatın içinde uygulamalarla yansıtabilen demokrat anne ve babaların vazgeçilmezlikleri.
Çocuğunun midesinden daha çok, beynini ve yüreğini güzelliklerle donatabilen ebeveynlerin değerbilirlikleri....Büyüğe saygıyı,küçüğe sevgiyi,komşuluk ve akrabalık bağlarının özelliklerini,alın teriyle yoğrulmuş emeğin kazanç kapısı olduğunu ,insanca yaşamayı ve bunun da bir bedeli olduğunu ; her yaşın özellikleri ve ölçüleriyle, hayatın içinde yaşayarak hissettiren ve kavratan, somut örneklerle çocuklarını geleceğe hazırlayan anne ve babaların da vazgeçilmez birer öğretmen oldukları bilincine ulaşabilmek...
Yaşadığı dönemin koşulları sonucu okula gidememiş ve okuma-yazmayı askerlik döneminde öğrenmiş, dizi dibinde gazete okutarak çocuğuna okuma gücü ve sevgisi kazandıran Ali Baba... Ekonomik sıkıntılara boyun eğmeyen, eşine güç katıp yavrularına kucak açan Memnune Anne... 11-12 yaşlarında olmasına rağmen, armağan ettiği dergilerle 5-6 yaşlardaki çocukları kitap dostu yapan Ülkü Ağabey... Eğitim ve öğretimin sevgiyle başladığını, gönüllere uzanan iletişim ağının gücünü ve büyüklüğünü, öğretmenliğiyle anneliği bütünleştirmenin sabrını ve hazzını çok iyi bilen Leyla Öğretmen...
Özet olarak ifade etmeye çalıştığım örneklemeli temel taşlarında, eğitim sorunlarımızın yanıtları açıkça görülmektedir diye düşünüyorum...” Her ihtiyacını karşıladığım halde, çocuğumun bu halini anlayamıyorum !,, , “ Çocuğuma o kadar kitap alıyorum;ama kitap okumayı sevdiremedim ! ,, , “Çocuğum büyüdükçe fazla konuşmaya, asileşmeye başladı!,, diyenlere; büyük ölçekli depremlere rağmen yıkılmayan; zemini ve temeli sağlam , çimentosu ve demiri çalınmadan projesine uygun yapıları mı örnek göstersek acaba ?Çoğunluğun “ bunlar adam olmaz,,dediği öğrencilerine başarı kapılarını açan ;“Bu işi nasıl başardınız ? ,, diye soranları : “ SADECE SEVDİM!...,, şeklinde yanıtlayan ÖĞRETMENLERİMİZE SAYGILARIMI SUNUYORUM:
Anam, babam, sırdaşım, sen gülşen Öğretmenim...
Hem mâzimsin, hem âtim; tarihim Öğretmenim...
Yorumlar 6