Sizin de çok sevmekten ya da çok sevilmekten korktuğunuz olur mu bazen? Bir de kaybetme korkusu eklenirse buna işte o zaman işimiz daha da zorlaşır.
Hani filmlerde de sıkça duyarız ya: Sen benim her şeyimsin. Seni asla bırakmayacağım...Bu vb. cümleler ne kadar gerçeği yansıtabilir ki! Sevdiklerimize bağlı olmamız ve sevmek güzel şey elbette. Şimdi diyeceksiniz ki bütün derdimiz bu olsun. Varsın sevenimiz olsun da bizi çok sevsin. Sorunumuz sevmek veya sevdiklerine bağlılık değil zaten. Sorun, sevdiklerimize olan aşırı düşkünlüğümüz. Onlardan hiç ayrılmayacakmışız gibi onlara bağlanmamız. Belki de ölüm gerçeğinden çok uzaklaşmamız. Annemiz, babamız, varsa kardeşimiz, eşimiz ve çocuğumuz.. Hepsi de ne kadar değerlidir çoğumuz için. Çoğumuz için diyorum çünkü bazıları için aynı ölçüde değerli olmayabiliyor. Hani derler ya; kişi karşısındakini kendisi gibi bilir diye. İsterseniz işin o kısmına hiç girmeyelim. O apayrı bir mevzu.
Biz sevdiklerimize ve sevdiğimiz birtakım nesnelere- eşya, ev, para gibi- olan ölçüsüz sevgi ve bağlılığa dönelim. Ben bazen çok sevmekten korkarım. Hatta çok değer vermekten. Netice de hepsi geçici dünya nimetleri değil mi? Sadece Allah'a duyduğum sevginin ve bağlılığın bana ebedî huzuru verdiğini hissediyorum. Kula ve mala çok değer vermek bizi ebedî saadetten uzaklaştırabilir . Anaya, babaya hürmet, ailene duyduğun bağlılık çok değerlidir. Ancak bu sevgi sana Rabbini ve şükretmeyi, bir de ölümü unutturuyorsa o sevgi seni dünyevileştirmiş demektir. Çok sevip değer verdiğimiz zaman, hatalarını da görmeyiz sevdiklerimizin. Bağlılık ile bağımlılık arasındaki fark bu olsa gerek.
Dünya hayatındaki en güzel duyguların da bir ölçüsü olması gerekmez mi? Aşırılık, aklımıza ve gönül dünyamıza hakim olabilir. Bizi uyuşturabilir. Gerçeklerden uzaklaştırabilir. Eleştirel bakışımızı, mantığımızı ve gerçekçi yaklaşımımızı gölgede bırakabilir.
Sevelim, sevilelim, kıymet bilelim, vefalı olalım ama gönül dünyamızda sadece dünyevî sevgilere yer vermeyelim. Dünya nimetlerine kapılıp hayatın, yaşamanın gerçek anlamını keşfetmeyi unutmayalım. Hayat sahnesindeki rolümüzü, gerçek ve ebedî olanı unutmadan yerine getirelim. Dozunu kaçırmamaya özen göstererek ve dünya nimetlerinin büyüsüne kapılmadan. Henüz perdeler kapanmadan...
Hani filmlerde de sıkça duyarız ya: Sen benim her şeyimsin. Seni asla bırakmayacağım...Bu vb. cümleler ne kadar gerçeği yansıtabilir ki! Sevdiklerimize bağlı olmamız ve sevmek güzel şey elbette. Şimdi diyeceksiniz ki bütün derdimiz bu olsun. Varsın sevenimiz olsun da bizi çok sevsin. Sorunumuz sevmek veya sevdiklerine bağlılık değil zaten. Sorun, sevdiklerimize olan aşırı düşkünlüğümüz. Onlardan hiç ayrılmayacakmışız gibi onlara bağlanmamız. Belki de ölüm gerçeğinden çok uzaklaşmamız. Annemiz, babamız, varsa kardeşimiz, eşimiz ve çocuğumuz.. Hepsi de ne kadar değerlidir çoğumuz için. Çoğumuz için diyorum çünkü bazıları için aynı ölçüde değerli olmayabiliyor. Hani derler ya; kişi karşısındakini kendisi gibi bilir diye. İsterseniz işin o kısmına hiç girmeyelim. O apayrı bir mevzu.
Biz sevdiklerimize ve sevdiğimiz birtakım nesnelere- eşya, ev, para gibi- olan ölçüsüz sevgi ve bağlılığa dönelim. Ben bazen çok sevmekten korkarım. Hatta çok değer vermekten. Netice de hepsi geçici dünya nimetleri değil mi? Sadece Allah'a duyduğum sevginin ve bağlılığın bana ebedî huzuru verdiğini hissediyorum. Kula ve mala çok değer vermek bizi ebedî saadetten uzaklaştırabilir . Anaya, babaya hürmet, ailene duyduğun bağlılık çok değerlidir. Ancak bu sevgi sana Rabbini ve şükretmeyi, bir de ölümü unutturuyorsa o sevgi seni dünyevileştirmiş demektir. Çok sevip değer verdiğimiz zaman, hatalarını da görmeyiz sevdiklerimizin. Bağlılık ile bağımlılık arasındaki fark bu olsa gerek.
Dünya hayatındaki en güzel duyguların da bir ölçüsü olması gerekmez mi? Aşırılık, aklımıza ve gönül dünyamıza hakim olabilir. Bizi uyuşturabilir. Gerçeklerden uzaklaştırabilir. Eleştirel bakışımızı, mantığımızı ve gerçekçi yaklaşımımızı gölgede bırakabilir.
Sevelim, sevilelim, kıymet bilelim, vefalı olalım ama gönül dünyamızda sadece dünyevî sevgilere yer vermeyelim. Dünya nimetlerine kapılıp hayatın, yaşamanın gerçek anlamını keşfetmeyi unutmayalım. Hayat sahnesindeki rolümüzü, gerçek ve ebedî olanı unutmadan yerine getirelim. Dozunu kaçırmamaya özen göstererek ve dünya nimetlerinin büyüsüne kapılmadan. Henüz perdeler kapanmadan...
"İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin ( ebedi hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır. " ( Al- i İmran / 14 )
9 Ağustos 2017