Dağ Nedir Şiirlerde Yara Dağlamak Nişan Damga Dağ-ı key
Türkçedeki engebeli arazi, yüksek tepe anlamına gelen dağ sözcüğünün eş seslisi olmasına rağmen anlamca farklı bir kelimedir.
Dağ sözcüğü sıva, boya, savaş, barış gibi hem fiil hem de isim kökü olabilen ikili- ortak veya ikiz kök “ denilen bir kelimedir. Yani hem dağlamak fiilinin kökü; hem de dağ ( yara ) isminin köküdür. Yani dağ kelimesi hem fiil hem de İsim olarak kullanılabilir.
Dağ kelimesi, yara, işaret, nişane ve nişane vurmak için dağlamak anlamındadır. Arapça karşılığı, “Keyy” kelimesidir. “ Dağ kelimesi insan veya hayvan bedenine kızgın demirle vurulan nişane veya damgadır. Veya tedavi amaçlı bir yere vurulan yakı ” [1]anlamındadır. Dağ kelimesi bu anlamları ile Divan ve halk şiirinde mecazlı ve cinaslı olarak çok sık kullanılmıştır. Dağ kelimesi Türk şiirinde unutulamayacak acı, keder, derin iz bırakan keder ve ıstırap manalarında türkülerde şarkılarda da çok sık kullanılmıştır.
Kalbimi dağlıyor hasret ateşi
Karardı gönlümün günü güneşi
Gönlümü gönlüne bağladım Ayşem
Aşkınla kalbimi dağladın Ayşem
Vefasız dilberi gördüm pınarda
Bu dertli sinemi dağladı gitti
Bir kez gazap ile yüzüme baktı
Kaşlarını yıkıp ağladı gitti Âşık Minhacı
Ah cânâ firkatinle sinemi ben dağlarım
Yâd edip eyyâm-ı vaslı dem be dem kan ağlarım Tatyos Efendi
Eski zamanlarda çeşitli yaraların mikrop kapmaması için kızgın şişlerle ve demirle dağlandığı bilinen bir tedavi şeklidir. Yılanın soktuğu yerin dağlanması da aynı nedenle yapılmıştır. Böylece yaralanan yerdeki etten vücuda mikrop yayılmasına engel olunmuştur.
Merhem olup onarma sinemde kanlı dağı
Söndürme öz elinle yandırdığın cerağı Fuzuli
ATalat Onay’ın belirttiğine göre eskiden delileri iyileştirmek için de kafaları dağlanır, hem de delilerin kafasında cin olduğuna inandıkları için delilerin kafasını kızgın demirlerle dağlayıp başlarına pamuk sararlarmış.[[2]
Yara için yakı yakmak, göğse, nişane için damga vurmak, dövme yapmak için dağlamak, ney’in deliklerini açmak için dağlamak, atlara veya hayvanlara damga vurmak için dağlamak, abdalların ve dervişlerin göğüslerine veya diğer yerlerine damga vurmaları şiirimizde mevzu olarak hep karşımıza çıkmıştır.
Ağardı berf ile yer yer çemende cism –i nihal
Niteki penbe –i dağ ile sine-i abdal Baki
Divan şiirinde sık sık karşımıza çıkan dağ ı- siyeh ise yaranın üzerindeki kabuk anlamındadır.
Dağ-ı siyeh sinemiz örtüldü mevc-i eşk ile
Bir gün ola ki Bakiya görmeye kimse karamız. Baki
Yaraya parmak basmak, yaraya, pamuk, sarmak, yarayı kapatmak şiirlerimizde geçen mevzulardandır. Aşk-ı da dağ- aşk ( aşk yarası ), gönül dağı, şiirimizde çok sık geçer. Bazen aşk yarası ile ilgili enfes izahlar ve hayaller kurulmuştur.
Sineme çektim o nazik bedenin sinesini
Dağ-ı aşkın bu gece tazeledim pembesini Nakkaş Sa’i
Aşk yarası hiç kapanmaz. Üzeri bazen pembe kabuklar bağlar ama her an yeniden açılır ve kanar.
Aşk yarası ilaç kabul etmezmiş
Bir gelirse daha dönüp gitmezmiş
Tıb ilminin aklı fikri yetmezmiş
Hatip ağlar, ebkem ağlar yarama... Abdürrahim Karakoç
Şiirimizde yara pek çok şeye benzetilir. Sevgili, kaşı, gözü, kirpikleri ile aşığını yarlar. Aşığın yarası aşığın hep şikâyet ettiği, ama onmasının da istenmediği bir yaradır. Yara sevgilinin âşıklarına çektirdiği hiç dinmeyen, hep kanayan, kabuk bağlasa da hemen açılan varlığından şikâyet edilen ama vazgeçilemeyen bir yaradır.
Kaynakça
[1] A. Talat Onay, Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB, İstanbul 1996, shf, 176-177
[2] A. Talat Onay, Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB, İstanbul 1996, shf, 176-177
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!