Destina” Şiirine Eleştiriden Öte Anlamlı Anlaşılır Kılmak Ve Geride Bir Gülümseme Bırakmak.
 
Bugün M.Nihat Malkoç kardeşimizin “ Destina” şiirine eleştiriden öte anlamlı anlaşılır kılmak ve geride bir gülümseme bırakarak izin verirseniz köşeme çekileceğim.
 
**“Dinin tıpkı bir madalyon gibi iki tarafı, iki yüzü vardır. Bir yüzde temizlikten ibadetlere, haram ve helallerden ticaret hayatına kadar uzanan kurallar, emir ve yasaklar… Diğer yüzde ise insanın iç dünyasını, gönlünü, akleden ve hisseden bir varlık olarak duruşunu, bakışını, sevgisini, nefretini konu alan derunî boyut… Yani “zahir” ve “bâtın”. Yüce dinimiz insanın bu iki yönünü bir arada, bir bütünlük içinde ele alır, işler ve ilahî nurlarla bezer. Zahir ve bâtının biri olmadan diğeri olmaz. İkisi bir arada, kapsamlı ve derin bir irtibatla birbirine bağlıdır.Sahih bir dindarlık ancak bu irtibatı koruyarak gerçekleşir.On dokuzuncu asırdan itibaren Materyalizm ’in ön plâna çıkmasıyla birlikte giderek her şey maddi, zahirî yani dış ölçülerle ele alınmaya başlanmış, din ve maneviyat adına ne varsa inkâr edilmiştir. Hatta o kadar ileri gidilmiştir ki, duyu organlarının algılayamadığı, pozitif bilimlerce doğrulanmayan her şey reddedilmiştir.Bu akım sadece dinin geri plâna itilmesi ve dinsizliğin moda oluşuna sebebiyet vermekle kalmamış, bir kısım Müslümanları, özellikle de bazı Müslüman ilim adamlarını etkilemiştir.
 
Bu etkinin halen devam eden bir sonucu olarak günümüzde keşif, keramet, tasavvuf, şefaat, evliya ve daha birçok manevi hakikati, hatta mucizeleri bile inkâr eden Müslüman ilim adamlarının sayısı geçmişe nazaran bir hayli artmıştır. Dinî hakikatlerin hemen tamamını maddi, zahirî bir yaklaşımla ele alan, her şeyi maddi kalıplara oturtmaya çalışan bu zahirperest insanların, zihniyet olarak manaya ait her şeyi inkâr eden materyalistlerle ortak yönlerinin bulunması dikkate değer bir husustur. Zahir ve bâtının hükmü...
 
Her şeyden önce, kişinin mümin sayılabilmesi için iman, tasdik, muhabbet gibi, bâtınî amellerden bir bölümünün bulunması şarttır. Ayrıca Kur’an ve Sünnet ’in koyduğu hükümlere göre, zahir ve bâtın amellerin bir kısmı herkes için farz-ı ayındır. Mesela bedenle, zahiren beş vakit namaz kılmak farz olduğu gibi, o namazı kalben riyasız, gösterişsiz ve sırf Allah rızası için kılmak da farzdır. Eğer ihlâs olmazsa ibadet boşa gitmekle kalmaz, kişi ibadeti sebebiyle ceza da görebilir.
İslâm’ın zahirî emir ve yasaklarına uymadan insanın bâtınını düzeltmesi mümkün olmadığı gibi, zahirsiz bâtınî amellerin de bir faydası da yoktur. Zahir ve Bâtın ismi: Zahir ve Bâtın her şeyden önce Allah Teâlâ Hazretleri’nin isimlerindendir. Ayet-i kerimede: “O evveldir, ahirdir, zahirdir, bâtındır.” (Hadid, 3) buyurularak, Cenab-ı Hakk’ın dört ismi zikredilmektedir ki, bunlar “ana isimler ”den sayılmıştır.
Şu halde zahir-bâtın, aşikâr-pinhan, açık-gizli O’dur. Allah zatı itibarıyla gizlidir. Zatının hakikati duyu organlarıyla bilinemez. Diğer bir cihetle de Allah zahirdir; varlığı her şeyde aşikârdır. Çünkü kâinattaki her şey O’nun varlığına delildir. Sıfatlarının tezahürüyle, ilim ve kudretinin tecellisiyle varlığı apaçık olarak bilinmektedir.”**
 
Zahirde görünen batına uymaz
Hayat bir nehirdir, akar Destina!...
Aklın dediğini yüreğin duymaz
Hasret köz misali, yakar Destina!...
 
Olağanüstü bir güzellikle insanın bedeninde var olan gönlün, insanın hayatta var olma gücüne sahip olmasını sağlayan güzelliği ile üstün nitelikleri ile güzelliğini şair kardeşimizin, gönlünde kalemiyle gönlümüze aktarmasına gelin birlikte şahit olalım.
Ne güzel bir girişle başlamış kardeşimizi şiirine” Zahirde görünen batına uymaz” Zahir- açık belli, dış görünüş, dış yüzey- görünen, batın-İç, gizli görünmeyene uymaz. Kısacası bilinen bir olay görünen yüzüyle görünmeyen belli olmayan gerçek yüzüyle aynı olmaz. Mesela Algılayabildiklerimiz-“*Algılayamadıklarımız... Sınır kavramı… Bu gözümüzle gördüğümüz her şey, "zâhir" kelimesi kapsamına girer. “Bâtın” dediğimiz şey de, bu göz ve kulakla, beş duyuyla algılayamadığımız her şey... Nasıl oluyor, görüş alanı içinde olup da, bakmaya rağmen, algılayamamak nedir? Esasen, “Bâtın”, tamamiyle “Zâhir” olanın ta kendisidir! Şöylede açıklana bilinir” “Ölüm” denen bedeninin kullanılmaz hâle gelmesi dolayısıyla, artık bedenini kullanamama ve dünya ile iletişiminin kopması hâlini her bilinç yaşayacaktır... Bilinci en sağlıklı zamanındaki gibi, şuuru yerinde olarak! Tattıktan sonra da, gene aynı şekilde şuuru yerinde, bilinçli olarak yaşamına devam edecektir kabir boyutunda.
Esasen, “Zâhir”, tamamiyle “Bâtın” olanın ta kendisidir!
“Bâtın”, algılayabildiğin anda, “Zâhir” olur…
“Zâhir”, algılayamadığın süreçte “Batın’dır!
Yani değişen, “Zâhir” ve “Bâtın” değil; senin algılamandır!
Kavradığın, “zâhir”dir; kavrayamadığın ise “bâtın”!
Karşındakinin veya yöneldiğinin hakikatini seyredebiliyorsan, “bâtın”ı artık “zâhir”dir sana! Seyredemediğin sürece hakikatini, “Zâhir”, ”Bâtın”dır sana!*”
“Hayat bir nehirdir, akar Destina!” Hayat akan bir nehirdir Destina, Destina- Kader, yazgı- Kardeşimiz bu arada kaderi yazgısı ile muhabbet etmektedir.” Aklın dediğini yüreğin duymaz-Hasret köz misali, yakar Destina!” bazen insan duymaz duymak istese de duymak istemez rahatına düşkün olan insan es geçer, araya hasret girer insanın kendi eliyle ateşten kor gibi yakar, ey kaderim ey yazgım diyerek. Gerçekten insanlar birbirini az sevse, birazcık gelse ne hasret ortada olacak nede ayrılıklar insanı yakacak…
 
Elem denizinde yüzer dururum
Seni uzaklardan süzer dururum
Mecnûn'um çöllerde gezer dururum
Kalp göğümde şimşek çakar Destina!
 
İşte insanın bu ayrılık kapısını açmasıyla duymamasıyla elem-acı üzüntü keder-  denizinin içinde yüzer dururum, derman olan karaya çıkamam, ey kaderim ey yazgım seni uzakta izlerim, senin içinde yok böyle ayrılık, sendeki ayrılık kavuşmayı özendirmek göstermek için vardır. Oysa insandaki ayrılık kapısı açılmamak üzere kapalıdır, bilirim gözlemlerim. Mecnun gibi çöllerde gezer dururum ararım, insanı o güzel gönlündeki devayı, lakin kurumuş çöl gibi olmuş o çöllerde gezerim bulamam, kalp göğsümde yakan şimşekleri çakar, karanlığıma ışık olur lakin hala bulamam insanın gönlündeki kavuşma kapısını, açamam bu kapıyı gezer dururum.
 
Yananın hâlini yananlar bilir
Canın çektiğini cananlar bilir
Aşkın şarabını kananlar bilir
Hayalin camlardan bakar Destina!...
 
Gönülde insanın kadrini değerini acısını gören hisseden, bu uğurda yol alan, acıyı derman olmak için gece gündüz yanmayı karanlığa gönlü ile mum olmayı bilenler bilir yananın halini, işte bu uğurda sıkıntıyı gören hisseden cananda aşkla bilir ve görür, aşk denilen güzelliğin ne olduğunu aşkın şarabını-bildiğimiz şarap değildir-“ Şarap ise, çoğu kere insan-ı kâmil sohbeti, aşığı vecde getiren Kur'an ve musiki dinleme anlamında sema ve ilahi varidatlar (gelmelere) vesile olan tefekkürdür. Alıntıdır” Bendeki hayalin ey kaderim ey yazgım bunlara camlardan bakar.
 
Neyleyim baharı, güzdeyim güzde
Yokuşa tırmandım, değilim düzde
Yürekte ne varsa okunur gözde
Geceler gündüze çıkar Destina!...
 
Bilmedikten varmadıktan sonra neyleyim baharı derken şair kardeşimiz hep güz ayındayım der, yani sonbahar ayındayım bu halde olursam, bilmezsem varmazsam… Hep yokuşa tırmandım değilim düz yolda, yollar her zaman düz değildir bazen yokuşa çıkar insan zorlanır… İnsan gönlünde ne varsa o okunur gözünde, işte gönülde varsa karanlığa yanan bir mum, geceler gündüz olur ey kaderim ey yazgım-Destina-
 
Elâ gözlerimde asılı kaldın
Kalbim kristaldi, taşlara çaldın
Belki hakikattin, belki masaldın
Gönül sensizlikten bıkar Destina!...
 
Ela gözlerimde asılı kaldın, sen gitsen de nereye baksam seni görürüm, burada kadere yazgısına sitem ederek, kalbim kristaldi taşlara çaldın belki bu dünyada yaşadığım seninle hakikat iken öldükten sonra masal olurken, sen yoksan ey kaderim yazgım yolum varıl noktam sen yoksan, gönül sensizlikten bıkar Destina.
 
Pimini çekmişim duygularımın
Katili olmuşsun uykularımın
Tek sebebi sensin kaygılarımın
Bu ahval canımı sıkar Destina!
 
Duygularım karma karışık bazen seçmez fark etmez bir bomba gibidir pimi çekilmiş patladı patlayacak, aslında kader yazgının görevi ayıktırmak göstermek varmak isteyince vardırmaktır, kardeşimiz burada değişik bir yorumla, katili olmuşsun uykularımın derken, gecelerim uykusuz vardırmak istediğin insana varamayınca ayrılık kapısını kucaklaşma kapısına açamadığım için uykusuz bırakırsın, işte sen ey kaderim ey yazgım sen var olduğun için ben kaygı duyarım seninle vardır kaygı fikrin sancısın çekmek, insana varmanın çiçeklerle dolu bahçesine varırken cennete varmış gibi cennetin kapısını açmış gibi olurum seninle, işte bu varamamam bu durum canımı sıkar ey kaderim ey yazgın ey Destina.
 
Bu güzel şiir’i ile bu güzel duygu ve hisleri bizi yeniden anlamamıza kavramamıza vesile olan M.Nihat Malkoç kardeşime sizlerin adına teşekkürler ediyorum, selamlarımla…
Mehmet Aluç
 
*Alıntıdır Ahmet Hulusi’de kavramlar.
**Alıntıdır ilim cephesi.com dan