
“Dışarıda kar yağıyor,
Benim içime yağmur,
Ağlama göz bebeğim biraz daha dur...” N.Çelik
Dur! Azıcık dur. Ne olur dur... İnsanın etrafında kar yağarken, içinde ateş yanar mı? Sırtında cansız evladını taşırken, gözü görür mü, kulağı duyar mı? Sırtındaki yükün ne olduğunu bile bile her adımda bastığı yere bakar mı? Ayakları, dizleri tutar mı? Sırtında yanan ateşin yaktığı yüreği hangi içten söz teselli eder? Her adımda sırtına vuran canının cananı incinecek diye nasıl yürür bir baba? Hangi soğuk üşütür şimdi beni? Hangi yağmur ıslatır? Hangi gerçek ateş yakar şimdi elimi ayağımı? Omzuma dokunsa bir el, dönüp bakar mı gözlerim? Vursanız canım acır mı? Canım, cananımda iken, hangi can kendisini düşünür ki?
Tüm umutlarımın yıkıldığı, yalan olduğu, öfkemin vücut bulduğu, isyanımın dalga dalga içime aktığı an, böyle bir sınava tabi olmanın verdiği acımı kim ölçer? Hangi sabır taşı çatlamaz, hangi beden böyle bir sınavı hak etti yaşarken? Gerçeğin soğuk tokadını hangi adalet hakkın budur diyerek vurdu bana? Hangi tevekkül beni koydu böyle bir sınava?
Biz, daha demincek, karanlık dediğimiz ve insanlık onuruna yakıştıramadığımız her şeyi, hümanizm ile bir çırpıda silip atmamış mıydık? Her şeyi başlatan, ve bizlere “bir insanı sevmekle başlayacak her şey “ dedirten, bize koca bir akıl ateşini yaktıran insanca düşünmek değil miydi? Yoksa yalan mıydı tüm bu söylenenler? Ele geçmez ütopyalarla mı kandırıldık? İdeallerin güzelliğinde tozpembe bir dünya hayaline mi inandı insanlık? Eline elma şekeri verilen bir çocuğun sevincine mi kandık? Hani, insanlık onuru her şeyin üstündeydi? Hani düzenin dişlileri arasında araç değil, amaç olacaktık? Şairin sorduğu gibi; “bir nefes senden olsa, olur mu?” Olmaz mı, olamaz mı gerçekten? Birbirimize nefes olamaz mıyız biz? Bireysel ve egoist bir hayatın koynunda tükettiğimizin çokluğu nispetince yalnızlaşarak mı yaşayacağız?
Ne olur biri çıkıp bana cevap versin. Yalvarıyorum. Ne olur bana bir şey söyleyin. Biri çıksın yalan söylesin bana. Kandırsın beni. Uyandırmasın beni bu rüyadan, ne olur… Çünkü söylenecek her güzel yalana inanmaya hazırım ben! Gördüklerimize başımızı çevirerek yok sayamayız çünkü. Tek ve biricik hediye verilen hayatımızı daha ne kadar duyarsız ve bencil yaşayabiliriz ki? Yaşadıklarımız ve insanlık tarihi idrakimiz için yeterli değil mi? Sadece kendi başımıza gelince mi anlayacağız birbirimize nefes olmak gerektiğini?
Ne garip! Hayat her şeye rağmen devam ediyor. İçinde yaşadığımız dünyanın sizin için bir yerde takılıp kalmak gibi bir lüksü yok. Acımasızlığı buradan geliyor sanırım! Umut etmenin geçmişe değil de, sadece geleceğe dönük tek bir yüzü olduğunu anlayınca, yaşadıklarımızı kabul etmekten başka yapabilecek hiçbir şey kalmıyor bizlere sanırım.
Hayat, bisiklete binmeye benziyor, iki teker üstünde kalabilmek için bisikletin pedallarını devamlı surette çevirmek zorunda olduğunuzu, ancak çok geride kalınca ve durunca anlıyorsunuz…
Hayatı olduğu gibi kabul etmenin bizler için bir seçenek değil, bir kaçınılmaz son ve zorunluluk olduğunu anladığımız anlar, ayaklarımızın yerden kesildiği anlar oluyor çoğu zaman..
Hayatın acılarla beraber yaşandığını ön koşul olarak kabul etsek bile, dilerim sadece katlanılır acılar versin yaratan hepimize.. (sâlik, 14 Aralık 2015)