Derya Deniz Bahr- Şiirimizde Deniz ve Çağrışımları

 

Farsça kökenli  ve dilimize  deniz kelimesinin eş anlamlısı olarak giren bir kelimedir. Arapça karşılığı bahr ,yemm ve  ummandır.  Deniz kelimesinin geniş ve sonsuzluk manasından hareketle bilgili,  bir şeyin bol olduğu yer anlamalarına gelecek şekilde de kullanılır.

Abdülkerim Dinç’e (2001: 1) göre: “Türklerde deniz (tengiz) sözü, küçük ırmak ve göllerden büyük okyanuslara kadar verilen umûmi bir addır.”[1] Bu nedenle  “bol olan”  anlamını da çağrıştırdığı için bazı nehirlere  ve göllere de derya denir. Siriderya, Amuderya, Hazar Denizi, Bahr-i Lut (Lut Gölü), gibi.

Derya kelimesi hem temel, hem yan, hem de  mecaz anlamları ile  şiirimizde en çok kullanılan kelimelerden olmuştur. Derya kelimesinin Arapça karşılığı olan bahr kelimesi ile kurulmuş olan Bah- ebyaz ( Akdeniz) , Bahr-i asfar ( Karadeniz)  Bahr-i nil, Bahr-i Muhît, kelimelerine de şiirimizde rastlanılır.

Ebruvanım iki göz cisr-i metindir guya
Dembedem gözyaşı akan iki deyaçe-i  Şat         Beliğ

Kaşlarım iki gözde sağlam köprüler gibidir. Altından  iki deryadan oluşan Şat nehri ( Şatt’ülarap Fırat ve Dicle’nin birleşmesi ile oluşur.)  geçer.

Cihan-ı ara cihan içredir. ârayı bilmezler
O mâhiler ki derya içredir. Deryayı bilmezler      Hayali

Cihanın güzelliği cihanın içindedir, güzelliği bilmezler O balıklar ki derya içindedir deryayı bilmezler

Taştı yaşım deniz gibi sâhili vü kenârı yok
Mevc-i gam-ı zamâneden fülk-i dilin karârı yok    Ahmet Paşa

Derya kelimesi temel anlamından daha çok büyüklük, genişlik, sonsuzluk, derinlik, bolluk  gözyaşı, aşk, cömertlik, düşünce, fikir, engin bilgi, şeyh, âlim,  hakikat, ilim, güzellik, lütuf, inayet,  sevdanın büyüklüğü şarap, bilgi, anlam derinliği, gibi anlamlara gelecek şekilde  karşımıza çıkar.  

Tabiş -i mey kim izarın sürh- reng-âmiz eder.
Ab- ruyun sağar- ı derya-yı ateş- hiz eder.      Fehim-i kadim

Görmedi lutfu denizinde inâyet gevherin
Gözlerim gerçi dem-â-dem la'l ile mercân döker Şeyhî

Mahabbet içre giriftâr-ı hecr olan âşık
Denizlere düşüben tu me-i neheng oldı”   Bâkî
Aşk denizine düşen âşık, ayrılığa zor dayanır

Derya keş ve derya nuş tabirleri ise ayyaş anlamına gelir.[2]

Çekse humlar gayrılar kimse demez sarhoş
Bendeniz çeksem eğer derler ne derya nuş olur    Sami

Başkaları küpler dolusu içse kimse ona sarhoş demez, ben bir yudum çeksem ne kadar içiyor derler.

Bir zaman Rum’da  derya – keş idik ey saki
Şimdi İran’da kannat ederiz çay ile biz       Münif Paşa

Deniz kelimesi temel, mecaz ve yan anlamlarıyla birlikte pek çok ilgili imge, imaj nesne ve eylemi çağrıştırır. Mâhî (Balık) , Gavvâs-ı Güher (dalgıç)  lenger( çapa) sefine- Keşti  (  Gemi, vapur) Levend,  Zevrak (Sandal, kayık) sedef, inci, mercan, kayık, gemi, sandal, katre (damla) , dalga (mevc, emvaç dalgalar), gibi kelimeleri çağrıştırır. Deniz, bahr ve derya ile pek çok terkip de kurulmuştur.

yemm-i bî-kenâre ( sınırsız deniz) bahr -i âzâ m (büyük deniz), bahr -i asuman (gök -semâ denizi) bahr -i bî -pâyân (kıyısız deniz) , bahr -ı cûd (cömertlik denizi) bahr -i efkâr (düşünceler denizi) , bahr -i eşk (göz yaşı denizi) bahr -i gevher (cevher denizi) , bahr -i fenâ (kötülük denizi)…. Deniz, derya ve bahr kelimeleri pek çok eylemi de çağrıştırır: çoşmak, girdaba kapılmak, taşmak gark olmak helak olmak, bahr -i gam (keder denizi) [3]

Deniz tasavvuru çoğu kez gizli olarak veya denizi çağrıştıran sanda, dalga, imajları ile verillir.

Yine zevrak- ı derunum kırılıp kenare düştü
Dayanır mı şişedir bu reh-i sengi sare düştü.    Şeyh Galip

( Yine gönlümün kayığı kıırlıp kenara düştü. Tıpkı taş bir yola düşen şişe gibi.

Bahr-i sîm-âb yaşum zevrak-ı lalîn çeşmüm
Gel deniz yüzlerin ol zevrak ile seyr eyle     Bâki

Leb –i derya terkibi divan şiirinde sık sık karşımıza çıkan bir tabirdir. Leb i derya  denizin dudağı. Deniz kenarı, deniz kıyısı, sahil anlamına gelirken şairler dudak ve deniz kelimeleri üzerinde anlam oyunları yapmışlardır.

Ey gönül sahn-ı çemende leb-i derya  faslın
Bir sanemle idegör kam alasın dünyadan      Nedim.

Âlem-i âba koyulmağa leb-i deryâda
Beykoz’a gitmiş idüm bir gözü bâdâm ile ben    Haşmet
Badem gözlü sevgili ile denizin kenarında su âlemi yapmak için Beykoz’a gittim.

Yoksa bir dişleri dür kâmeti serv olamayıcak
Ne biter sahnı çemenden ne  çıkar deryadan

Valsını bulmak dilersen aşka gavvâs ol yürü
Âşina ol bahr ile ey dürr-i şeh-vâr isteyen     Ahmet Paşa


Deniz ile İlgili Telmihler

Deniz kavramı, inci ve mercanların denizden çıkarılması, dalgıç, Hızır’ın yunus balığının  karnında karaya çıkması, Hz Süleyman’ın karaların ve denizlerin sultanı olması, Nuh Tufan’ı  olaylarına da telmihi gerektirir.

Süleymân mesnedinden dîv-i güm-reh rağbetin kesdün
Denizde hâtem-i hükm-i Süleyman’dan haber verdüm           Fuzûlî

Gussa denizi garkasını itmege halâs
Hak hâzır etti sebzeyi her yerde Hızr-vâr      Necatî Beg

Erse deniz kulağına sözün cevâhiri
Olur sadef içinde dür-i şâh-vâr âb      Ahmet Paşa

Hasretinden sanemâ bağrımıza kan dökülür
San ki Nûh âfetidir bahrına tûfân dökülür”     Şeyhi

“Tasavvufî edebiyatta deniz vahdeti, damlalar ve dalgaları kesreti simgeler.” Ummân, ermişliği, katre ise cehli veya  talibi simgeler. Tasavvufta deniz vahdettir. Tasavvufi şiirde  deniz ve derya yaratanın simgesidir.” [4]

“Ey bahr-i halâvet sen hoş terbiyyet eylersin
Misl-i sedef olmuş ten dürr ü güher olmuş dil     (Erzurumlu İbrâhim Hakkı).

Tasavvufta deniz Yaratanı simgelerken, her bir inançlı kul ise katre’ye benzetilir. Irmakların denize ermek için yaptığı yolculuk hayat imtihanı ve tarikat yoludur. İhvan, talip ve derviş  başlangıçta bir damla iken tarikata karışarak deryaya ( yaratana ) ulaşma macerasına girer. Tarikatta  çekilen çileler  damlanın denize doğru ulaşma varlık âleminde birle bütünleşerek yok olmak yolculuğuna benzetilir.



KAYNAKÇA


[1] Dinç, A. (2001). Deniz Şiirleri Antolojisi. Ankara: Akçağ Yayınları.

[2] A.T. Onay, Edebiyatımızda Mazmunlar ,  MEB, İst. 1996, shf 183

[3] Geniş Bilgi için Bkz: Betül MUTLU DİVÂN ŞİİRİNDE DENİZ İMGESİ VE ŞİİR ÖĞRETİMİNDE KULLANILMASI, DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ,YÜKSEK LİSANS TEZİ, İzmir, 2012

[4] Cemal Kurnaz, GÖNÜL,    DİA cilt: 14; sayfa: 152