Doğaçlama ( Abuzeyit kuyusu, Acemhöyük )
Acem kızı zülüf dökülmüş yüze, elinde testisi koyulur yola, Abuzeyit kuyusundan su çekmeye, üç mahallenin delikanlıları dizilmişler yol boyu
gizliden kaş, göz atan'da,
Acem kızı çekingen, hafif baş eğik al beniz olup kaş altından bakanda,
Acem kızı sana vurgun Türkmen beyi
Sensiz neylesin dünya malı
Bırak düşsün testin kırılsın,
Biraz daha kuyu başında kal Acem kızı
Er seç Acem kızı mert olsun,
Abuzeyit kuyusundan su içen boydan olsun,
Gözlerindeki alev yaksın yüreğini,
Aman ha Acem kızı aman
Seçtiğin boy boylanıp soy
Soylanmış Türkmen olsun.
Abuzeyit kuyusu evlilik adına sevdalıklara kor olur, rıza görürse ebeveynlerden düğünler şen olurdu. Şimdilerde ise o güzelliklerin hatıralarda kaldığı anlatıla gelir birinci kuşaktan.
(Abuzeyit kuyusu Aksaray Yeşilova'da üç mahallenin içme suyunu karşılarmış, şimdilerde yerini çeşmeler aldı, kuyunun içi doldurulmuş olup, kör bir kuyunun yıllara sitemini dile gettirmek acizane bana düştü )
Maalesef unutulmaya yüz tutmuş, bir gelenekte bayramlarda üç mahalleden
Acemhöyük'e çıkılır, tam bir eğelenceye dönüşür sarmaş dolaş bayram kutlanırdı.
Süslenipte Acemhöyük'e çıkanda,
Eğlen orada kal Acem kızı,
Çekingen gizli, gizli kaş altından bakanda,
ne canlar yakıyon gül Acem kızı.
Kurban bayramında çok aşık atmışam duvarları kerpiçten evde yatmışam, ayçiçeğini kavurup torbalayıp bardakla satmışam, para kazanıp yirmibeş kuruş verip, tüpçü dükkan sahibi emminin üç tekerlekli pisikletiyle belediye parkını tur atmışam,
( Aşık kemiği çift tırnaklı hayvanların ön dizlerinde bulunan bir eklem kemiği,
Aşık oyunlarında kullanılmadan önce, birtanesinin içi oyulup kurşun akıtılarak ağırlaştırılıp, bu oyunda ana Aşık olurdu, oyun içinde dik durması sağlanırdı, oyunun deyimiyle Aşık kaydı denirdi.)
( Pisiklet turu bayramlarda cüzi bir para karşılığı yapılırdı, çocuklar bayram harçlığından öderdi, tabi o zamanlarda kasabada kaç pisiklet vardı bilinmez )
Zaman işte geçmişe özlem duyar yad ettirir, anılarda kalanları klavye başında kağıda döktürür.
Acemhöyükte tarih yatar, arkeologlar gelir, yazıp, çızıp hemde kazdırırlar, çıkarılan eserleri müzelerde sergilenir.
Elli altı yıldır Acemhöyüğün bağrı eşilip işkence uygulanır.
Acemhöyük sende bıkmadın,
Yeşilova'yı bastı toz, sardı toz bulutu.
(Acemhöyük, Anadolu'nun 4 bin yıl önce en gözde maden üretim merkeziymiş. Akad ve Hitit yazıtlarında adı geçen ünlü Asur kenti Puruşhattum. Bugünkü ismiyle Acemhöyük, Anadolu'nun en büyük höyüklerinden olup, 1962 yılında kazı çalışmaları başlamış, halen devam etmektedir. Ondan olsa gerek tozu eksik olmaz Yeşilova'nın.)
Acemhöyük ismini Azarbaycan Hoy'dan gelen Türkmenlerden almıştır. ( Hoy şimdi İran sınırlarında kalmıştır) 1928'den beri belediyelik olan Aksaray Yeşilova kasabasının değiştirilmeden önceki ismide Acem'idi
Minnet duyardık, Ulu ırmağa dolu, dolu akardı çöle, saz olurdu.
Kasabalıya pay edilir, yaz'ın tırpanlanıp damda otluklarda yer alır, kışın sağan sığırına yem olurdu.
(Sağan sığrı günlük sağılan büyük baş hayvanlar, baharla başlayıp, yaz bitene denk sabahtan kasabanın bir yerinde toplanır, yerleşim alanı dışında olan yaban dediğimiz otlak yerlere çobanlar yaylıma götürür, akşama doğru da yerleşim alanına girerken hayvanları salıverirlerdi )
Sağan sığrı dedimde aklıma geldi Yaman
( Yaman, iki camızımızdan (manda) biri diğeri Mazlum'du, yaman çok aksiydi, dönüşte doymadığından olsa gerek, kaytarıp eve gelmezdi, artık kimin tarlasına kimin yoncasına saptı kim bilir, araya, araya bir hal olur geçerdi zaman.
Arada bir gelip doğduğum yer, Yeşilova'yı yokluyam, nefes çekip iğde kokuların depoluyam, hasretinden düştüm yorgun, toprağında uyukluyam.
Gurbette vefat edersem kefenim burda dürüle, göz yaşı dökerim hasretim dinsin diye.
Fırsat buldukça gelirim ziyaretine, asıl gurbetlik sendeymiş uzaklardayım diye.
Komşunun puharı'sı (baca) tüter gidip ateş alırdık, isli ocağımızda köz olup, içi kalaylı kara kazanda su kaynar caada suya çimerdik,
kışın çok kar yağar, ayaz geçerdi, soba, odun, kömür hayaldi, ocak'ta yakardık kerme ile tezek, yufka yapmak için tandırda yerini alırdı, saçkı ile ayçiçeğin sapı.
( Ateş almak, o zamanlarda yakmak, tutuşturmak için bir şeylerin yok denecek kadar az olduğundandır, hatta bir deyim var oda burdan gelir, kısa olan misafirlik için kullanılır, ateş almayamı geldiniz )
( Saçkı iri saman ve gazelle karıştırılmış davar gübresi )
Baharın davarla birlikte, Acem çölüne yatılı göç olur, koyunun ardı sıra kuzular meler,
sabah, akşam sağması güç olur, çökelek, tulum peynir tutulup, pindiri göğülü'de (küflü) oldumu daha bir leziz olur. Kıramından (kaymak ) höşmerim yapılıp afiyetle yenir.
Savurdu rızkullah her birimizi bir yere, nasıl bir dünyadır doğarsın, büyürsün sanki doğduğun yer seni doyurmaz.
Diyemedik istemem artık ne yer, ne gurbet nede kâr, gezdik gurbeti diyar, diyar.
Yeşilovam yaş geçiyor, dünya'ya baki değiliz ya, ömür azalıyor, çok şükür fırsat oldu gelip görüştük, gidenleri gelenleri konuştuk, unutulmasın diye sılayı rahim ettik, bir daha gelip görüşemesekte, aklımda sen canlı kalacak unutulmayacaksın.
Gel helalleşelim, belki bir daha zaman vermez aman
Söylen anasının kara Mahmut'u söylen, yaza, yaza tükendi kalmadı sayfan,
eyvah geçiyor ömür, azaldı zaman.
İğde kokulular zamanınızı aldım, hakkınızı helal edin. Selam ve dua ile
Mahmut Mun
gizliden kaş, göz atan'da,
Acem kızı çekingen, hafif baş eğik al beniz olup kaş altından bakanda,
Acem kızı sana vurgun Türkmen beyi
Sensiz neylesin dünya malı
Bırak düşsün testin kırılsın,
Biraz daha kuyu başında kal Acem kızı
Er seç Acem kızı mert olsun,
Abuzeyit kuyusundan su içen boydan olsun,
Gözlerindeki alev yaksın yüreğini,
Aman ha Acem kızı aman
Seçtiğin boy boylanıp soy
Soylanmış Türkmen olsun.
Abuzeyit kuyusu evlilik adına sevdalıklara kor olur, rıza görürse ebeveynlerden düğünler şen olurdu. Şimdilerde ise o güzelliklerin hatıralarda kaldığı anlatıla gelir birinci kuşaktan.
(Abuzeyit kuyusu Aksaray Yeşilova'da üç mahallenin içme suyunu karşılarmış, şimdilerde yerini çeşmeler aldı, kuyunun içi doldurulmuş olup, kör bir kuyunun yıllara sitemini dile gettirmek acizane bana düştü )
Maalesef unutulmaya yüz tutmuş, bir gelenekte bayramlarda üç mahalleden
Acemhöyük'e çıkılır, tam bir eğelenceye dönüşür sarmaş dolaş bayram kutlanırdı.
Süslenipte Acemhöyük'e çıkanda,
Eğlen orada kal Acem kızı,
Çekingen gizli, gizli kaş altından bakanda,
ne canlar yakıyon gül Acem kızı.
Kurban bayramında çok aşık atmışam duvarları kerpiçten evde yatmışam, ayçiçeğini kavurup torbalayıp bardakla satmışam, para kazanıp yirmibeş kuruş verip, tüpçü dükkan sahibi emminin üç tekerlekli pisikletiyle belediye parkını tur atmışam,
( Aşık kemiği çift tırnaklı hayvanların ön dizlerinde bulunan bir eklem kemiği,
Aşık oyunlarında kullanılmadan önce, birtanesinin içi oyulup kurşun akıtılarak ağırlaştırılıp, bu oyunda ana Aşık olurdu, oyun içinde dik durması sağlanırdı, oyunun deyimiyle Aşık kaydı denirdi.)
( Pisiklet turu bayramlarda cüzi bir para karşılığı yapılırdı, çocuklar bayram harçlığından öderdi, tabi o zamanlarda kasabada kaç pisiklet vardı bilinmez )
Zaman işte geçmişe özlem duyar yad ettirir, anılarda kalanları klavye başında kağıda döktürür.
Acemhöyükte tarih yatar, arkeologlar gelir, yazıp, çızıp hemde kazdırırlar, çıkarılan eserleri müzelerde sergilenir.
Elli altı yıldır Acemhöyüğün bağrı eşilip işkence uygulanır.
Acemhöyük sende bıkmadın,
Yeşilova'yı bastı toz, sardı toz bulutu.
(Acemhöyük, Anadolu'nun 4 bin yıl önce en gözde maden üretim merkeziymiş. Akad ve Hitit yazıtlarında adı geçen ünlü Asur kenti Puruşhattum. Bugünkü ismiyle Acemhöyük, Anadolu'nun en büyük höyüklerinden olup, 1962 yılında kazı çalışmaları başlamış, halen devam etmektedir. Ondan olsa gerek tozu eksik olmaz Yeşilova'nın.)
Acemhöyük ismini Azarbaycan Hoy'dan gelen Türkmenlerden almıştır. ( Hoy şimdi İran sınırlarında kalmıştır) 1928'den beri belediyelik olan Aksaray Yeşilova kasabasının değiştirilmeden önceki ismide Acem'idi
Minnet duyardık, Ulu ırmağa dolu, dolu akardı çöle, saz olurdu.
Kasabalıya pay edilir, yaz'ın tırpanlanıp damda otluklarda yer alır, kışın sağan sığırına yem olurdu.
(Sağan sığrı günlük sağılan büyük baş hayvanlar, baharla başlayıp, yaz bitene denk sabahtan kasabanın bir yerinde toplanır, yerleşim alanı dışında olan yaban dediğimiz otlak yerlere çobanlar yaylıma götürür, akşama doğru da yerleşim alanına girerken hayvanları salıverirlerdi )
Sağan sığrı dedimde aklıma geldi Yaman
( Yaman, iki camızımızdan (manda) biri diğeri Mazlum'du, yaman çok aksiydi, dönüşte doymadığından olsa gerek, kaytarıp eve gelmezdi, artık kimin tarlasına kimin yoncasına saptı kim bilir, araya, araya bir hal olur geçerdi zaman.
Arada bir gelip doğduğum yer, Yeşilova'yı yokluyam, nefes çekip iğde kokuların depoluyam, hasretinden düştüm yorgun, toprağında uyukluyam.
Gurbette vefat edersem kefenim burda dürüle, göz yaşı dökerim hasretim dinsin diye.
Fırsat buldukça gelirim ziyaretine, asıl gurbetlik sendeymiş uzaklardayım diye.
Komşunun puharı'sı (baca) tüter gidip ateş alırdık, isli ocağımızda köz olup, içi kalaylı kara kazanda su kaynar caada suya çimerdik,
kışın çok kar yağar, ayaz geçerdi, soba, odun, kömür hayaldi, ocak'ta yakardık kerme ile tezek, yufka yapmak için tandırda yerini alırdı, saçkı ile ayçiçeğin sapı.
( Ateş almak, o zamanlarda yakmak, tutuşturmak için bir şeylerin yok denecek kadar az olduğundandır, hatta bir deyim var oda burdan gelir, kısa olan misafirlik için kullanılır, ateş almayamı geldiniz )
( Saçkı iri saman ve gazelle karıştırılmış davar gübresi )
Baharın davarla birlikte, Acem çölüne yatılı göç olur, koyunun ardı sıra kuzular meler,
sabah, akşam sağması güç olur, çökelek, tulum peynir tutulup, pindiri göğülü'de (küflü) oldumu daha bir leziz olur. Kıramından (kaymak ) höşmerim yapılıp afiyetle yenir.
Savurdu rızkullah her birimizi bir yere, nasıl bir dünyadır doğarsın, büyürsün sanki doğduğun yer seni doyurmaz.
Diyemedik istemem artık ne yer, ne gurbet nede kâr, gezdik gurbeti diyar, diyar.
Yeşilovam yaş geçiyor, dünya'ya baki değiliz ya, ömür azalıyor, çok şükür fırsat oldu gelip görüştük, gidenleri gelenleri konuştuk, unutulmasın diye sılayı rahim ettik, bir daha gelip görüşemesekte, aklımda sen canlı kalacak unutulmayacaksın.
Gel helalleşelim, belki bir daha zaman vermez aman
Söylen anasının kara Mahmut'u söylen, yaza, yaza tükendi kalmadı sayfan,
eyvah geçiyor ömür, azaldı zaman.
İğde kokulular zamanınızı aldım, hakkınızı helal edin. Selam ve dua ile
Mahmut Mun
♡