DOĞAL GRİP AŞISI
Yusuf Bilge · 14.12.2015
· Deneme
DOĞAL GRİP AŞISI
Kış mevsimiyle birlikte soğuk algınlığı, nezle,
grip türünden rahatsızlıklarda da bir artış görülür. Geçmiş yıllarda dünya
çapında öldürücü yeni tip bir grip salgınına karşı ortaya çıkan panik
atakla devletlerin önleyici aşıyı tedarik etmekte birbirleriyle
yarıştıklarını görmüştük. Daha sonra bunun ilaç sektörünün bir
düzenbazlığı olduğu belgeleriyle kanıtlanmıştı.
Küresel
kapitalizm insan sağlığını ilgilendiren konuları bile istismar ederken
sınır tanımasa da, serhat boylarından konuyla ilgili bir hatıramı ve
üzerimde sınadığım bir deneyin sonuçlarını sizlerle paylaşmak istedim...
Bindokuzyüzseksenbir
senesinin şubatıydı. Kars Şahnalar Hudut Taburu’nda yedek subaydım.
Görev yerim Görentepe Sınır Karakolu idi. Karakolun alt tarafında eski
adı Başşöreyel olan Karapapaklarla meskun Çetindurak Köyü
bulunmaktaydı.
Bu köyün eşrafından Kazım Kara iri, yarı heybetli hoşsohbet bir adamdı.
Bir
gün karakola soluk soluğa bir genç gelerek Kazım emminin ölmek üzere
olduğunu, helalleşmek için beni çağırdığını söyledi. Yanına vardık.
Gerçekten de yarı baygın, ateşler içinde yatıyordu ve her haliyle
sekarette gibiydi. Neredeyse öldü ölecek. Güç bela kısık bir sesle
helallik istedi.
Çevresindekilerden durumunu soruşturdum. Dört
gün önce ateşlenmiş… Kars’a götürmüşler. Ayrı ayrı üç doktora muayene
ettirmişler. Üç doktorun verdiği reçetelerdeki ilaçların hepsini alarak
uygulamışlar ama fayda etmemiş. İlaçları görmek istedim, getirdiler.
Anlaşıldı ki her üç doktor da grip teşhisi koymuş. İsimleri farklı olsa
da benzer antibiyotikler vermişler. Anlayacağınız bizim Kazım ağa bir
yerine üç doz ilaçla bu hale düşmüştü.
Yakınlarına durumu izah
ederek derhal ilaç kullanımını kesmelerini istedim ve yanımda bulunan
kombine vitamin haplarından vererek “benzer hastalıklarda askerleri
bunlarla tedavi ettiğimizi” söyledim.
Kazım ağa iki gün sonra
gayet dinç bir şekilde karakola gelerek, kendisini ölümden kurtardığımız
için şükranlarını ifade etmiş ve yanında getirdiği kaz tuzlamalarıyla
askerlere minnet ziyafeti çekmişti.
Tıp dilinde influenza ya da
ebe olarak bilinen grip bulaşıcı bir hastalık. Sağlıklı insanlarda
ortalama bir haftada geçmesine rağmen; vücut direncini düşüren şeker,
kalp, akciğer ve benzeri kronik hastalığı olan kişilerle yaşlılarda
zatürree, beyin iltihabı, kalp kası iltihabı gibi ölümle
sonuçlanabilecek hastalıklara da yol açabiliyor. Bunlara "yüksek risk
grubundaki kişiler" denmekte.
Grip orthomyxovırıdae familyasına
mensup örtülü bir RNA virüsü. Virüsteki nükleik asit sekiz adet negatif
anlamlı RNA’dan oluşuyor. RNA’nın kopyalanmasında hata oranı yüksek
olduğu için, virüs genomu sürekli değişim halinde. Ayrıca, aynı hücreyi
birden fazla virüsün enfekte etmesi durumunda viral RNA parçaları
birbirleriyle karışıp yeni genetik bileşenler oluşturabiliyorlar. Bu
sebeple vücudun bir grip türüne karşı kazandığı bağışıklık ertesi yıl
ortaya çıkan yeni bir salgına karşı genelde etkisiz olmakta.
Grip,
virüs enfeksiyonu olduğu için antibiyotikler tedaviye yaramaz. Çünkü
antibiyotikler yalnızca bakterilere etki eder. Yaklaşık bir hafta içinde
hastalık kendiliğinden iyileşecektir; ancak önlem almak ve istirahat
gereklidir. Halkımız bu durumu “grib ve nezleyi ilaçla bir haftada, ilaç
kullanmazsan yedi günde atlatırsın” diyerek sarakaya almakta. Bol sıvı
tüketilmesi de salgıların rahatça dışarı atılmasını sağladığından
iyileşmeyi hızlandırmakta…
Virüs, öksürük ve hapşırma ile
yayılan damlacıklarla, ayrıca öpüşme ve tokalaşma gibi temaslar yoluyla
da bulaşır. Bu nedenle hasta kişilere temas etmekten ve onlarla ortak
eşya kullanmaktan sakınılmalı, hasta olan kişi de çevresindekilere
hastalığı bulaştırmamak için eşyalarını ayırmalı, çok zorunlu olmadıkça
dışarıya çıkmamalı.
Önlem almak elbette yararlı ama yine de bir
salgından korunmak neredeyse imkansızdır. Her viral hastalıkta
niteliğine göre az veya çok ölme ihtimali de vardır. Bu yüzden gribi
olabildiğince çabuk atlatmaya bakmalıyız.
Her ne kadar binlerce
çeşit grip virüsü olduğu için ömür boyu kalıcı bağışıklık kazanılamaz
denilse de, üzerimde denediğim bir tedavi yöntemi bu yargıyı yıkacak
gibi görünüyor…
Yedi yıl önce gazetelerde bir haber okumuştum.
İngiliz Kraliyet Tıp Akademisi’nde bir grup araştırmacı sirkeyle bal
karışımını on beş yıl incelemişler. İnsanlara sayısız şifa özelliğini
keşfetmişler. Özellikle üst solunum yolu hastalıklarında piyasadaki
bütün antibiyotiklerden daha tesirli ve yan etkisiz olduğunu
belirtmişler. Gribal enfeksiyonlarda yarım fincan sirke içerisinde
eritilen bir tatlı kaşığı balın hastalık belirtilerinin görülmesiyle
günde iki defa alınmasını salık vermişler.
Kim bilir, belki de Peygamber Efendimiz’in sirke ve balın şifa özelliklerini vurgulayan hadislerinden ilham almışlardır...
Üzerinize
afiyet bendeniz de sonbahar ve kış aylarında çok sık nezle ve gribe
yakalanıyordum. Bu haberi okuduğum yıl ne zaman hastalık arazlarını
üzerimde hissetsem yukarıdaki karışımı uyguladım. Uyguladığım sürece de
gribal enfeksiyonları sanki hiç hasta değilmişim gibi ayakta atlattım.
Fakat
daha da önemlisi, o yıldan sonra altı yıldır hiç grip, nezle ve soğuk
algınlığı hastalıklarına yakalanmadım. Sirke ve bal karışımı üst solunum
yolu hastalıklarını bir taraftan tedavi etmiş bir taraftan da vücudun
bağışıklık sistemini tembihleyerek zayıflattığı virüslerle aşı görevini
üstlenmişti.
Bir nefes sıhhatin kadri, kıymeti üst solunum
yolu hastalıklarında daha bir ortaya çıkmakta. Muhibbi mahlasıyla
edebiyatımıza dört divanla üç binin üzerinde şiir kazandıran Kanuni
Sultan Süleyman’ın kendisi gibi muhteşem bir şah beyitiyle günümüzü
taçlandıralım :
"Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi…"
Sağlık, esenlik, mutluluk içinde nice yıllara…
YUSUF BİLGE
♡
1 beğeni · 0 yorum
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!