Şiirimizde Dünya - Cihan - Algısı

İçinde yaşadığımız bu gezegen  hali ile şiirimizde çok sık yer alan ve çok farklı şekillerde dile  getirilen ruh haline göre çok farklı şeylere benzetilen , mecaz, gerçek ve benzetmeleri ile halden hale giren ve halden hale sokulan  bir konu olmuştur. Dünya  kavramı gezegen, yaşam alanı,  maddi ve manevi yanları,  hayatın kendisi, keder alanı, ömür, gelip geçicilik, konup göçücülük , felsefe , tasavvuf, cografik ve ruh halleri ile   vb ele alınmış genel olarak,  kocakarı, çilehane,  gelip geçici bir han, hilede şeytana rahmet okutan bir acuze, zalim ve gaddar bir Azrail, doymayan bir obur, yalancı  ve sahte bir görüntü gibi pek çok  şeye benzetilmiştir. Dünyanın kocakarıya, yaşlı  fahişeye,  hilekar bir aşüfteye benzetilmesi divan şiirinde sık görülen bir durumdur.

Erenler cân içün meyl itmemek dünyâya erlikdür
Benüm erligüm  ey sûfî bu çarh-ı pîre-zenden sor       Enveri

Ey erenler,  erlik  can için dünyaya meyle etmemektir. Ey Sufi sen benim erliğimi dünya denen  bu kocakarıdan sor.

Evvel zen –i dünyanın  edip mekrini tezkir
Sonra yayılıp sohbet-i am eyledi vaiz.        Şeyh Galip 

Beyitte,  kadın anlamın agelen, zen , tezkir ve yayılmak kelimleri vb ile bir takım muziplikler de yapılmıştır.

Dünya tasavvurları halk , çağdaş ve divan şiirinde benzer nitelikler gösterir., Dünyanın eski bir konak , bir han olduğu, burada he şeyin gelip geçici ve aldatıcı olduğu, sevinç ve neşe bulunamayacağı,  dile getirir:

Seni okuyup yazanı
Yunus gibi bir ozanı
Koskocaman pir sultan'ı
Yedin yine doymadın mı                Muhlis Akarsu

Bu dünyânın meseli bir ulu şâra benzer
Velî bizim ömrümüz bir tez pazara benzer
Her kim bu şâra geldi bir lahza karar kıldı
Geri dönüp gitmegi gelmez sefere benzer     Yunus Emre

Âsûde olam dersen eğer gelme cihâne
Meydâne gelen kurtulamaz seng-i kazâdan   Ziyâ Paşa

Şiir dünyamızda dünya genellikle  felek, kader, kara baht,  hayat,  toprak, ömür, ölüm, fanilik, şeytan ve keder ile ilgili konularda ve bunlarla işbirliği içinde bir mevzu olarak geçer.  Dünya genellikle  bu kavramlarla iş birliği halindedir . Cihan  kimi zaman adından söz edilmeyen ama  manaca işaret edilen bir mazmun olarak karşımıza çıkar.


Cihan ve dünya çoğu kez felsefi ve tasavvufi tasavvurları ile de karşımıza çıkar. O haliyle içinde pek çok sırrı olan, pek çok güzelliği  ve gizemi barındıran ama ; aslı nesli, süsü, gerçeği , güzelliği ve manası vb  bilinmeyen  daha çok mimari ögelere benzetilen , kasr, eyvan,  han, virane, konak, menzil , şehir , kabristan , döner dolap, felek kasrı,  ateş çemberi, rüziğar, çilegah, kocakarı, fahişe, aşufte, kadın  keşte, vb dir. 

Felegin kasr-ı dil-âvizine meftûn olma
Nice mirâsa girüpdür bu sarây-ı fân       Baki.
Feleğin cazip köşküne tutulma; bu fani sarayın  varisleri sayısızdır.

Cihan – ı ârâ  cihan içredir  ârâyı bilmezler.
O mâhiler ki deryâ içredir deryayı bilmezler.      Hayali

Dünyâ denî durur ana dânâ dayanmaya
Bâd anlayan bu hâki zihî pâk-dîn ola              Şeyhi

İki kapılı bir handa
Gidiyorum  gündüz gece    Aşık Veysel.

Ebedî mesken olur sanma cihân-ı fânî
Kimsenün mülkü degüldür bu harâb eyvânı   Râmî [1]

Rûzigârın böyle eyyâmından olma Örfî şâd
Keştî-yi mihnet-zeden bahr-i serâb üstündedir  Örfî

Cihanın bahtiyar günlerinde hemen sevinmemeli; zira bindiğin tekne şöyle dursun, onun üstünde bulunduğu deniz dahî hayâldir.


Bu beyitte Şeyhî, dünyanın alçak olduğunu ona bel bağlanamayacağını ve cihanın  bir rüzgâr gibi geçici olduğunu anlayanların dinlerinin saf olduğunu dile getirirken esasında divan şairlerinin cihan kavramından anladıklarını da ifade etmiş olur. Dünyanın faniliği, dünyanın dönen göz yaşı ile dönen  bir dolaba benzetilişi karşımıza çok çıkan düşüncelerdir.

Dolâb-ı çarh dökdügi seyl-i fenâ imiş …

Cân-ı azîze Mısr-ı vücûdunda rûzigâr
Şerbet yerine sunduğu zehr-i fenâ imiş    Ahmed Paşa

Ah kim bu 'âlemüñ âsâyişinde yok bakâ
Râhat içün bir nefes cennetde Adem kalmadı    Nevi

Dünyayı sevmek , ona güvenmek ona yönelmek hatadır.. Çünkü o,  padişah ve dilenci  herkesi yeyip yutan  bir varlıktır. Zaten bu yüzden zemine "yer" demişlerdir. O insanları ve diğer canlıları yeyip bitiren  bir varlıktır. Dünya; gece gündüz işi tuzak ve hilekuran,  çirkin bir kahpe,  gözü kör olanlara ise güzel bir kadın gibi gözüken işvebaz ve hilebaz bir cadı gibidir.

Ehl-i basîrete göre bir kahbe-i kabîh
Âmâ yanında dilber-i sâhib-cemâl imiş     Hayreti.

Rûy-ı zemîne yir didiler biz inanmaduk
Her yiri agız olucı bir ejdehâ imiş [                 Necati Bey [2]

Mala magrûr olma ey hâce ki dünyâ diyen
Sencileyin nice baykuş uçuran vîrânedür.     Necati Bey

Gelen mihmânını dehlîze salar bî-nişân eyler
Güm olurlar giderler hiç birinden bir nidâ gelmez  Gelibolulu Ali [3]

Gedun ve Dehr sözcükleri de dünya anlamında kullanılan dünya ve cihan kelimlerinin eş anlamlıların olan kelimelerdir.  Bu kelimeler de şairlerimizin dünya tasavvurlarını ve dünya algılarını ifade edecek şekilde şiirlerde kullanılır.

Gerdun -u duna  akil isen itme itimat
Dönsün piyale devr-i kamerden budur murad      Baki

Yâ Rab dehr-i dûn nicesi bî-vefâyimiş
Mekkâr u hîle-ger sitem ü pür-cefâyimiş   Şeyhî

Ya Rab,  bu alçak dünya ne kadar  vefasızlı  düzenbaz , hilekâr ve cefa dolu bir yermiş.


KAYNAKÇA

[1] Doç. Dr. Mahmut Kaplan, Divan Şiirinde Ölüm Düşüncesi, Köprü Dergisi, Güz 2001   [ 76. Sayı ]
[2] Necâtî Beg Divanı, haz. Ali Nihat Tarlan, İst. 1997, s. 110.
[3] Doç. Dr. Mahmut Kaplan, Divan Şiirinde Ölüm Düşüncesi, Köprü Dergisi, Güz 2001   [ 76. Sayı ]