bu eser 18-10-2013 tarihinde haftanın yazısı seçilmiştir
Yaşamak bir denge meselesidir. Hem fiziki, hem de manevi açıdan yaşamın gereklilikleri kavrayıp zamanında harekete geçebilmek aynı zamanda hukuki olarak mümeyyiz olmanın karşılığıdır.

Hayatta her insanın değişen durumlara göre tavır belirlemesi gerektiği sosyal rolleri vardır.
Anlık süre içinde çocuğunuza karşı anne ve baba rolünü üstlenmeniz gerekirken, aynı ortamda kendi annenize ve babanıza karşı onların çocuğu rolüne girebilmeniz gerekir. Tüm bunların da ötesinde bir an gelir ki, kendiniz olmanız gerekir…
An gelir, kendiniz olmanız gerekir… An gelir, gerekir. Çünkü bilirsiniz ki hayat tek atımlık bir mermi gibidir…

Bu durum, insanın sosyal hayatında değişen rollerine göre sorumluluklarını ve görevlerini belirlerken, aynı zamanda onun hareket alanı serbestîsinin sınırlarını da bir anlamda çizer.

Değişen rollere göre değişen davranış gerekliliği kaçınılmazdır. Malum sosyal hayatı düzenleyen kurallar bütünü zaten insanoğluna bazı davranış kalıplarını belirleyip önceden vermiştir. Amiyane tabirle düğüne gittiğinizde oynar, ölü evinde ağlarsınız… Tüm bunların altında insanın maddi ve manevi dünyasına yön veren bilinç, kavrayış kabiliyeti ister. Örneğin anlık bir durumda sizin muhatabınıza veremediğiniz bir cevap, sizin tüm hayatınıza sirayet edecek sonuçları beraberinde getirebilir. Böylesi bir durumda ne eksik, ne de fazla, tam hakkaniyetli bir tepki gerekliliği sizi bir denge meselesine ister istemez götürecektir. 

Bu denge meselesi bir çelişkiyi hep cebinde taşıyacaktır… Yapmak istedikleri ile sosyal rollerin arasında kalan insanın çaresizliğidir bu… Bu çaresizlik, eninde sonunda bir muvazene, bir terazi dengesi, bir uyum, belki de bir kaçınılmaz feragati siz istemeseniz bile bir zaman sonra sizden isteyecektir…

Şair bu durum için şöyle der; “bu ne çıldırtan denge; yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe..” 
Sevdiğim bir başka şair bu çelişki için şöyle diyor; “yaşamak ağrısı asıldı boynuma, oysa türkü tadında yaşamak isterdim..”

Evet, yaşamak isteyen her canlıya bu hayat, bu çelişkiyi yaşatacak ve bir zaman sonra bu feragati isteyecektir… Olmak ve varmak istediğiniz yer ile yaşamın imkân ve kabiliyetlerin bir buluşması veyahut buluşamaması noktasıdır bu çelişki.

Peyami Safa, bu çelişki noktasında şöyle diyor; “Uyum, feragat nispetince mümkündür” Bunu derken, yaşamak isteyen her canlının bir uyum sürecinden geçtiğini baştan zımni olarak kabul ediyor. Feragat ise kaçınılmaz son..

Sonuç olarak var olmanın kaçınılmaz sonucu, bir uyum sürecidir. Bu süreçte vardığımız yer ile varmak istediğimiz yer arasındaki mesafe terazinin iki ayrı kefesi gibidir. Bu terazi kefelerinde biri diğerine ağır basarsa, diğer kefe berhava olur.
Umutların bazen çok acımasız olduğunu kolay yoldan öğrenmenin bir yolu olsaydı keşke…