EKİN

Aylardan Ekim ayıydı ve artık köyde toprağa tohum atma vakti gelmişti. Hakkı öküzlerini alarak tarlaya gitti. Tarlayı bir güzel sürdükten sonra besleme çekerek buğday tanelerini toprağa serpmeye başladı.

    Hakkı köyün en fakiriydi. Bu küçücük tarlası ve iki öküzünden başka hiçbir şeyi yoktu. Buradan alacağı mahsulle koca bir yıl geçinmek zorundaydı. Allah göstermesin hava kurak gider de mahsul az olursa Hakkı’nın hali perişandı. Mecburen köyün zengin tefecisi Ekrem’den faizli para alacak ve ailesinin karnını doyuracaktı. Hakkı evliydi. Karısı, annesi ve kız kardeşiyle birlikte yaşıyordu. Babası orman işletmesinin kesim yaptığı bir dönemde devrilen çamın altında kalmış ve hayatını kaybetmişti. Babası öldükten sonra evin bütün sorumluluğu Hakkı’nın omuzlarına binmişti. Hakkı dürüst ve çalışkan ve sessiz bir gençti. Tarlaya gitmediği günler köyün diğer adamları kimi kahvede zaman öldürmez evde ağaçtan oyma kaşık yapar kasabada hediyelik eşya satan dükkanlara satar eve küçük de olsa katkı sağlardı. Hakkının karısı Meryem karşı köydendi. Hakkı’ya aşık olmuş ve Hakkı’ya kaçmıştı. Bu yüzden ailesi ile hala dargındı. Babası kızı Meryem’i reddetmiş çeyizini bile vermemişti. Meryem’in ailesi varlıklı bir aileydi. Meryem Hakkı’nın fakir olduğunu bile bile Hakkı’yla evlenmeye razı olmuş ve bir gece eline aldığı küçük bir bohçayla Hakkı’ya kaçmıştı.

   Hakkı’nın annesi Zübeyde Kadın bu olaya hem çok sevinmiş hem de çok korkmuştu. Meryem’in babası zalim bir adamdı. Her an oğluna bir kötülük yapabilirdi.  Ama korktuğu gibi olmadı Meryem’in babası kızına haber yollamış artık benim Meryem adında bir kızım yok burada bir evi olduğunu unutacak ölüme bile gelmeyecek diye kesip atmıştı. Hakkı ve Meryem birçok defa köyün hatırı sayılır eşrafına rica etmiş babasına yollamıştı ama Meryem’in babası Nuh demiş peygamber dememiş ve gelenlere de bir daha gelen olursa beni düşmanı bilsin demişti. Bunun üzerinde ne Hakkı ne de Meryem bir daha bu yönde teşebbüste bulunmamış ve yaşamlarına devam etmişlerdi. Meryem’in karnı burnundaydı bugün yarın doğuracaktı. Hakkı, başta olmak üzere bütün aile heyecan içindeydi. Hakkı tarla dönüşü evinin önünde kalabalığı görünce heyecanla eve koştu. Ama maalesef Muhtar Mehmet’in karısı Emine Hanım:

   - Dur bakalım Hakkı oğlum nereye senin işin yok içerde hadi sen git kahvede bekle. Ben sana müjdeli haberi yollarım dedi.

Kapıyı Hakkı’nın suratına kapattı. Karısının çığlıkları geliyordu içerden. Hakkı kahveye gidemedi kapının önüne çöktü ve tabakasını çıkararak bir sigara sardı. Hakkı, her zaman bir erkek evladının olmasını istiyordu. Bir süre sonra kapı açıldı. Kapının önüne çıkan Emine Hanım Hakkı’ya haber göndermek için bakınmaya çıkmıştı ama Hakkı’yı kapının önünde görünce sevinçli bir şekilde:

-         Gözün aydın ay parçası gibi bir kızın oldu. Hadi hayırlı uğurlu olsun Allah analı babalı büyütsün dedi.

Hakkı:

  -  Sağ ol Emine Bibi diline sağlık karım, Meryem’im nasıl dedi

  -  Canavar gibi maşallah sanki çocuğu ben doğurdum da o ebelik yaptı. Hadi gir seni bekliyor kızın ve karın, hadi bakalım dedi.

Hakkı heyecanla odaya girdi.

 

 

Karısı :

-         Hakkı’m sana aslan parçası vermek isterdim ama ay parçası gibi bir kız verdim. Bana kızma olur mu? Yaradan’ın takdiri bu dedi.

Hakkı :

-         Benim dünyalar güzeli Meryem’im kendin gibi bir güzel dünyaya getirdin ne demek kızmak sana kızar mıyım? Hiç dedi ve kızını kucağına aldı.

Karısına:

-          Meryem’im kızımız Ekim ayında ekinleri ekerken dünyaya geldi adını Ekin koyalım dedi.

Karısı:

-          Sen nasıl uygun görürsen Hakkı’m dedi.

 Odaya Hakkı’nın annesi ve kız kardeşi de girdiler ve mutlu bir aile tablosu çizdiler. O yıl hasat zamanı o kadar bereketli geçti ki şinik şinik buğday kaldırdı tarlasından Hakkı. Her seferinde Allah’a dua ederek bana hediye ettiğin Ekin’imin rızkı bu sana binlerce şükür dedi. Her şey yoluna girmeye başlamıştı. Tek sıkıntıları Meryem’in annesini babasını çok özlemesiydi. Hakkı ile Meryem kızı Ekin’i alarak Meryem’in baba evine gittiler. Yıllarca kin güden gaddar Ağa Ekin’i görünce dayanamayıp kızını affetti. Ekin’in doğması adeta hayatlarını değiştirmişti. Artık ne geçim sıkıntısı vardı ne de hasretlik geri kalan ömürlerinde kızlarıyla birlikte mutlu bir hayat sürdüler.

 

                                                                                                                                MURAT ÖLMEZ