ELEKTRİK...
 
            Elektrik uygar dünyanın ışık kaynağıdır. Tevfik Fikret, gençleri elektrikçiye benzetir; uygar ülkelerden miskinliği yıkan,  geriliğin karanlığından vatanımızı kurtaracak şeyleri alıp gelmelerini ister onlardan.
            Elektrik ışığına öyle alışmışızdır ki; cereyanlar kesilince ne yapacağımızı şaşırırız, elimiz ayağımız dolaşır... Elektrik arızalar bizi canımızdan bezdirir, çünkü buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon gibi araç gereçler hep elektrikle çalışırlar ve elektrik kesilmesi, voltaj düşmesi bu aletlerin bozulmalarına neden olur.
            Elektrikle iç içe oluşumuz yeni söz ve deyimler ortaya koymuştur. Örneğin etkilenmek elektriklenmekle açıklanır, sevgilimizi görünce elektrik çarpmışa döneriz. Evlenme programlarında evlenmek isteyenler karşı cinsten etkilenmediklerini belirtmek için, “ondan elektrik alamadım, aramızda bir elektriklenme oluşmadı” diyorlar...
            Elektrik sağlık ve tedavide de kullanılır. Elektriği olmayan bir köyün muhtarı hasta olmuş. Elektrik tedavisine başlamışlar. Köylü acıyla yüzünü buruşturacağına kahkahalarla gülüyormuş. Şaşırmışlar, niye güldüğünü sormuşlar.
            “Köyümüze gelmeyen elektrik benim kıçıma girdi de, ona gülüyorum” demiş.
            Yazımı bir başka elektrikli fıkrayla bitiriyor, bol elektrikli günler diliyorum.
            Evde bir papağan varmış. Ne zaman kapı çalınca “kim o?” dermiş. Bir gün ev sahibi evde yokken elektrikçi gelmiş, kapıyı çalmış. Papağan içerden “kim o” demiş. “Elektrikçi” demiş adam. “Kim o?”, “Elektrikçi!”, “Kim o?”, “elektrikçi!”...
            Bu böyle beş altı kere sürmüş. Sonunda elektrikçi kalp krizi geçirip kapının önüne yığılıvermiş. Ev sahibi geç vakit gelmiş. Ayağı adama takılmış karanlıkta. “Kim o?” demiş merak ve kuşkuyla, Papağan içerden cevap vermiş: “Elektrikçi!”