Er Çırağı ve Cer Etmek - Cer Çıkmak
Er Çirağı veya Er Çırağı tabiri pek çok yerde cer etmek ile eş anlamlı kullanılmıştır. Er çırağı tabiri tekke ve dergahların kapanmasından sonra tarihe karışmış olan fakat eski şiirmizde sık sık karşımıza çıkan eski bir anenedir. Cer etmek ise günümüzde adı değişmiş olmasına rağmen hala da yaşayan bir adettir.
Er çırağının ne olduğunu daha iyi anlamak için ilk önce “cer etmenin “ ne olduğunu izah edelim. Cer etmek tabirinin sözlüklerimizdeki anlamı : “ Para ve erzak toplamak için belirli dönemlerde özellikle ramazan aylarında köylere gidip imamlık, müezzinlik yapmak” “çekmek, kendine doğru çekmek, celbetmek” şeklindedir. Yani medrese öğrencilerinin ve çeşitli tekkelere mensup dervişlerin para almak amacıyla yaptıkları ilahi okuma mevlid okuma işine cer etmek denmektedir. Hatta bu nedenle mevlidlerde cenazelerde imamın veya mevlidhanın aldığı paraya da “ cer etmek “ denilebilir.
“ cerre çıkmak” şeklinde de kullanılan cer kelimesi, bazı müderris ve talebelerin üç aylarda, özellikle de Ramazan ayında şehir, kasaba ve köylere giderek camilerde vaaz vermeleri, Kuran okumaları ve daha pek çok din hizmetleri vasıtasıyla halkı aydınlatmaları, halkın sorularına cevap vermeleri de dilencilik faaliyetleri içinde değerlendirilebilir.”[1]
Cerrâr diyü vermez olur Tanrı selâmın
Şermende eder eylese bir habbece in’âm Rûhî-i Bağdâdi
A.Talat Onay er çirağı tabirini şu şekilde açıklar” Anadolu’da eskiden fakirler , seyyah dervişler, abdallar için bir tepsi içine mum dikip mumu yakarak kahvehaneleri dolaşmak suretiyle para toplanır buna er çirağı denirdi. “ [2] Çerağ dilimize çıra şeklinde geçen bir kelimedir. Mum anlamı da kazanan bu sözcük er çirağı tabiri olarak da ifade bulmuştur.
Yaş döktü gözlerim bakıcak sine dağına
Hayli çok akça düştü erenler çırağına Hayali
Eski devirlerde abdalların, dervişlerin, Kalenderi dervişlerinin ilahiler ve maniler söyleyerek dilendikleri boyunlarına astıkları keşkül denilen taslar ile dilendikleri bilinmektedir. Bazı dervişlerin ise kendilerinin yerine bir çırak tutarak para toplattıkları da malumdur.
Didarın arzusu komadı dilde pertev
Dervişlerin olur niteki er çirağı Necati
Getürüb kasesin ama gibi yol üzre komış
K’ugradukça Şeh-i afakı ide cer nergis” Tacizâde Cafer Çelebi
Tekke ve zümre mensuplarının , Abdalan zümresinin para toplama ve toplatma adeti esasında tekklerde de görülen bir adete dayanmaktadır. Eski devirlerde tekkelerdeki şeyhin veya kazancı dedenin yanında bir er çırağı bulunur bunlara “Erenler Çırağı” da denirdi. Tekkeyi ziyarete gelenler Er çırağının elindeki veya eteğinin yanında ters çevrilmiş olarak duran ve üstünde de mum yanan tepsiye bağış yaparlardı. Eski devrin kaynaklarından anlaşıldığına göre “ Er çırakları” tekkenin resmi bağış toplayıcılarıydı.
“ Dergâhlarda şeyhin yanında yanan çırağın altına tersine kapanmış lengeri bir şey konurdu. Ve üç çırağın geniş eteği olurdu. Muhibban - tarikata hayran olanlar, şeyhe tabi olup dışarıdan ziyarete gelenler.- şeyhi ziyarete geldiklerinde o resmi çırağın eteğine para koyarlardı. Mevlevilikte bu yoktu. Ama bilmem Kazancı Dede böyle niyaz alır mıydı? “ [3]
Eski devirlerde mübarek gecelerde tekke ve cami kapılarında mendil sererek veya bir mum yakarak dilenmek günümüzde de görülen adetlerden biridir. Yine Abdalan zümresinin veya Kalenderi dervişlerinin yanlarında bir çırakla rast gele dolaştıkları, zengin evlerinin kapılarına gelerek ilahi söyledikleri, fallarına baktıkları, içeride oturanları medh eden şiirler okudukları, karşılığında ise para ve yiyecek topladıkları, bazıların yanlarında erenler çirğı denen yardımcılarının olduğu bilinmektedir. [4]Erenler çırağının ise verilen paraları topladığı, ahdi ve yemini olan kimi zenginlerin ve halkın abdallara para vermeyi adadıkları, abdallara dervişlere kurban kesip verdikleri, vb divan şairlerimizin şiirlerinden de bellidir.
Abdal-ı dil ki kendini zeyl etti dağıla
Pâzâr- ı aşka cerre gelüpdür çirağıla Fiğani
Götürürüz göğüste anun mihr-i dağını
Abdallarız belî çekeriz er çirağını Emri
Nergis üzre berg-i zerd ü jaleler kim vardır.
Er çirağına diizlmiş dirhem ü dinardır. Baki
Cana bu sinem üzre olan dağ-ı ateşin
San hangâh önünde duran er çirağıdır. Emri
Çirağ-ı maha yine bir filori dikti Güneş
Gören kimesne kenarın meh-i nev etti hayal Baki
Güneş Ay’ın çirağına – mumuna – bir filori altını dikti. ( Venedik altını) bu altınınkenarını görenler yeni ay sandılar.
Sen gelmeyince mâhım mahv olmaz ateş-i dil
Haşr olmayınca ey meh söyünmez er çirağı Necati
KAYNAKÇA
[1] Turgay Anar, Fatih Öz, Edebiyat Sosyolojisi Bağlamında Osmanlı’dan Günümüze Türk Şiirinde Dilenme ve Dilenciliğe Genel Bir Bakış, https://oaji.net/articles/2015/1621-1423474250.pdf
[2] A. Talat Onay “ Eski Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB Yayınları, 1996- shf. 212
[3] A. Talat Onay “ Eski Edebiyatımızda Mazmunlar, MEB Yayınları, 1996- shf. 212
[4] /post/kalenderilik-felsefesi-fikriyati-ve-yasama-bicimleri/74054
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!