ERZİN-HATAY ANILARI- V
Bugün Erzin' deki son günümüz. Sabah yine her zamanki saatte kahvaltı için kamelyadaydık. Kahvaltının ortasında, Dörtyol'daki kadim dostlarımız Elmas ve Mehmet Demirel kardeşlerim geldi. Bu sefer de Mehmet bey kardeşim kendi elleriyle bize menemen yapıp getirmiş. Dört gün boyunca yaptıklarıyla haklarını nasıl öderiz bilmiyorum. Tabii teşekkürlerimizle menemenlerimizi de afiyetle yedik. Masaları topladık. Bu gün Payas'a ordanda yine Dörtyol'a gideceğiz.
Hazırlıklarımız tamam olunca araçlarımıza bindik ve Payas'a geldik.
Payas, Hatay Dörtyol ilçesinin şirin bir beldesi. Burayı özel yapan da Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi. Ben ve bazı arkadaşlarım burayı bir kaç defa ziyaret etmişti. Ama bilmeyen dostlarımızın da bu eşsiz yapıyı görmelerini istedik.
Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi Dörtyol ilçesi sınırları içinde, Payas beldesinde bulunan, Osmanlı dönemine ait Türk-İslam mimarisinin, en güzel örneklerinden biri. Devrin ünlü sadrazamı Sokullu Mehmet Paşa tarafından 1574 yılında, bu yoldan giden hacı ve ticaret kervanlarının güvenliği ve konaklaması için Mimar Sinan'a yaptırtılmış. Külliye içinde kervansaray, cami, medrese ve hamam bulunmakta. Bedesten içinde 45 tane küçük dükkan yer almakta. Bu dükkanlarda da turistik amaçlı eşyalar satılmaktadır. Külliyenin bahçesindeki 13 asrı devirmiş zeytin ağacı yıllara meydan okurcasına dimdik ayakta. Halen bu ağaç meyve vermekte. Tarihçimiz Aytül Kaplan kardeşim zeytin ağacının hikayesini roman olarak yazmıştı.
Külliyenin içini gezdik, dolaştık. Havanın çok sıcak oluşu ve günlerin verdiği yorgunlukla ayaklarımız alarm vermeye başlamıştı. Külliyenin içinde şark odası şeklinde döşenmiş mekana girdik. Bize yabancı değildi. Daha önceki gelişlerimizde de buraya uğramıştık. Neyse yerdeki mindenlere oturduk, ayaklarımızı uzattık, Payas Külliyesi müdürlerinin ikramları olan çaylarımızı afiyetle yudumlarken, bilmeyen arkadaşlarımız için Şehamettin kardeşim Sokullu Külliyesinin tarihçesini anlattı. Bizde bilgilerimizi yenilemiş olduk. Mimar olan Aysel Berk kardeşimiz de taş yapının mimarisi hakkında bizi bilgilendirdi.
Şairler şiir okuyacak mekan bulurda boş dururlar mı? Şiirler okundu, Cevat kardeşimin eşliğinde türküler söylendi. Hem bedenimiz,hem de ruhumuz dinlenmişti. Keyfimize diyecek yoktu, ama gitme vakti de gelmişti. Külliyenin içindeki bedestenden kendimiz ve sevdiklerimiz için hediyelik eşyalar aldık ve buraya özgü yöresel ürünlerden almak için Elmas kardeşimin alışveriş yaptığı dükkana geldik. İsteyenler birşeyle aldılar ve Çağrı düğün salonunun yolunu tuttuk. Değerli kardeşim Şadi bey fedakarlık yapmış ve iki gün boyunca salonunu bize tahsis etmişti.
Şadi kardeşimin eşi Mehtap hanımın kar gibi beyaz örtüler serdiği masalara kurulduk. Bugün Sibel-Şehamettin ve Elmas-Mehmet Demirel kardeşlerim misafiriydik. Bizlere lahmacun ve ayran ikram ettiler. Ama öyle çok yaptırmışlardı ki, tıka basa doyduk, kalanları da motelimize götürdük.
Güneş olanca ihtişamıyla batmaya hazırlanırken, bu güzel manzarayı kaçırmak istemeyen dostlar deniz kenarına inmişlerdi. Çektikleri fotoğraflarla bu güzellikleri kayıt altına almayı da ihmal etmediler.
Geceye, değerli başkanımızın etkinliğimize katılan dostlarımıza teşekkür belgelerini takdim etmesiyle başladık. Daha sonra Sibel kardeşimin Esas-Der adına yaptırdığı pastanın mumlarını üfledik. Şadi beyin çaldığı müzik eşliğinde danslar edildi, türküler söylendi, şiirler okundu. Eğlenceye ve şiire doymuştuk. Dört gün nasıl geçti anlayamadık. Dörtyol'daki dostlarımızla vedalaşma vakti gelmişti. Ertesi gün sabah erkenden gidecek arkadaşlarımız vardı.
Veda seramonisinin ardından Erzin'e motelimize döndük. Valizler toplanacak, erkenden kalkılacak kimin umurunda. Yine her gece olduğu gibi bahçede toplandık. Akşamdan kalan lahmacunlar, peynir, zeytin, ekmek ve çaylar eşliğinde ikinci akşam yemeğimizi de yiyerek, geç vakit odalarımıza çekildik.
Sabah erkenden kalkarak son kalan yiyeceklerimizi de yedik. Bu arada Erzin Belediye Başkan Yardımcısının hediye olarak gönderdiği üç kasa mandalinayı dostlarımızla bölüştük. Adana ve Mersin'li arkadaşlar paylarına düşenleri almayarak diğer arkadaşkara bıraktılar. İki gün boyunca bizleri yalnız bırakmayan Fatma-Mehmet Karayiğit kardeşlerim de bizleri uğurlamaya gelmişler, üstelik kendi doğal ürünleri olan nar ekşilerinden her birimize armağan getirmişlerdi. Bu nazik jestleri karşısında bizde gönülden teşekkürlerimizi ilettik.
Şimdi neşe yerini hüzüne bırakmıştı. Gözlerimizde biriken yaşlar ha aktı ha akacak derken, Cevat kardeşimin doğaçlama söylediği türküyle yaşlar yüzümüzü yıkadı.
Sağ selamet varın ellerinize
Güle güle gidin canım dostlarım
Hızır yoldaş olsun yollarınıza
Güle güle gidin canım dostlarım
Şiirler okuduk dört yol erzinde
Söyledik saz çaldık hep aynı dilde
Selam olsun esas derin nezdinde
Güle güle gidin canım dostlarım
Aşık cevat görüşelim sağlıkta
Hüzün ğam doluyom şu ayrılıkta
Unutmam dostları tâ yaşlılıkta
Güle güle gidin canım dostlarım.
Herkesi yolcu ettikten sonra moteli en son Cevat kardeşim, eşi, Şerife kardeşim, Ersin bey, ben ve eşim terkettik.
Şiir gibi dostlarla tadı damağımızda kalan dört günün ardından Eskişehir'e gitmek üzere yola revan olduk.
Bu gezi ve etkinliğimizde emeği geçen bütün dostlara sonsuz teşekkürlerimle.