M. NİHAT MALKOÇ
 
            Türkler uzun yıllar göçebe bir hayat yaşadıktan sonra yerleşik medeniyete geçmişlerdir. Savaşçı bir millet olan Türkler, cihan imparatorluğunun peşindeydiler. Uzun ve zor mücadelelerden sonra bu hayalleri hakikate dönüşmüştür. Bu arada geçen süre içerisinde mevcut şartlar gereği konargöçer bir hayat tarzını benimsemişlerdir. Köklü bir devlet kurulunca toprağa bağımlı hale gelmişlerdir. Artık yerleşik medeniyet başlamıştır Türklerde.
 
            Türklerin yerleşik hayata geçmesi, toprağa bağımlı bir yaşam sürmeleri sonucunu doğurmuştur. Ziraat ve hayvancılık yaparak geçinen bu millet, toprakla iç içe bir medeniyet kurmuştur. Türkler toprağı hep dost görmüşler ve ondan azamî derecede faydalanmışlardır.
 
            Milletimiz hayvancılıkla da yakından ilgilenmiştir. Zira bu milletin yapısı ve coğrafyası buna çok elverişliydi. Özellikle arıcılık Türkler’in sevdiği uğraşların başında geliyordu. Arı gibi çalışan Türkler arıyla ayrı bir sevgi ve dostluk köprüsü kurmuşlardır.
 
 Bal her milletin severek tükettiği bir gıda maddesidir. İçinde, vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineraller bolca bulunur. Balın yerini hiçbir besin tutamaz. Bal olmasaydı hayatımız ne kadar da eksik ve zevksiz olurdu. Ecdadımız sağlığına azamî ehemmiyet verdiği için çokça bal tüketirlerdi. Bal çok yerde ilaç niyetine de kullanılırdı.
 
            Türklerin çok köklü bir arıcılık ve bal kültürü mevcuttur. Türkler arıcılığa çok önceleri başlamışlardır. Büyük araştırmacı rahmetli Bahaeddin Ögel’e göre Türkler, kanatlı kanatsız bütün böceklere “kurt” derlerdi. Bu nedenle bal arısına da “bal kurdu” demişlerdir. Öte yandan Çuvaşlar arıya sadece “hort” diyorlardı. Derleme Sözlüğü’nden elde ettiğimiz bilgilere göre eski Türkler arı beyine “beyarı”, kaliteli bal yapan arıya “boğa”,bal vermeyen arıya “göde” çalışkan arıya “köstengi”, deli ve tembel arıya “börenek”, erkek arıya “saka arı”, iğnesiz büyük arıya “dongulca”, yabancı arıya da “ilinti” ismini veriyorlardı. Yani Türk milletinde arıyla ilgili zengin bir kelime dağarcığı ve arı kültürü mevcuttur.
 
            Orta Asya Türkleri bala “arı yağı” diyorlardı.Yine Türkler bal için “arı boku”, “arı sütü” ifadelerini kullanıyorlardı.Yine Altay Türkleri bala “pal” demekteydiler.Uygurlar bu değerli gıda maddesine “mır” ismini vermekteydiler. Demek ki Türklerin hemen her kolunda arı büyük bir öneme sahiptir. Bunu zengin bir arı terminolojisinin varlığından çıkarabiliyoruz.
 
            Türkler vaktiyle çok kaliteli ballar üretiyorlardı. Bu ballar namı duyulmuş ballardı. ‘Koyu bal, ak bal, gömeç balı ve deli bal’ diye adlandırılan bal çeşitleri mevcuttu. Bunun yanında balmumu ve eğir mumu değişik alanlarda kullanılmaktaydı. Bulgar Türkleri balmumuna “avus” diyorlardı. Bunlar gece aydınlatmada ve tıp sahasında kullanılıyordu.
 
            Kırgız kültüründe de arı önemli bir hayvandır. Kırgız Türkleri bal arısı besleyen insanlara “bal çelekçi” namını veriyorlardı. Anadolu’da arıların barındığı kovanlara “arı evi” denilmekteydi. Bu ifade geniş kitlelerce sevilerek ve de benimsenerek kullanılmaktaydı.
 
            Eski Türkler bal sağmak için çeşitli aletler kullanmışlardır. Kovandan bal sağanlar meşinden dikilmiş cübbeler giyerlerdi. Yine bal sağmak için “gözene” adı verilen maskeler kullanırlardı. Kovanlardan bal almak amacıyla “eğiş” isimli ucu eğri demirler kullanılırdı.
 
            Türkler, arıları hastalık ve salgınlardan korumak gayesiyle kovan tütsüsü yaparlardı. Bu şekilde arıların sağlıklı ve uzun ömürlü olması sağlanırdı. Önceleri tatlıların çoğu balla yapılırdı. İçki ve şerbetlerin tatlandırılmasında bal kullanılırdı. Türkler geçmişten günümüze kadar arıcılık ve bal üretimi konusunda bir hayli mesafe almışlardır.
 
Arıcılık aslında bambaşka bir zevktir,  tiryakiliktir. Buna bulaşanlar kendilerini bu işten kolay kolay kurtaramazlar. Hem zevkli, hem de zor bir iş olan arıcılık ticarî kaygılarla yapılacak bir iş değildir. Ülkemizde arıcılık genelde amatörce yapılan bir iş, bir uğraştır. Oysa arıdan gerekli ve yeterli verim alabilmek için bu işin profesyonelce yapılması şarttır. Bunun için de arıların dilini bilmek lazımdır. Bu konuyla ilgili seminerlere ve kurslara giderek işin püf noktalarını öğrenmekte verim ve fayda açısından sayısız yararlar vardır.