Evrâd  ( Vird )

Osmanlıca yazılışı evrâd : اوراد

Osmanlıca yazılışı vird : ورد

Evrad  “vird “ ورد kelimesinin çoğuludur.  Osmanlıca sözlüklerdeki anlamları “okunması âdet olunan dînt dualar;  her vakit dilde ve ağızda dolaşan sözler”  şekillerindedir.

Kur’an-ı Kerim tilaveti, dualar ve zikirlerin bir tertiple düzenli aralıklarla tekrarlanmasına "vird" denilmiştir. Zikir sahiplerinin nafile ibadetlerini, zikretmelerini ibadet yapmak amacıyla değil bir alışkanlık hatta doğal refleks haline getirmelerine vird denmiştir.

Cümle içinde kullanımına örnek verecek olursak:  “ Bir mümin Fatiha ve ayete-l kürsiyi okumayı vird edinmelidir. “

Evrad kelimesi vird etmek kelimesinin çoğuludur ve  "her zaman dil ve ağızda dolaşan söz" anlamına gelir. Vird'in çoğulu olan “ Evrad”:  Allah’a yaklaşmak için her zaman yapılan nafile ibadet¸ dua ve zikri ifade eder.

Bu durumda cüz (  ayetlerin parçaları, bölüm, kısım ) demek olan virdin cemine ( çoğuluna, toplamına) evrâd denir.  Tarikatlarda şeyhler dervişlerine bazı ayetleri okumayı vird edinmeleri için bazı esma ve ayetlerin her gün belli sayıda okumalarını emrederlerdi.  Böylece bazı parçaları okuma alışkanlığı zamanla kalıp ve alışılmış bir davranış haline gelirdi.  Tarikatçılar virdi olmayanın, evrâd okumayanın, Allah’ın feyzine erişemeyeceğine inanırlardı Bu nedenle bazı duaları veya esmaları okuma alışkanlığının kazanılmasına vird;  cemine ise evrad denirdi.  Okunan bu dualara veya sürekli okunması istenen bu parçalara evrad-ı şerif denirdi. Evrad-ı Şerif Sabah namazından sonra, işrak vaktine kadar okunan dualara, esmalara veya okunması istenen, ayet, ilahi vb diğer şeylere denirdi.

Bu nedenlerde vird ve evrad sözcükleri divan şiirimizde en çok karşımıza çıkan kelimeler arasındadır.

Senin zülfü ruhun vasfıdır ey dost
Bana zikr-i şeb ü vird-i sehergâh             Mesihi

Ey dost,  geçeleri saçını zikr etmek benim virdim haline geldi.  Seherde ise yüzünün güzelliğini vasf etmek benim evrâdım olmuştur.

Ne teshir etti gülzarı, ne urdu ateşe hârı
Yine durmaz okursun ruz u şeb  evrâdın  ey bülbül   Bahâi

Firaz-ı nahl-i gülde bülbül-ü nâlan ider feryad
Sanırsın vird okur mahfilde bir sahib-i nefes üstad       Naili

Gel ayıl emmâre-i sehhâreden nefret idüp
Vird-i zikrin ola ol Hayyü'l-bekâ Rabbü'l-enâm     Turabi

Dilinde her nefes evrâd-ı Leylâ
Gözü yârın cemâlin manzar etmiş.

Şuhûdu şâhidi irşâdı Leylâ
Açıp ders-i cünûnu etdi ta'lim.      Darendeli Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi

Hulûs-ı kalb ile ben eyleyem pirâye-i evrâd
Duâ-yı devlet-i şâh-ı cihânı sadr-ı zî-şânı                   Osmanzade Taib

Muhazzirâtla virdi zinâya hod destûr.
Dögerse sînesini taşlar ile seyl gibi.