
Uzun zamandır felsefeyle ilgili düşüncelerimi yazmıyordum. Yeniden yazmak bugüne nasip oldu. Efendim felsefede soru içinde soru, soruya kesin cevap yerine bazen de çıkıyor boru, borunun uzun ucu. Borunun ucu karanlığa veya akan bir yere çıkar, ama gel görkü bunu felsefe ile anlatmanın anlamsızlığına hiç anlam veremiyorum. Buyurun bir soru: Felsefede sorulardan çok yanıtlar değişmektedir. Her filozof, örneğin; en yüksek iyinin ne olduğu sorusuna, içinde bulunduğu tarihsel koşulların, sosyolojik ortamın, kısaca; toplumsal ihtiyaçların gerektirdiği biçimde yanıtlar vermiştir. Bu ise felsefi sonuçların mutlak bir kesinlik taşımadığını göstermektedir.
Şimdi her sorunun değişmez bir yanıtı cevabı vardır, bir şiire şiir mi değil mi derken okursunuz ve şiir dersiniz, bir romanı alırsınız birkaç sayfa okursunuz roman dersiniz cevabını alırsınız. Ama Felsefede soruların cevabının veya yanıtının değişebileceği savı ile olmasına bir anlam mana veremiyorum Felsefeci değilim sade bir okur olarak soruyu okuyarak kendi hayal yaşantı dünyam ışığında cevaplar bulmaya çalışırken içinde çıkmaza giriyorum. Tarihsel sonuçlar sosyolojik ortamda-Zulmün adı zulümdür, zulmü yaptıranda zalimdir-Bu değişmez. Asırlardır güneş sabah doğar akşam batar, insan karnı acıkınca yer vs…
İnsan sadece benim düşüncem benim fikrim olsun diye bencilliğin benliğin merkezine saplanır kalırsa, haliyle toplumun soruya verdiği cevapla, kendisinin verdiği cevap yıllar sonra yanlış olduğu ortaya çıkınca fiyasko ile sonuçlanacak, geçersiz olacak. Özgür düşünce ortamının güzelliğini bilmeyen, alternatif olacak düşünceleri kabul etmeyen sav sanan ve toplumsal düşünceyi yok sayan kişilerin sadece kendi fikri çerçevesinde karar vererek toplumu yok sayarak Felsefeci olmasının hezeyanıdır bu. Sonuçlar kesinlik taşımayan kesin sonuca ulaştırmayan yollara bir açılıma kapıya huzura mutluluğa çıkmıyorsa verilen sorulara cevabın çabanın amacın ne faydası olacak, o zaman? Felsefecinin var olmasının ne değeri olacak? Varsayımlarla kesin cevaba götürmeyen dolambaçlı inişli çıkışlı yollarda aylarca dolaştırılacakça mutlak yol yerine uçurumun kenarına götürüyorsa o insanın rehber olmasına veya Filozof olmasına gerek yok. Böylesine hezeyanlar dinden imandan Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı içine katmadan, sadece nefsini ve hatta en önemlisi şeytanı katınca böylesi, mutlak huzura giden yola ulaşılmıyor maalesef.
İşte buyurun bir tane daha: Felsefe eleştiriye dayalı bir düşünme etkinliğidir. Bu tür bir düşüncede kınama, yadsıma ve reddetme gibi olumsuz tutumlardan çok kuşkudan yararlanır. Eleştiriye dayalı düşünce ama kuşkudan yola çıkarak doğruya ulaşma, ben buna ancak gülerim…Kuşku nedir? Başkalarının iyi niyet ve amaçlarını kötüye yorarak işkillenme duygusu değil mi?
Şimdi yanlış yolda giden insan o yolun sonu uçuruma çıkıyorsa nasıl doğru yola çıktım diyebilir? Kuşku güveni yıkan sarsan paramparça eden şeytani bir adım ve yoldur…Eleştiriye dayalı ama eleştiri benim açtığım yolda fikir düşünce etrafında olacak beni kınamayacaksınız derken filozof red etmeyeceksiniz ama ben sizi kınarım düşüncelerinizi red ederim mantıksızlığı falan filan nedir bu anlamsızlıklar anaforunda kalmak, etrafı yakıp yıkmak… Düşünce Alemlerin Rabbi olan yüce Allah’ın bize gönderdiği din nur Kur’an ve nur nebinin izlerini taşımıyorsa haliyle bir süre sonra çürüyecek yok olacak gidecek…Daha sonra devam ederiz ,siz az düşünerek analiz edin bana muhakkak fikrinizi az da olsa yazın kardeşlerim Selam ve dua ile.
Not:2 .Bölümde İslam medeniyetimizde dinimizde var olan felsefecilerimiz ve anlayışını az irdeleyerek aradaki farkı görelim.
Mehmet Aluç
Yorumlar 3