Garibin Yerinde Olmak
Yeşilovamızın yetiştirmiş olduğu hasebi nesebi bir olan değerli hemşehrilerim bu başlık altında affınıza sığınarak, sizleri bir konuya dikkatinizi çekmeye çalışacağım, umarım başarılı olurum.
Ümüt ederim okunurken kalp kapakcığımız açık olarak okunur. Bakalım nefsimiz ne kadar kalp kapakcığımızın açılmasına musade edecek. Yani ne kadar duygudaşlık (empati) kurabileceğiz. Her insanda olması gereken bir özellik ama maalesef çoğu zaman duygudaşlık kurmakta nefsimize mağlup oluruz.
Doğduğumuz kasaba Yeşilova (Acem)
Nihayet yıllardır özlemini çektiğimiz, doğduğumuz topraklardayız. İlk baştan ahirete intikal etmiş olan değerlerimizi ziyaret için üç mahalledeki kabristanlıklarımızı ziyaret eder ruhlarını okşarcasına Allah rızası için Fatihalarımızı okur, şöyle bir mezar taşlarına bakarız.
Kimler gelmiş kimler gecmiş şu fani dünyadan der, bir gün gelecek bizlerde buralarda yerimizi alacağımız aklımıza gelir. Gelirde insan kendine sorar: ‘acaba gelmek için hazırmıyım’ diye bir türlü bu dünyanın bir ekenek yer olduğunu bu dünyada ektiğimizin aslında öbür dünyada meyvesini alacağımızı nefsimize kabul ettirmekte bir ömür boyu mücadele veririz. Ama yinede tam olarak mücadeleyi kazanmakta zorlanırız.
Kasabamızın üç mahallesini caddesini Acemhöyüğünü kepirini,sazını, çölünü, yılanlısını, uzunobasını, dölhöyüğü, taşlıhöyüğü, tozluhöyüğü, göbeklisini, karahöyüğünü, koçaşını, dolaşırken bir zamanlar meydan okurcasına sel olup akan canlar bile alan, kurumaya yüz tutmuş ulu ırmağa bakarak geçmişe doğru gidersiniz.
Dolaşmanın ardından şöyle derin bir nefes alarak, o güzelim iğde kokusu veren ağaçların nerdeyse yok denecek kadar az kaldığını derinden hissedersiniz.
Yinede o toprakları gezdikçe Acemi nefes alırsınız. Çocukluk yıllarınızı hatırlarsınız ve bir duygusallık başlar. Nefesiniz düğümlenir, burnunuzun ucu sızlar. Yıllar öncesi bıraktığınız güzelim çocukluğunuzu, gençliğinizi bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçirir, durursunuz. Bir bakmışsınızki yaş 40 ları aşmış. Bu yaş insanı bu topraklara dahada bir bağlılığın göstergesi gibidir. Burdan çok uzaklarda olmanın burukluğu gelir aklınıza. Kahredersiniz gurbet denen alın yazısına ve ertesi gün yine aynı yerleri dolaşır durursunuz seyretmekten alamassınız kendinizi.
Bu günde hafif çekingen insanımızın yanına yaklaşırsınız, sizi tanıyan çok az kişi çıkar karşınıza. ‘Ha filancının oğluydun daalmi sen’ diyenler olur ‘hoş geldin’ der sohbet edenlerimiz olur. Kimiside yüzünüze bile bakmaz tanır tanımaz, o an dışlanmak hançer gibi saplanır yüreğinize. Sanki ben bu topraklarda haşır neşir olmamışmıydım demeden alamazsınız kendinizi. Evet zaman çok değişmiştir ama sizdeki memleket hasretliği aslında hiç değişmemiştir. Soğuk suratlı ağarlanmanın bile yerini sıcaklık gördüğünüz bir kişi bile sizi bağlayıcı olur kasabanıza.
Arabanızda yalnız sakin bir şekilde ilerlerken, ileride durmanız için el kaldıran olduğunu fark edip durdunuz. Yolda şehre gitmek için otobüs bekleyen bir hanım ve bir genç, mahcup bir ses tonuyla:
‘Selamün aleyküm’
‘Aleyküm selam’
‘Ağabey şehre gidiyorsanız, Allah rızası için bizleri de arabanıza alırmısın.
Hastahaneye yetişmemiz lazım, otobus geciktide.’
Yüreğin sesi: Allah rızası dendimi o rızaya nail olmak vardı sonuçta.
‘Buyurun binin, geçmiş olsun. Hanginiz hasta?’
‘Allah razı olsun ağbey. Annem hasta. Haftada üç kez diyalize bağlanır.
Durumu çok ağır olmasına bakmaksızın birde bu yol ızdırabını çekeriz.
Biraz yürür, biraz durur, dinleniriz. Haftada üç kez tekrar eder bu durum.’
Yüreğin sesi: Bu söylediklerinden sonra niye araba tutmuyorsunuz diyecek gibi oldum.
Hani denirya yüreğim cız etti, aynen öyle oldum. O soruyu Rabbim bana sordurmadı.
Durum çok belliydi, memleketimizde yıllardır kangren olmuş bir yoksulluk devam etmekte.
Buna benzer hiç bir sosyal güvencesi olmayan nice durumlarla karşılaşan insanlarımız vardı.
Bu karşılaştığım durum onlardan birtanesiydi. İçimden Rabbime dua ettim o soruyu bana sordurmadığı için.
‘Genç ismin ne senin?’
‘Garip. Ağabey sende ismini bağışlarmısın?
‘Kürşat’
‘Memnun oldum ağabey.’
Ve ilerliyoruz bu arada Gariple sohbeti koyulaştırdık.
‘Garip sosyal güvenceniz varmı yani hastahane masraflarını nasıl karşılıyorsunuz?
Baban çalışıyormu?’
Garip: ‘Babam sizlere ömür’
Yüreğin sesi: vah Garibim vah. Desene ismin gibi garipsin
‘Özür dilerim sizleri üzmek istemezdim. Bende sorgu memuru kesildim.’
‘Önemli değil ağabey’
‘Başınız sağ olsun, merhumun ruhu şad olsun.’
‘Allah razı olsun. Sosyal güvencemiz yok ağbi, bir yeşil kartımız var.’
‘Garip kaç yaşındasın’
‘16 yaşındayım’
‘Peki sen okuyormusun?’
‘Hayır okuyamadım abi, durumumuz malum.’
Yüreğin sesi: Evet Garibim, evet. İdarenin durumuda malum.
Üretmemek, dışarıya bağımlılaştırmak insanımızı emperyalizme köle yapmaya aday olan idareciler, sanayi derken tarımdan olmak, kömürle insanımızı uyutmak, eğitimde kalite getirmeyip Üniversiteler açıyoruz diye öğünmek, yabancı dillerde ezberci Üniversite açılmasına, yukarıdan birilerinin nerdeyse göbek atacak kadar sevinmesi, hiç düşünmezler yabancı dilde ezberci mekteplilerden memleket adına bilim adamı yetişmeyeceğini, bir türlü anlamazlıktan gelirler, dahası Türkçemizi boyunduruk altına almak isteyenler türemeye başladı.
Ah Garibim ah, yabancı dilde dünyada kaç Devlette eğitim vardır bir sormak lazım, sözde aydın geçinenlere, Üniversiteyi bitiren gençlerimizin işsizlik saflarında binleri bulması teslimiyetcilerin umrundamı. Evet durumumuz malum Garibim maalesef malum....
‘Herhangi bir meşkuluyetin varmı?’
‘Kasabada ne iş bulsam çalışırım. çalışmam demem, yoksa ne yaparız.
Yinede yetişemessin ağabey, yetişemessin. Eş dostdan da bekleyemessin.
Herkesin bir yarası var. Arada bir sağ olsunlar yakınlarımızdan yardım eli uzatılır.
Yinede Allah razı olsun bu zamanda şartlar çok zor.
(Aksaraydayız)
‘Abi bir zahmet musait bir yerde durursan sanada zahmet verdik, burdan öteye biz gideriz.’
‘Garip daha çok yolunuz var, ben hastahaneye kadar götüreceğim sizi anlaştıkmı.’
‘Abi çok zahmet vermeyelim, Allah razı olsun.’
‘Garip hastahaneden saat kaç gibi çıkarsınız?’
‘üç saat sonra hastahaneden çıkarız. ’
(Hastahane)
‘Evet işte geldik,..bacım Allah yardımcısınız olsun.’
‘Sağol gardaşım. Allah ırazı olsun, Rabbim gönlünüze göre versin, gönül zenginliğinizi hiç eksiltmesin.’
‘Amin bacım, amin. Rabbim cümlemizin yar ve yardımcısı olsun. Şimdilik Allaha ısmarladık.’
‘Ağabey güle güle.’
‘Gardaşım selametle gidin’
‘Oğlum Garibim, bah insanlıh ölmemiş daha. İllede hastahaneye gadar getirecaam diyin bırahmadı.’
‘Evet anne, tabiki iyi insanlar var, baksana gelirken ağabey çok güzel bir Vakıftan söz etti. inşallah başarırlar’
‘He oğlum o didiğin den didi. Negadarda gözel yardımlar yapacahlarınıda didi.
Rabbim yardımcıları olsun.’
(Hastahane Diyaliz sonrası)
‘Anne geçmiş olsun, kalkalımmı? Gidebilecek durumdamısın?’
‘He oğlum galkalım.’
‘Anne bak. Kürşat ağabey hemde koşarak bize doğru geliyor.’
‘Selamun aleyküm.’
‘Aleyküm selam, Kürşat ağabey.’
‘Geçmiş olsun Ayşe bacı.’
‘Sağol gardaşım, Allah ırazı olsun. Oğlum bah, Kürşat gardaşım menim adımıda öğrenmiş.’
‘Evet Ayşe bacı, hastahaneden telefonla diyalizden tam olarak saat kaçta çıkacağınızı öğrenmek isterken senin ismini ordan duydum.’
‘Abi hayırdır bir şeymi oldu? Senin ne işin var hastahanede?’
‘Hasta ziyaretine geldim.’
‘Geçmiş olsun abi. Sizin kiminiz var hastahanade?’
‘Bacım, bacım var.’
‘Vah, vaah. Geçmiş olsun gardaşım. Nesi var garibin?’
‘Bacım şefkatli bir kardeş bekler.’
‘O nasıl bir hastalıktırki gardaşım.’
‘Anne, anne lütfen azıcık sabırlı ol.’
‘Ayşe bacı sizleri almaya geldim.’
Bu sözlerimi duyan Ayşe bacı başını dikce kaldırdı. Bana doğru şöyle bir baktı ve sezsizce başını eğdi. Gözlerinden inci taneleri dökülürcesine yaşlar boşaldı.
Yüreğin sesi: Ayşe bacı eğme başını eğme lütfen. Sen dik dur, sen dik durki benim gibiler mahcup olsun.
Ayşe bacıyla göz göze gelmekden kaçındım çünkü o göz yaşlarının ne anlama geldiğini çok iyi anlıyordum. Böylesi durumlarda aynı duyguları adeta bende yaşardım.
Fazlaca bir şey yapmamıştım. Sadece yapılması gerekeni yapmaya çalışıyordum. Bu bile şefkatli yaklaşmanın duygusal göz yaşlarına sebebiyet vermişti. Bunun peşinden utangaçlık bir hal gelir insana. Bu durumdan al beniz olur insan.
Her insanın doğasında olan bir haldir bu. Benim yüreğim her ikisinede dayanamaz.
Öyle olmasın diye kendimi göz göze gelmekten kaçındım ama yinede göz yaşlarımı Ayşe bacıdan saklayamadım.
‘Hadi Garip, tut annenin elinden. Araba hemen ileride, ben arabayı hastahanenin önüne getireceğim. Sizde hastahane çıkışına gelin.’
‘Tamam ağabey, bizde geliyoruz. Anne hadi sil göz yaşlarını artık.’
‘Garibim, gördünmü yavrum. Negadarda çoh iyi bir insan. Rabbim bu insanları hep afiyetli kıl, her daim var et.’
‘Amin anne, amin.’
(Hastahane önü)
Yüreğin sesi, Hollandaya gitmeden önce annemin devlet hastahanesinde yattığı aklıma geldi yüreğime ok gibi saplandı. Doktorlar yanlış teşhis koymuşlardı.
Alın götürün evinizde yatsın. Çaresi olmayan o kötü hastalıktan demişlerdi. Benim güzel anama. Bizler daha çok küçüktük ta o zamanlardan beri annem yanımda olsa bile ona hasretlik duyarım. Demekki o yaşlarda annemizin tam yokluğunu hissettiğimiz yaş çağlarımızdı.
Rabbim Rahmetimden ümüdünüzü kesmeyin diyordu.
Evet bizler ümüdümüzü kesmemiştik. Rabbim bizden onu istiyordu,ki Hollandaya babamın bizleri yanına almasını vesile kılmıştı. Hiç aklımızdan bile gecmezdi bu hastahanede yatması. Hollandada bile iki yılı aşkın anamızı bizden ayrı koyacaktı.
O zamanlarda meşhur bir türkü vardı, halen de dinlenir ben her defasında duyduğumda bir tuhaf olur gözlerim anamı arar olur.
"Hastane Önünde İncir Ağacı
Annem Ağacı.
Doktor Bulamadı Bana İlâcı
Anem İlâcı.
Baş Tabip Geliyor Zehirden Acı
Annem Vay Acı.
Garip Kaldım Yüreğime Dert Oldu
Annem Dert Oldu.
Ellerin Vatanı Bana Yurt Oldu
Annem Yurt Oldu.
Mezarımı Kazın Bayıra Düze
Annem Vay Düze.
Yönünü Çevirin Sıladan Yüze
Annem Vay Yüze.
Benden Selâm Söylen Sevdiğinize
Sevdiğinize.
Başına Koysun Kareler Bağlasın
Annem Bağlasın.
Gurbet Elde Kaldım Diye Ağlasın
Annem Ağlasın"
Diye biten bir türkü idi.
‘Buyurun arabaya Ayşe bacı.’
‘Kürşat gardaş bizi mahcup ediyorsun.’
‘Estağfurullah Ayşe bacım öyle düşünmeyin. Aslında mahcup olması gereken sizler degilsiniz.’
Yüreğin ses: Ah Ayşe bacım ah aslında utanması gerekenler kimlerdi acaba,
Hep devlet baksın diye etrafımızdaki insanımızdan bihaber olanlarımızmı..?
Yoksa yüce dinimizin emrettiği zekatı yerli yerinde tam vermeyen eli cebine gitmeyenlerimizmi..?
Yoksa yüzlerce vakıflar kuran, bir türlü denetlenemeyen zihniyetlermi..?
Yoksa son duyduğumuz haberde devletin Valiliğine bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının Yeşilovamızda camii’den ihtiyaç sahiplerini rencide eder şekilde yardım anonsu yapanlarmı..?
Yoksa hiç bir hayırsever kişinin kabul etmeyeceği durumu, maalesef devletin Vakfından gelen kişilerin kabul edebilmesimi..?
Yoksa kurulan vakıfları sahiplenmeyip vurdum duymaz olan bizl ermiydik..?
‘Kürşat ağabey, nere gidiyorsun? Sen bizi garaja bırak biz oradan kasabaya otobusle gideriz. Zaten sana yeteri kadar zahmet verdik.’
‘Niye Garip, bana evinizde bir bardak çay ikram etmek istemezmisin?’
‘istemezmiyim abi, o nasıl söz. Senin g ibi abime tavuk bile keserim.
Sadece sizin vaktinizi almaktan çekindiğimdendir.’
‘Kürşat abi senin sözünü ettiğin ve amacına ulaşması için niyaz edip çok istediğin vakıf, farklı ihtiyaç sahiplerini kapsıyor. Yani bunun içine bizlerin durumunda olanlar bile var. Dahası eğitim, yani kasabamızda maddi durumları iyi olmayıp yüksek eğitim yapmayı hak etmiş gençleri, kasabada yaşlı kimsesizleri, derbederleri ve ayrıca gençlerin spor faaliyetlerinede destek olunacağını da söylemiştin.’
‘Evet birde kasabamızda bir misafirhaneden söz etmiştin.
Yani bir misafir hane,ki dışardan kasabamıza ziyarete gelen bütün gürbetcileri içine alan.
Yani yurt içi ve yurt dışı olsun. Cuzi bir rakam ödeyerek misafir hanede kalmaları ve buranın aynı zamanda bir bakım evi gibi yaşlı ve ihtiyac sahiplerini buralarda kalmasını sağlamak ve dışardan gelipte burda kalan misafirlerden elde edilen geliri burdaki kalan insanımızın masraflarını karşılamak. Ne kadar güzel bir düşünce abi. Ama seninde dediğin gibi bu çok zor bir iş.
‘Evet, yeterki insanımız istesin, yeterki bir baş tutanımız olsun.
Bu misafir hane benim şahsi bir düşüncemdi. Keşke bu vakıf bir kabul görse hemşehrilerimiz tarafından. Olmaz diye bir şey yok, yeterki insanımız kalp kapakcığını açıp yüreğinin sesini dinleye bilsin, Rabbimin yardımıyla neler başarılmazki.’
‘Abi her kim bu vakıfta yardımcı olursa, Rabbim onlara cennetinden mevkiler verir inşallah.’
‘Abi keşke anlattığın vakıf daha öncelerden kurulmuş olsaydı.
Hasta olupda zor durumlarda kalanlarada yardım edilecekse, geçenlerde kasabamızda bir teyzemiz çok hastaydı ve bunların durumu bize göre varlıklı insanlardı. Ama maalesef bu hastalık onların elindekini avucundakini tedavi için aldı götürdü. Çok zor durumda kaldılar. Onlarda bizim gibi kimseden bir yardım talep edemediler. Rabbim hiç kimseyi bizlerin durumuna düşürmesin, isteyemessin ağabey isteyemessin’
‘Annemin hep söylediği bir söz vardır. Allahın takdiri, iyi halde’de kötü halde’de şükür ve sabır edeceksin oğul der. Öyle değilmi güzel anam.
‘He yavrum, Garibim aynın didiğin gibi. Yinede bu günlerimize şükürler olsun.’
Yüreğin sesi: Ey büyük Allahım. Kendi dertlerini unuttular, teyzenin durumuna üzülüyorlar ve kaderlerine razı olmuşlar. İsyan etmekmi asla. Zor durumda olupta şükür etmek ne büyüklüktür. Allah’dan gelene razı olmak buna denirdi.
Yeri göğü yaratan büyük Allahım, sözünü ettiğin kibirli olmayan fakir insanları, cennetime ilk koyacağım dediğin, bu güzel insanlar olsa gerek.
Allahım senin hikmetinden sual olunmaz, insanı, insana vesile kılarsın.
Biz aciz insanlara vesile olanlara ne kadar faydalı olabiliyoruz, Rahman ve Rahim olan Allahım nefsime uyup bencil olmaktan sana sığınırım.
(Gariplerin evindeyiz)
Kerpiçden çelenkleri olan bir ev, kapıdan içeri girmeden beni yıllar öncesine götürmüştü.
12 yaşıma kadar bende çatısı akan bir evde kalmıştım. Yazları bakım için çatı damına ne kadarda çorak atsakta yağmurlu ve kışları karlı havalarda çatı damı akması yinede olurdu.
Aklıma güzel anam geldi. Ey anaların anası güzel anam sizlerin o perişanlığınızı bizler o yaşlarda bilemezdik. Senin bizler için nasıl çabalar harcadığın o çatı damlamaya başladığında bir telaş içinde olurdun yavrularını bağrına basışın halen aha yüreğimin şuracığında saklı.
Acemin güzel anaları, çoğunuz aynı telaşları yaşayan analardınız ve bizlere yaşamın her parçasını ruhumuza işleyen sizlerdiniz dünyamızı sizler yaratmıştınız.
Şair Bahtiyar Vahapzade nede güzel demiş:
‘Bizler sizsiz bir hiçtik’
Azeri lehçesiyle, bizim Acem lehçesinin benzeriyle dile getiriyor.
"Menim Anam
Savadsızdır
Adını da yaza bilmir
Menim anam...
Ancak mene
Say öğredip
Ay öğredip
il öğredip
En vacibi dil öğredip
Menim anam.
Bu dil ile tanımışam
Hem sevinci
Hem de gamı
Bu dil ile yaratmışam
Her şiirimi
Her nağmemi,
Yoh men heçem
Men yalanam
Kitap kitap sözlerimin
Müellifi: Menim anam"
Garibin sana tavuk bile keserim dediği tavuklar günlük yumurta ihtiyaçlarını karşılıyordu.
Aslında bu durumda olan insanımız için bir tavuk çok şey ifade ediyor olabilirdi.
Garibin çok israr etmesini geri çevirdiğimden dolayı üzüldüklerinin farkındaydım.
Birdaki sefere diyerek ikna ettim.
Ayşe bacının demlemiş olduğu güzel kokulu çaylarımızı içtikten sonra ben müsade istedim.
‘Garip ,Ayşe bacı Allaha ısmarladık, sağlıcakla kalın.
Ayşe bacı dualarınızda bu zavallı kardeşinizede yer vermeyi unutmayın.
Garip anneni üzme olurmu.’
‘Selametle gardaşım, duam sizinle olacaktır.’
‘Kürşat ağabey Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Güle güle gidin.’
Arabama bindim tam uzaklaşacaktım iç aynadan gördüm.
Garip koşarak bana doğru durmamı işaret ediyordu ve birden benimde aklıma onlara vermek için hazırladığım zarf geldi. Vermeyi unutmuştum.
Kendi kendime mırıldandım, nasıl olurda niyetinden çıkardığını vermeden geliyorsun.
Bu durum sanki onlardan bir şeyler çalmış gibi geldi bana. Çünki onlar için ayırmıştım.
Garip koşarak soluk, soluğa geldi.
‘Kürşat abi! Kürşat abi cüzdan! Cüzdanını düşürmüşsün! Annem çabuk koş oğlum Garibim yetiştir dedi. Belki o cüzdanda bizler gibi kaçtane yetimin hakkı vardır dedi.’
Bu davranış beni çok etkiledi ve duygulandırdı. Göz yaşlarımı bu seferde ben tutamamıştım. Gariple göz göze gelmiştik. Baktım Garipde ağlıyordu. Bu davranışın hastahane önündeki Ayşe bacıyla yaşanan durumdan bir farkı varmıydı.
Evet bir fark vardı. Ayşe bacı bedenen rahatsızlığın tedavisini görmeye çalışıyordu ve bense nefsime karşı açmış olduğum savaşı yenmeye çalışıyordum. Karşımdaki insanlar nefis savaşını yenmişlerdiki. Çok ihtiyaçları olduğu halde bile hakları olmayan bir şeyi alıp kabul etmek onlar için değildi.
Beni ağlatanda bu duyguydu. Çünkü cüzdanda kimilerinin nefsini aldatabilecek miktarda nakit vardı. Hastahaneye gitmeden önce bankaya uğramıştım.
Yerlerine verilmek üzere hazırlamış olduğum nakitlerdi. Bu olay bendeki zarfı Garibe vermem için bir sebep olmuştu. Rabbimin takdiridirki herkesi hakkına razı etmişti.
Ayşe bacının Garibe dediği doğruydu. O cüzdandakiler verilecek yerleri belli olan yetimlerin hakkıydı.
Garibin annesine bu derecede yardımcı olması tabiki üzerine düşen bir görevdi. Bana Hollandaya geldiğim ilk yıllarda annemin iki buçuk yıl gibi tedavi için hastahanelerde yatmasını hatırlatmıştı. Evet sosyal güvencemiz vardı ama ben o yıllar 15 yaşlarındaydım.
Hani denir ya, dil bilmeyiz yol bilmeyiz. Aynen o durumdaydık. O hastahane senin bu hastahane benim. Ne kadar zor günler yaşamıştık. Allaha şükürler olsunki annem sihatine kavuşmuştu. İnşallah Garip gibilerinde anneleri şifa bulurlar.
"Doktorlarda nerden bilsin yüreğin acısını "
"Bir Çoğumuz Yeşilovada bıraktık canımızın yarısını."
''Kopamayız Senden Güzel Acem.
Aramızda engel dağlar
Hasret kaldık Gurbet bağlar
Kopamayız senden bizler
Kopamayız senden Acem
Nakarat
Acem Acem güzel Acem
Acem Acem şirin Acem
Doğduğum yer güzel Acem
Kopamayız senden Acem
Çocukluğum sende saklı
Savrulduk hep farklı farklı
İnan yerin özel farklı
Kopamayız senden bizler
Kopamayız senden Acem
Nakarat
Höyük vardır ortasında
Üç mahalle etrafında
İnciler gibi durursun
Kopamayız senden bizler
Kopamayız senden Acem
Nakarat
Yıllar gecsede aradan
Kimsem kalmasa yuvadan
Kopamayız senden bizler
Kopamayız senden Acem
''Doğduğum yer bahtı kara güzel Acem.
Mahmut Mun
Evet, Garibin yerinde olmak, şöyle bir soru getirebilirmi insanın aklına, Rabbim bizleri daha çok seviyor bizlere dünya malı için gıyak geçiyor denebilirmi ? Halbuki bütün alemi yaratırken birini birine vesile kılmış olan Rabbim, nede güzel dünyanın denge düzenini sağlamış.
Her maklukatda aynı denge olsaydı ne olurdu dünyamızın hali acaba,
Eşref-i mahlukatız lakin; neylersin hamurumuz çamurdan. Demekki yaradılışta bir üstünlük yok.
Peygamber efendimiz (S.A.V) de buyurduğu gibi üstünlük takva,dadır.
Şükredenlerede vesile kıldığı,insanların yardımlarına koşanlarada, cennetini vaad eden yine Rabbim.
Kibirli olmayan fakire, sabır karşılığı cennetime ilk koyacağım, vaadini veren yine Rabbim.
Şahsen ben hakkına razı isyan etmeyen onurlu, gururlu, tabiki sistemin vermiş olduğu yoksulluktan uzak, ezilmeyen dürüst, eğitimini yapma imkanları olan, Gariplerin ve sihhatine kavuşmuş, ne durumda olursa olsun, şükretmesini bilen, Ayşe bacıların çok olması, dileği ile,
Bir hayal gücünden geleni, sesli düşünmeye çalıştım.
Karakterler hayalidir.
İğde Kokulu Güzel İnsanlara Selamlar Ola.
Ne Mutlu Yeşilova Sevdası Olanlara
Saygı ve sevgilerimle..
Mahmut Mun
14.12.2008
Garibin yerinde olmak ( Ayşeciklere ışık olabilmek )
Tekrar tatil için kasabamızdayız.Tabi her tatilde olduğu gibi kabristanlıklarımızı ziyaret yakınlarımızı ziyaret derken, Ayşe bacı ve Gariblerin evine uğramamak olurmuydu. Ailece ziyarete gittik. Vardığımızda Ayşe bacı tek başına eşikte oturuyordu, bizleri görünce görmeye dayanamadığım o inci taneleri gözlerinden süzüldü.
Kürşat gardaşım hoş geldiniz dedi. Küçük oğlum elini öpmek istedi öptürmeden kucaklayıp maşallah deyip yanaklarından öperek, inşallah sıhhatli ve babası gibi yüreği zengin olur, diyerek dua etti.
Hal hatır sormanın ardından, Ayşe bacının sağlığının dahada gerilemiş olduğunu gördüm. Dertleştik, bir kaç gün önce hastaneden gelmiş. Daha başka rahatsızlıklar yakasını bırakmamış.
Garibi sordum, iş aramak için vilayet dışına gittiğini söyledi. O arada Ayşe bacının telefonu çaldı, biraz konuştuktan sonra bak dedi, sana kimi veriyorum diyerek bana telefonu uzattı.
Telefondaki Garipti telefondan sesimi duyunca, Kürşat abi senmisin dedi, nasıl tanıdın dediğimde abi senin sesin kulağımdan hiç çıkmadi ki diyerek, annesini ziyaretimizden dolayı çok memnun kaldığını dile getirdi. Gariple hal hatır sorduktan sonra, vedalaştık.
Vilayet dışında olmasına ramen annesini telefonlada olsa ihmal etmeyip sık, sık arayıp annesinin hatırını soruyormuş.
Dikkat ettim Ayşe bacı yerinden kalkmak istiyordu fakat zorlanıyordu, dedim rahatsız olmayın.
Kürşat gardaşım, sizlere çay ikram etmemek olurmu dedi, Eşim siz oturun abla ben çayları hazırlayım.
Bu arada garibin evlendiğini birde çocukları olduğunu, torunuma Garibim benim ismimi verdi dünyalar güzeli birde Ayşeciğimiz var şimdi. Rabbime şükürler olsun, bu mutluluğuda tatdırdı bizlere.
Aynı evde kaldıklarını gelin kızın anne ve babasını ziyarete gittiğini söyledi. Ayşe bacının evin önünde küçücük bir bahçesi vardı, kelek, domates, biber gibi sebzeler ekmiş onlardan ikram etmek onu ne kadar mutlu ettiğini anlamak için orda olmak gerekirdi.
Küçük oğlum bahçeden hırtıt dediğimiz keleğin küçüğü, ondan koparıp kokluyordu baba ne güzel kokusu var deyip, çoktan süt dişlerini geçirip tadına bile bakmıştı. Evet Ayşe bacıya veda etme zamanı gelmişti. Ayşe bacı hoşça kal, Allaha emanet ol. Güle, güle Kürşat gardaşım, beni çok sevindirdiniz Allah’ta sizleri sevindirsin, Allah ırazı olsun diyerek bizleri uğurladı.
Tatilden döndükten kısa bir süre sonra üzücü haber çabuk gelir derler ya, Ayşe bacının hakka yürüdüğü haberini aldım.
Ayşe bacı, Allah sana rahmet etsin, ruhun şad olsun.
Hastalığa ve zor şartlara ramen insanlığından fire vermeyen, her haline şükredip asla şikayet etmeyen, adam gibi adam, güzel insan, inanıyorum ki, makamın firdevs olmuştur.
Garibi telefonla arayıp başsağlığı dileyip, acısını paylaştım.
Aradan bir kaç yıl geçmişti, İstanbulda yaşayan Acem sevdalısı değerli bir kardeşim, hemşehrimizin yardımlarıyla Garib Aksarayda işe başlamıştı, bu durum beni çok duygulandırdı sevindim.
Allah Acem sevdalısı kardeşimden razı olsun.
Demem odur ki iğde kokulu güzel insanlar. Herkes imkanı dahilinde yapabileceği küçücük yardım, ihtiyacı olan biri için ne kadar makbule geçtiğini unutmamak dileğimle, yıllar evel Ayşe bacıyı diyaliz için hastaneye götürürken, Gariple aramızdaki konuşma gelmişti aklıma,
‘Sen okuyormusun diye sormuştum?’
‘Hayır okuyamadım abi, durumumuz malum demişti.
İnşallah Ayşe bacının torunu Ayşecikler sahipsiz olmaz, onlar okutulabilir. Rabbim bizlere böylesi durumda olanlara ışık olmayı nasip eder temennisinde bulunarak, Garibin yerinde olmak karalamamı noktalıyorum.
Tüm güzellikler kalp gözü açık olan, iğde kokuluların olması dileklerimle,
Saygı ve sevgiler sunarım.
Mahmut Mun
Garibin Yerinde Olmak -Ayşeciklere ışık olabilmek
♡