Ne kadar adam tanıdıysam bir gariplik vardı hallerinde…
“Adam olmanın sermayesi hüzündür” diyordu bir düşünür. Sahi hüznü olmayana adam denir mi? Peki hüzün insanın bizzat kendi zatına duyduğu hissiyat mıdır? Elbette ki hayır! İnsan başkalarının hüzünlerini hissedebildiği kadar insandır. Başkalarının dertleriyle dertlenmek, gah gönülden gah gözlerden yaşlar dökmek… Ne muazzam bir gariplik…
Karakoç’un Mihraban’ına aşık olmak, o ızdırabı hissetmek, Fuzuli’yi canından usandıran cefayla hemhal olmak, dağları delmekten hali mecali kalmasa da bitap düşse de elinden kazmayı bırak(a)mayan Ferhat’ın yorgunluğunu yaşamak ve fakat Erdem Beyazıt’ın “Aşkın bir adı da yorulmamaktır” sözüne hürmet edip o hüzünleri an be an yaşayarak yürümektir adam olmak!
Selam olsun gariplere!
Adamlara!
Ademlere…
Yetkin olmadığım bir tarzda yazmaya gayret ettim. Güzeli bilmek bir lütuftur. Her lütfun bir bedeli vardır. Güzeli bilenler çirkinden rahatsızlık duymaya mecburdurlar. Şayet gayretimiz güzeli bilenlere rahatsızlık verdi ise affoluna.
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!