GÜL DAĞINDAN ESİNLER - 15
 
 
 
TÜRKE DURMAK YAKIŞMAZ
 
Bir mesleğe darbeyken, dokuzuna iş kolu,
Hayatımıza giren her teknik, fırsat dolu;
Çağ aşmak istiyorsak, özgün icatlar gerek,
Demir dağı geçmenin artık uzayda yolu...
 
 
MÜSTEŞAR
 
Müslümana kengeşmek, hem farz, hem sünnet işar;
Her yöreden bir seçkin, vekaleten Müsteşar;
İlmen, dinen bilgili, sözünün eridir O,
İstişarelik işte, derdest "şura"ya koşar...
 
* Kengeşmek: İstişare etmek.
* İşar: Yazılı bildirim.
* Müsteşar: Önemli işlerde kendisine danışılan kişi.
* Şura: İstşare meclisi, kengeş.
 
 
MUAMMA
 
İkinci sesim gitse, hastalanır yatarım;
Dördüncü kovulanda, yönüm dengi batarım;
Ortanca terkedince, gurbette kaybolur da,
Beşinciyi kesene, yetti (....) deyip çatarım...
 
 
BEY-ŞEHİR
 
Hatti’lerden tereke "bilge pınar" ayakta,
Beş bin yıllık tarihin göbeğinden akmakta;
Kubat-abat Sarayı, Eşrefoğlu Camisi,
Gölden aptest alarak bizden bize bakmakta...
 
* Bilge pınar: Eflatun pınarı.
 
 
PİŞKİN AR-BAT
 
Koku yayıyor diye götürmüş bir izbeye,
Orda komaya girmiş "çıtır köpek" haybeye,
Üstelik bunu yapan eğitimli bir bayan,
Pişkin avrada benzer, ateş-topu tepkiye...
 
* Arbat: Eski Türkçe avrat, evli kadın.
 
 
BİBERLİ BOYA
 
İsot ününe layık, dili zehirden acı;
Haklı haksız demeden eza vermek amacı;
Önünden kaçar olsak öfkeden alarıyor,
O hali tam odunluk tipik "bakkam ağacı"...
 
* İsot: Eski Türkçe issi-ot; Genellikle Güneydoğu bölgemizde yetişen oldukça acı kırmızı biber türü.
* Alarmak: Renkten renge girerek kızarmak.
* Bakkam ağacı: Odunundan kırmızı boya çıkarılan bir ağaç türü.
 
 
( X X )
DUVAR GAZETESİ
( "" )
 
Liseli aşkımızdan, haftalık işmar sezgi,
Yazılar döşenirdik, yâr kelam, elle dizgi;
Yarım asırdan eski, duvar gazetemizin,
Altına "den-den" çektik, üstüne "çapraz çizgi"...
 
 
 
YUSUF BİLGE