Haftalık Ayak Divanı  ile Ayak Çekmek

Divan  devlet yönetimi ile  ilgili idari, mali, askeri meseleler ve  davaların görüşülüp gerekli hükümlerin verildiği toplantı   yerine denir. Bu tip toplantıların   ilki Hz Ömer zamanında yapılmış sonra da diğer tüm İslam Devletlerinde de görülmüştür.

Divan Osmanlı Devleti'nde   ilk divan  Orhan Bey zamanında   yapılmış bu sözcük  padişah, sadrazam ve bazı yüksek rütbeli devlet görevlilerinin oluşturduğu meclis ve meclisin toplandığı yer anlamına da gelmiştir.

Osmanlılarda  divanların yapıldığı ilk bina Fatih döneminde   ahşap bir yapı  olarak inşa edilmiş,  (1451-1481) günümüzde Kubbealtı verilen muazzam  revaklı yapı Kanuni  döneminde Mimarbaşı Alâeddin tarafından 1527-29 yıllarında  inşa edilmiştir. Bu  yapı - Kubbealtı - 1792  Sultan III. Selim döneminde  süslemeler ve eklentilerle  onarılmış, bugünkü görünümünü almış, [1] binaya kemer boşlukları yaldızlı şebekeler,  rokoko kabartmalı kapılar eklenmiştir. 1819 yılında Sultan II. Mahmud döneminde bir onarım daha geçiren yapının cephesindeki iki manzum kitabeden biri Sultan III. Selim diğeri Sultan II. Mahmud’a aittir.

Divan-ı Hümâyun  haftanın dört günü sadrazam, Kubbealtı vezirleri, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri. İhtiyaç duyulması halinde şeyhülislamla birlikte, nişancı, defterdar, reis-ül küttab, tezkereciler ve kâtipler  eşliğinde toplanır, bu toplantıya Padışah katılmaz, toplantılarda devletin siyasi, idari, mali, örfi işleri, önemli davalar görüşülürdü.

Padişahlar, Kubbealtı’ndaki toplantılara katılmazlar,  Adalet Kulesi’nde Kubbealtı'nı gören bir kafesli penceresinin arkasından toplantıları izler, yanlış bir karar alındığında pencerenin perdesini kapatarak toplantıya son verirlerdi. Bunun üzerine sadrazam ve vezirler Arz Odası’na geçerek konuyu görüşmek üzere padişahın huzuruna çıkarlardı.[2]

Padişah haftada bir gün, Adalet Kulesindeki kafesli penceresine çıkar, vezirlerin toplantı odasına da bakan penceresinden    vezirlere halini arz etmeye gelen halkın dileklerini dinlerlermiş. Halkın dileklerinin dinlendiği bu divana da hafta divanı denmiştir.  Hafta divanı halkın sorunlarını ve  dertlerini padişaha  kadar taşıyabildikleri bir divan olarak divan şiirimize de geçmiştir.

Kapına ko geh gâh ey peri bî- dillerin
Şehlere âdet durur her hafta divan eylemek.     Necati[3]

Ey güzel ko gelsinler âşıkların, dertlerini  ara sıra  anlatsınlar,  çünkü şahların haftada bir  divan eylemek âdeti vardır.

Necati’nin bu beytinden 15 yy da padişahların her hafta divanına çıkıp halkın dertlerini ve sorunlarını dinledikleri  açıkça anlaşılmış olur.

Arz-ı hüsn  eyle şehâ kapına geldi  âşık
Padışahın şeref-i şevketi  divân iledir.           Meşki [4]

 

Ayak Divanı

Padişahın halkın  dertlerini dinlemek  için  halkın huzuruna çıktığı, - padişahîn arzusu ile veya acele karar alınmasını gerektiren haller  sebebiyle yapılan -  halkın, tüccarların,   esnafların, askerlerin  dertlerini ve isteklerini  ayakta dinlediği  divanlardı.  Bu divan olağanüstü hallerde yapılır ve ayaküstü gerçekleşirdi.  Pâdişâh hâriç, dîvânda bulunanların hepsinin ayakta durarak karar almaları sebebiyle bu tür toplantılara ayak dîvânı denilmişti.[5]Bu ayak dîvânları pâdişâhın arzusu, - isyanlar ve  olağanüstü haller nedeni ile acele karar almayı  gerektiren  haller - sebebiyle yapılan dîvânlardı”

Ayak divanı  çoğunlukla  Yeniçerilerin kazan kaldırması askerlerin   sarayın avlusuna dolmaları  üzerine  padişahın onları dinlemek için avluya çıkmasına denirdi.  Bu türden ayak divanları yeniçerilerin isyanları sonrasında oluyor,  padişahı ayak divanına  çağıran yeniçeriler padişaha  maruzatta bulunuyorlar, şunun, bunun  kellesini de istiyorlardı.

Eski devirlerde  bekçi, “ asayişi sağlamakla görevli,  ases ( zaptiye polis)  memurların arasında  müntesip şahne gibi bir de ayak naibleri vardı. Ayak naibleri yakalanan suçluları  ayakta sorguya çeker ve cezasını verirdi. Buna da ayak  divanı denirdi.  “[6]

Eski şiirimizde meyhanede içki içip olay çıkaranlar hemen ayak üzerinde sorguya çekilirler , ayak naibleri tarafından cezalandırılırlardı.

 

Ayak Çekmek

Ayak çekmek deyimi  ayak naiblerinin suçluları sorguya çekmek manasına geldiği gibi, meyhanecilerin, sakilerin veya sarhoşların  kadehi ellerine almaları, meyhaneden çıkarılmaları veya kadehin masadan alınması anlamlarında da kullanılıyordu.  Eski devriler de kadehin  altındaki tutulacak bölüm ince oluyor ve   kadehin altında tutulan ince yere  ayak deniliyordu.  İçki içmek için meyhanede toplanılmasına meclis  dendiği gibi meyhaneden çıkmaya  veya kadehi ele almaya ayak çekmek denilirdi. Kadehin ele alınması, sarhoşun meyhaneden çıkarılması, içki içenlerin meyhaneden ayrılmasına  veya meyhanenin terk edilmesine  ayak çekmek veya ayak göçürmek deniyordu.

Çizmeci meyhanesinden çekmez ayağı ol şah
Bir  ayağı bizde ise bir ayağı meyhanede 

Çizmecide mest olan  çeksin  ayağı sakiyâ
Bir ayak divan eyle  zümre-i mestaneye           Haşmet

Vardım ki yurdundan ayak göçürmüş
Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş
Sakiler meclisten çekmiş ayağı                  Bayburtlu Zihni

KAYNAKÇA

[1] https://www.topkapisarayi.gov.tr/tr/content/kubbealt%C4%B1-divan-%C4%B1-h%C3%BCmayun

[2] https://www.topkapisarayi.gov.tr/tr/content/kubbealt%C4%B1-divan-%C4%B1-h%C3%BCmayun

[3] A.T.Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB, 1996, SHF. 250

[4] A.T.Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB, 1996, SHF. 250

[5] Osmanlı Târih Deyimleri; cild-1, sh. 117

[6] A.T.Onay, Eski Edebiyatta Mazmunlar, MEB, 1996, SHF. 250