Hasretten bir name var, kulaklarıma perde
Şakırdayan dillerin, süslediği bir belde
 
Geceler divan kurup, canlı cansız davetli
Metnin ziyafetinde talebeler heybetli
 
Yıllar yılları kovdu, caminin avlusunda
Bir kudba mekandı o tüm gönlüyle yanında
 
Akın akın akardı dört yandan o ilim ki
Beykent dolup taşmıştı yeter diyordu sanki
 
Yüklenilmez bir hazzın verdiği korkuydu bu
Oluk oluk akardı, sevgi gönüllerde su
 
Haykırırdı geceler, bir müjdeyle sevinçli
Sabahlar zorluyordu ilmin sardığı beli
 
Ve derya çağlar iken, ilmin dört bir yanından
Birden boyandı sanki suratı al al kandan
 
Salladıkça başını erirdi büklüm büklüm
Ermişti kocamıştı, gayb kendisince malum
 
Kaskatı oldu diller, yüzlerde bir şaşkınlık
Nedir dediler hocam, ruhundaki bu darlık
 
Üzülmeyin diyordu, çözüyorken düğümü
Hatasından ölçmüştü, insanlığın gücünü
 
Bizim bağda bu anda bir kadın var, topluyor
Çalı çırpıyı kat kat, birikmiş dinleniyor
 
Var git oğlum diyordu, söyle bırakıp gitsin
Günahtır işlediği hatasından utansın
 
Varıp bağa bakınca, bir gerçeğe şehadet
Doğruydu söylenilen gönülde bir saadet
 
Dinin gönlüne lütfu tükenmeyen bir sevda
Bir umut uçuşurdu, gönlünün deryasında
 
Aradan yıllar geçti, bir ömrün süzgecinde
Ölüme kucak açtı, yüce zat küçük köyde
 
Yine günlerden bir gün, ölümünün ardından
Bir halka nur süzüldü, kayıvermekte arştan
 
İnip inip açıldı hayretlik durağında
Mezarına süzüldü halkın bakışlarında
 
Şimdi ilimden ârî, harabe o medrese
Bir hasret ağlamaklı, koşuşuyor o sese