İlk başlarda zorlanmıştım. O saatte uyanıp gözlerimi açmak dünyanın en zor işiydi. Yataktan kendimi değil de bir öküz ölüsünü kaldırıyordum sanki. Ama zamanla o öküz ölüsü yerini canlı bir kırlangıca bıraktı. Gözlerim kendiliğinde açılır olmuştu. Kör bir insanın dünyaya ilk defa bakması… Öyle hissediyordum. İlk kalktığında soğuğu hissetmiyorsun. Biraz yatağın ucunda oturup beliyorum soğuğun tenime vurmasını. O şekilde anlıyorum uyanık olduğumu. Ciğerlerimi dondursa da soğuk havayı seviyorum. Sonra musluğun soğuk tarafını açıyorum. Yüzümü temizliyorum uykudan. Her sabah yaptığım gibi bir bardak su içiyorum. O suyun tadını gün içinde içtiğim sular veremiyor bana. Su saat beşte çok daha berrak oluyor. Aynaya bakıyorum mesela. En çok kendimi, özümü, olduğum insanı sabah aynaya bakarak görüyorum. Saçlarım dağınık, gözlerim küçülmüş… Sonra diyorum ki kendi kendime ‘’Beni bu halde görseydi sever miydi?’’. Her sabah üşenmeden ve aynı cevabı tekrarlayarak soruyorum bu tembel soruyu kendime. Cevabını da kendim veriyorum. Unuttuğum için tekrarlıyorum belki de. Hiç hatırlayamıyorum verdiğim cevabı. Belki hatırlamayım diye soruyorum kendime her sabah 5’te…